Devlet Bahçeli yalnız değildir!


 

 

Milliyetçi Hareket Partisi’nin, ‘Halkların Demokratik Partisi’ni, -hem de kendisi kadar milletvekili sayısı ile- ‘Türkiye’ BMM’de yok saymak isteyişini yahut halkların aynasında –kısmen de olsa- yansıyan gerçekliği -gözlerini örtmek suretiyle- çocukça yadsıma telaşını, Bahçeli Devlet Bey’in kişi(lik)sel sorunu olarak değerlendirmemiz; dolayısıyla, şahsa (geniş anlamında, ‘MHP kimliği’ne) mahsus addetmemiz mümkün müdür?

 

Sorunun yanıtı, açıkça, ‘Hayır!’ olmalıdır. Zira, ‘Cumhuriyet’in meclisindeki bir duruştan söz ediyorsak ve o duruş –şu ya da bu ölçüde- Cumhuriyet’in kuruluş meşrebine dahilse, yaşananı şahsa mahsus bir garabet olarak almak yerine tarihteki yerine oturtmakta yarar vardır ve o zaman görülecektir ki, Bahçeli Devlet Bey, mahut Cumhuriyet’in sadece bir karikatürü, ve o yolla, temel gerçekliği –bağ, bahçe, bostan- en ziyade gözümüze sokuşturanıdır. Ve yine, -bilvesile, hakkını teslim etmeli- Bay Bahçeli, Cumhuriyet hakikatine bigâne kalanlara, Brechtiyen bir ‘yabancılaştırma (aymayanları aydırma) efekti’ ile katkıda bulunandır da.

 

Nedir peki, Cumhuriyet’in hakikatinden muradımız? Çözüle çözüle yıkıma doğru ilerleyen Osmanlı (Devleti), nihayetinde, ‘Türklük/Müslümanlık’ esaslı bir devlete, o devleti ayakta tutacak İttihatçı zihniyete ve o geleneğin vârislerince kurulan ‘Cumhuriyet’ devletine tahvil olmuştur. Bir başka deyişle, Cumhuriyet, Türklük/Müslümanlık temelinde, ‘öteki’ olana düşmanlık üzerinden kendini kurmuş ve tahkim edegelmiştir. Ezcümle, Devlet Bey, tam da o geleneğe yaslanmak, elde avuçta kalan yegâne ‘düşman’ Kürtleri yok saymak (esasta, ‘yok olmalarını arzu etmek’!) suretiyle -Cumhuriyet’in otantik hafızası olarak- ‘atarlanan’ milli bir şahsiyettir.

 

‘Bahçeli yalnız değilsin!’i suratımıza çarpan en son örnek, hatırlayacaksınız, Avrupa Parlamentosu’nun ‘Ermeni Soykırımı’ tasarısını onaylaması idi. AP, üyelerinin ezici çoğunluğu ile, ‘1915 olayları’nı, bir ‘soykırım’ olarak kabul etti ve T. C.’ye de, geçmişle ‘yüzleşerek’ olanı ‘tanıma’ çağrısında bulundu. Tasarının kabul edilmesine tepki gösteren –vaktin- ‘Başbakan Yardımcısı’ Yalçın Akdoğan –bize mahsus olanı karşıya yansıtmak milli maharet ve cevvalliğimizden ilhamla-, “Goygoyculuk yaparak ciddi konular ele alınamaz” ayarını verdi AP’ye. (Avrupa ile münasebeti içinde, bu kabil ayarcılık, Osmanlı’nın da, Cumhuriyet’in de, dışarıya dönük ‘beyhude’, lakin, içeriye dönük ‘beylik’ siyaseti olagelmişti zira.)

 

