Gezi Günlüğü / 2

Gezi Günlüğü / 2

Aşağıdaki yazıyı yazdıktan sonra, saat 04.00’e kadar, televizyon kanallarını izledim. Ankara ve İzmir’de, eylemcilerin şiddetle bastırılmasının hâkim eğilim olduğu izlenimini edindim. ‘Gezi’de olup bitenlere yönelikse, ‘hepimiz kardeşiz, iki-üç ağaç meselese ise, hellederiz, n’olacak’ tavrı öne çıkmaktaydı. Şunu hatırlatmak isterim: Ey, AKP siyaseti, ey hükümet, ey kadim devlet zihniyeti, gençlerin tepkisini kendi meşrebiniz dahilinde şekle şemale sokmaya gayret etmeyin, gençler sizi başka bir ‘varoluşsal gerçekliğe’ davet etmekte –ki, bu size son çağrıdır, aymazlık etmeyin!

 

 

 

 

Az önce geldim, ‘Direniş’ alanından (çarşamba, 21.00). ‘Her yer Taksim, her yer direniş’, ‘Her yer direniş, her yer çapulcu’ oluvermişti. Zira, ‘I chapul therefore I am’ idi. Herkes direnerek vardı; var olmak için direnmişlerdi, direndikleri için –ver yansın- eğleniyorlardı.

 

Tam bir panayır yeriydi. Akrobatik numaralar yapanlar, semâ edenler, şarkı söyleyenler, halay çekenler, davulcular, akordeoncular, ‘Daha karpuz kesecektik Tayyib’im’ci karpuzcular, şeker helvacılar, şiş kepabçılar, köfteciler, ‘isimli’ hıyarcılar, kandil simitleri, lokumlar, ‘gözaltına alınırsan aklında olması gerekenler’ duyuruları, asılı yazılı kâğıtlar, kâğıtlar, ‘Sen bir milyon getir, fark etmez, biz biriz’ler, sevgililer, kucakçılar, ‘Serzenişte değiliz, direnişteyiz’ciler, ... herkes ve her şey oradaydı.

 

Nuh’un gemisi -kim bilir nereye, yol almadan- yolcularını salıvermişti mekâna.

 

Efendim? ‘Mustafa Kemal, bayraktaki kalpağını da kuşanıp –hakiki askerleri ile- gelse ne mi olurdu, ya da Halil Berktay hocamızın andığı üniversite hocaları yahut baro  avukatları, afur tafur gelselerdi -cübbelerini savura savura. Vallaha, çok komik olurdu; Mustafa Kemal’in –‘direnişçi’- askerleri bile mahçup olurdu o curcunada herhalde. ‘Patetik 27 Mayıs taklidi’ havalardan çok Mihail Bahtin’in ‘karnavalesk’ havaları idi teneffüs edilmekte olan zira. Karnavalların olmazsa olmaz eğlencesi, ‘eşek şakası’ kabulü görür (‘Nerenin kurtuluşu?!’), gülünür geçilirdi -herhal.

 

 

Bundan sonra olacakları, neyin nereye akacağını kestiremeyiz. Neyin, nereye, nasıl akıtılması gerektiğini –zaten- bize sormadıklarına; yalnızca ve yalnızca, baskının, ayar vermeciliğin, yukarıdan bakmacılığın, külhanlığın, had bildirmeciliğin, ‘Sen sus!’çuluğun öfkesine kulak vererek karnavallarını kurduklarına göre, bize sadece, -çok fazla uyuzluk etmeden- şenliğe katılmak gerekmekte -idi.

 

Evet; onlar birbirlerinden çok şey öğreniyor ve öğretiyorlar. Dışarlıklı –kurtlu  kaşerli- akıllara itimatları da şu şenlik havasında dağılsın; mutlak, kutsanmış ideallere itibarları savrulsun gitsin dağlara taşlara -dileyelim.

 

Yaşadıkları ve birbirlerinin aynasında, -bütün bir tarih boyunca- ülkelerinin kendileri gibi sıradan insanına neler yaşatıldığının izlerini yakalayabilsinler sadece. Demokratik, barışçıl ve özgür bir toplumun, kendileri gibi insanların birbirlerine güveni, birbirlerine yaslanmaları ile gerçekleşeceğini, kurucu iradenin yalnızca kendilerine ait olması gerektiğini hissedebilsinler. Tarih boyunca Kürt, Alevi, gayrimüslim ve tüm ötekileştirilen kardeşlerinin mağduriyetlerinin failinin aynı ‘Devlet’ olduğunu ayırt edebilsinler. Kimselerin askeri değil –sadece- birbirlerinin yoldaşı olmanın kıymetini ve hikmetini keşfedebilsinler.

 

Çocuksuluklarına sahip çıksınlar; çocuk kalmasın, içlerindeki çocuğu büyütebilsinler.

 

-biz de mürüvvet görelim; dermişim…

 

________________________ 

Sabah (çarşamba) gittiğimde ‘Devrim Market’ açıktı. Adı ve sanı ile külliyen matraktı ve âdeta, bir, dönem ve zihniyet parodisi idi. Şaka bir yana, her şey bedavaydı. Akşam ayrı fasıldı. Kandildi. Kandil simitleri seyyar direniş elemanları tarafından onca kalabalık içinde dolaştırılıyordu. Simitler susamlı ve sade idi. Kandil münasebeti ile olanlar dahil, tüm gece güzellikleri de -devrim ve dayanışma ruhu ile- bedava idi. Güzellikleri dağıtanlar melekti. Melekler direnişçiydi. O kalabalıkta dahi, kimse kimseyi çimdirmediği için, herkes bir rüyada gibiydi. Para tedavülden kalkmış, güzellik hüküm sürmekteydi. Müminlere saygıdan, içki bile yok idi!