CUMHURUN BAŞI KİM OLMAYA?


O, markette, bir tabure mi artık neye ilişmişse, o yalnız adam, Sayın Başbakan idiyise, o kimse lütfen bu cumhurun başı olmasın. (1) Önce kendisine, sonra cumhura yazık. Sonra, eşi hanımefendi de istemiyormuş… hanımların sezgilerine itibar edelim, kendimize ve millete kıymayalım –lütfen.

 

Her gün işe giderken sevdikleri ile helalleşen yüzlerce madenci kara toprağın yüzlerce metre derinliğinde ölüme yolculanmışsa ve, yuvalarına dönemeyen yurttaşlarının acılı akıbetini hafifseyici, sıradanlaştırıcı bir dille anan kişi, “kömür ocaklarında bunlar hiç olmaz diye yorumlamayalım, bunlar olağan şeylerdir, yapısında fıtratında var bunlar, literatürde iş kazası denilen bir olay” diyerek yaşanan vahşeti, 19. yy./20. yy. başı kapitalizminin vahşiliği ile kıyaslayıp ‘milli irade’yi  -ve kendini- ferahlatmayı seçebilen de bir başbakansa hele;

 

Daha yakın geçmişte, ölen gencecik canları ‘tane’ye vurabilmiş, tane-tane ölüleri siyaseten tasnif edebilmiş, dahası, yavrusunu kaybeden anneyi cumhurun bir kısmına yuhalatabilmişse;

 

Evlatları bombalanıp parçalanan acılı ailelerden bir özürü esirgeyecek denli insan acısına yabancı, ‘insan’dan yana tavır alanları devlet şiddeti ile püskürtmeyi siyaset belleyecek denli tahammülsüzse ve, askeriyle polisiyle devletin şiddetini her türden taltifle başının tacı edebiliyorsa;

 

Canı yanan öfkeli insanı jandarması ile birlik tartaklayan, tekmeleyen bir de müşaviri olabiliyorsa o kişinin; velhasıl, vicdanı, mazlumun, mağdurun hâlinden anlamaya el vermiyorsa; en mutedil hâli, “Ananı da alt git!”se;

 

Halden anlamaktan, duygudaşlıktan vazgeçtik; yakın çevresi, yol arkadaşları, yandaşları, vs. ile, ‘devlet biziz, devlet bizim!’ kıvamında el koyucu; evrensel hukuksallığa, insan hak ve özgürlüklerine ‘sevsinler sizi’ mesafesinde ise;

 

Devlet olma iradesi,  o kişinin şahsında, Alevisi, Kürdü, gayrimüslimi… dili, dini, kimliği ile, bugüne ve düne, yansız-yüksüz-eşitlikçi, hakikatlerden yana ve insanca bakmasına el vermiyorsa;

 

İtikadı; yeşile, havaya, suya, canlıya, taşa, toprağa, tarihe, mimariye saygıya müsait değilse, kıyıcılıksa muhafazakârlığı o kişinin;

 

Kollarında yedi yüz bin liralık saatleri ‘mütevazı’ yoldaşlarıyla yürüyüp gelmişse bütün o yolları ve en mahrem odalarına para yığanlarla birlikte –ve ıslanmışlarsa beyhude;

 

Aklanmanın meşru yollarına itibar etmektense, yargıya, yargı süreçlerine müdahaleyi ve tüm erkleri kendi elinde toplamayı yol bilmiş ve öylesi bir cumhurbaşkanlığa da azmetmişse;

 

Kendi gibi ve kendinden yana olmayana saygısız, sevgisiz, dahası kuşkucu ve düşmanlaştırıcı ise; ülkenin tüm komşuları ve neredeyse dünya âlemle kavgalıysa;

 

Kendisine ve siyasetine yönelik eleştiriye tahammülsüzlük ve hiddeti, kolunu çekiştirmeyi göze almış cumhurbaşkanı marifetiyle dahi dizginlenemeyecek raddede; teşrifat ve muaşeret edebinden yoksun, öfke denetimi bozuk bir başbakan ise o kişi;

 

Tüm farklılıkları ile birlikte, eşit ve özgürce yaşamaya muhtaç; kavgasız, gürültüsüz, barışçıl bir hayata aç insanların ülkesi ise bu ülke –ve, kaçınılmaz, bir yol ayrımına, bir eşiğe dayanmışsa;

 

…evet, o kendi ile dahi başı hoş olmayan kişi, olmasın cumhurun başı!

 

Ve lütfen… kıymasın, kendine, ülkeye ve bize.

 

Peki, kim olsun cumhurun başı?

 

Sadece ‘insan’ olsun.

 

Ve… evrensel saygınlığa sahip, hakikat ve adalet duygusu ile mücehhez bir müsait ‘insan’ bulamıyorsak şu memlekette –şu ya da bu partinin adamı olmaktan münezzeh-… yazıklar olsun bizlere de.

 

 

_________________________

 

1. Bu yazıyı yazarken ben, Başbakan’ın, o mekânda, birilerine sille tokat giriştikten sonra soluklanmakta olduğu rivayet edilmekte idi.