‘Evet; ‘öteki’nin karşısında yer almak (ya da, ‘Cumhuriyet’in kuruluş meşrebi’ne dahil olmak) suretiyle –evvel Allah- hiçbirimiz yalnız değiliz. Karanlıkta bir başına bir odada bırakılsa tir tir titreyecekmiş izlenimi veren çehresiyle Akdoğan Bey’in -mütehakkim kalabalığı arkasına almak suretiyle- öyle hey heyli bir Yalçınlığa yükselmesi de istisnai bir hal değildir elbet. Söz konusu karar, kalabalığın ilgili âlemdeki mümessili, ‘Avrupa Birliği Daimi Temsilcisi’ tarafından ilgilisine (‘Sensin soykırımcı’ ya da ‘Soykırımcı babandır’ edası ile) iade edilmiş; Cumhurbaşkanı R. T. Erdoğan , -milli yadsıma/inkâr savunusu (ana)diliyle- “Bu konuda parlamentolarda alınan kararlar bizim için yok hükmündedir,” diyerek dayılanmayı eksik etmemiş; kurucu meşrep ve ortak mektepten Kılıçdaroğlulu CHP de kusur kalmamış, “1915 yılında, gerek Ermenilerin gerek Müslümanların [!] hafızasında büyük bir travmaya neden olan trajedi, büyük bir felaket yaşanmıştır”ı (sanırsın ki, bir büyük doğal âfetten söz edilmektedir!) yetiştirmiş; ‘Nankör’ Papa Francis’in (‘talihsiz’) açıklamalarına milli muavenet hassasiyeti ile kılıç çeken Kemal Bey, “Papa Francis’in açıklamaları ve Avrupa Parlamentosu’nun ‘Ermeni Soykırımı’nı [‘sözde’ nitemi ihmal edilmiş!] Avrupa Birliği üyesi ülkelerin tanımasına ilişkin tavsiye kararı, iki toplumun barışmasına hizmet etmeyen siyasi tavırlar olması itibarıyla kabul edilemez,” diye ünlemiş ve TBMM’nin, AP’nin ‘Soykırım’ kararına tepki bildirisi olarak yayımladığı metni, (‘AKP+CHP+MHP’si ile) ‘Türklük temelli mutabakat’ imzalayıvermiş; imzalamayan ‘Halkların Demokratik Partisi’ öteki olagelmişken öteki kalakalmıştır.

 

E şimdi, Bahçeli Devlet Bey, Meclis’in esasta kimin bahçesi ve orada kimlerin boy gösterme hakkı olup olmadığı cihetinde cinleniyor ve celalleniyor ise; hissiyatının, şahsi değil, ‘milli’ olduğunda mutabık kalmamak mümkün mü?

 

Halbuki, bu ülkenin barış ve refahının, -kaldığı kadarıyla- farklılıkların eşitliği temelinde tesis edilecek yeni bir ‘toplumsal sözleşme’ ile mümkün olduğu açıktır. ‘Kürt Siyasi Hareketi’ ya da tepkisi, Cumhuriyet’in Türklük temelli milliyetçi hegemonyasını kendi deneyimi içinde –dönüp bakma basiretini tümden kaybetmemiş olanlar için- görünür kılmıştır da. Dahası, Türkiye siyasi coğrafyasında, 1915’ten hemen 10 yıl sonra başlayan başkaldırıları ile Kürt halkı farklılığının ve tanınma talebinin altını çizerken kendisine yaşatılanlarla, aynı coğrafyada bir vakit Ermeni, Rum, Süryani, Ezidi… tüm Hıristiyan ve gayri Müslim’lere neler yaşatılmış olduğunu ayrıştırma, –olana bitene kendi dahli de dahil olmak üzere- ‘yüzleşme’ ehliyeti de kazanmıştır.

 

Hasılı; ‘ötekileştirme’ ve ‘düşmanlaştırma’ya muhtaç milli tesanüd damarının nasıl attığını ve atageldiğini, ‘Demokratik Cumhuriyet’ talebinde kimlerin ortaklaşmacı, kimlerin ayrılıkçı olduğunu, ‘Halkların Demokratik Partisi’ –tarihsel/toplumsal gerçekliğin tabiatından da ilhamla- çarpıcı bir biçimde ortaya koymakta. İnkârla çarpılmak istemeyenler kulak kabartıversin.

 

Evet; ‘Devlet’lûnun hükmünde ‘Bahçeli’ler yalnız değildir. Milliyetçi/mukaddesatçı damar, içinden akan büyük kalabalıkla geniş ve kavidir. Söz konusu kalabalığı eksiltme umudu ise, HDP siyasetinin ‘çokluk’la buluşması ihtimalindedir. (1)   

 

 

 

 

_________________________

1. ‘Osmanlı belgelerine göre, savaş yıllarında Ermenilere yönelik politikalar’ın ne olup olmadığını merak edenler için, Ermeni Meselesi Hallolunmuştur (Taner Akçam; İletişim Y., 2008); ‘Ermeni Soykırımı’ ile yüzleşmeye Kürtleri ehil kılan tanıklıklar ve hafıza aktarımına dayalı bir sözlü tarih çalışması okumak isteyenler için, Yüz Yıllık Ah! Toplumsal Hafızanın İzinde 1915 Diyarbekir (Adnan Çelik, Namık Kemal Dinç; Beşikçi Vakfı Y., 2015); bu memlekette -sadece yakın tarihte- Kürtlere demokratik siyaset ve insanca yaşama hakkı bağlamında hangi imkânın verilip verilmediğini yoklamak isteyenler içinse, Korku Tapınağı/ Güçlükonak, Silopi, Lice, Tunceli (Celal Başlangıç; İletişim Y., 2001) ilk adımda yardımcı olacaktır kanımca.