NEREDEN/ NEREYE?



Biraz uzaktan -mesafenin telkin edeceği salimlikle- bakıldığında her aklı başında insanın görebileceği şey o değil mi? Siyasi/ ideolojik kamusu -yaklaşık iki yüz yıldır- kabak gibi ortadan (tam ortadan değilse de) yarılmış, o minvalde iki yakası bir araya gelememiş/ gelemeyen bir coğrafya burası: Bir yanda, harcıâlem tabiriyle ‘Batıcı/ modernleşmeci’, giderek Kemalist seküler/ laik(çi); öte yanda mütedeyyin-muhafazakârı olmak üzere. Lakin, her iki yakası 'Türklük' zemininde ortaklaşabilen, her daim ortak düşmana (bir vakit gayrimüslimine, ezel ebed Kürt’e) karşı aynı cephede buluşma maharetinde (yarık karınlı ama tek patlıcan hüviyetinde) bir ‘cumhur’! ‘Üretim ilişkileri' bağlamında baktığımızda ise; itliğin sürdüğü, kervanın kararlılıkla yoluna devam ettiği; devleti kim eline geçirirse geçirsin 'emek-sermaye' çelişkisinin sebat ettiği; sadece, hâkim işleyişten yararlanma önceliklerinin değişmekte olduğu bir siyasi/ iktisadi coğrafya. 

Yine bilindiği üzere, emek-sermaye çelişkisi bağlamında itliğin hâkimiyeti için, kalabalığın sınıfsal muhalefetten uzaklaştırılması (hatta, öylesi bir yakınlaşmayı menfur bir faaliyet ve niyet addetmesi), her daim bir düşman tehdidi üzerinden ‘Devlet’ iradesinde birleşilmesi (dolayısıyla, -doğrudan ya da ideolojik- devletin ‘şiddet’ tekeline hâkim olunması) esastan. Bugün yaşadığımız çatışma da, söz konusu yarılmanın, devleti bırakmama/ ele geçirme kadim derdinin güncellenmiş -mükerrer- tezahürü. (İster laik/ seküler, ister mütedeyyin; dert öylesine ortak ve bağlayıcı ki, bir vakit paralel paralel aynı yolda yürümüşlerin iktidardaki bölümünün sündürdüğü sivil darbeyi, ‘kalkışmacı’ cemaatci mütedeyyin eski yoldaşlarına karşı -‘demokrasi aşkına’- savunmakta oluşları gibi bir ‘hoşluk’ da yaşanmakta! [*]) 

Peki; buradan nereye? Nereyeyi, buraya nereden geldiğimizle birlikte, anılan döngüyü kırmaya dair siyaset sahnesinde yer almaya kimlerin ne ölçüde meyyal ya da ehliyetli olduğu belirleyecek. Askeri darbe teşebbüsünü iktidarını tahkim etmek üzere kullanmakta olan Erdoğan rejiminin bundan böyle nereye doğru dümen tutma niyetinde olduğu belli. Ötesini, Türkiye demokrasi güçlerinin, açıkça/ ikircimsiz askeri darbeye karşı olmakla birlikte, tüm farklılıkların eşitliği temelinde yeni bir toplumsal sözleşmeyi aynı açıklık ve ısrarla talep edecekleri ‘demokrasi cephesi’nde buluşabilme niyet ve ehliyetleri tayin edecek. 

Şimdilik, Erdoğan rejimi, ‘zaferi’ ile birlikte, ‘cemaatçi/ darbeci düşman’ın siyaseten kullanılabilir tesirini de azaltmış (kaybetmiş) durumda. Tarihsel mağduriyet tespitini inandırıcı kılacak (‘laikçi’) muarızları da -verdikleri tepki ile- darbe yanlısı düşman tanım ve tespitinden uzaklaşmış halde. Kala kala -her dem müsait- Kürt düşmanlığı kalmakta. Dolayısıyla, -somut olarak konuşursak- askeri darbe teşebbüsü sonrası şöyle bir yol ayrımındayız: CHP (laik, sol Kemalist çevre), farklılıkların eşitliği temelinde, ‘demokratik bir cumhuriyet’in kurucu güçlerinden olmaya mı soyunacak; yoksa, ‘Anayasa’ya aykırı bile olsa’ HDP milletvekillerini Meclis’ten atmaya azimli siyasetin (Kürt düşmanlığının) yanında mı yer alacak? Gerek CHP kitle tabanı, gerekse mütedeyyin (AKP’ye oy vermiş) kesim (hiç olmazsa merkez sağa teşne kısmı), -seçimle bile olsa- yukarıdan devleti ele geçirmeye heveskâr -aidiyetlerin çatışması üzerinden yürütülen- siyasete (kutuplaşma ve kavgaya) bundan böyle ne ölçüde rıza gösterecek? Ya da, ‘demokrasi cephesi’, karnı yarık cumhuru, tüm farklılıkların eşitliği temelinde kucaklayıcı bir toplumsal sözleşmeye ne kadar davet edici olabilecek? Alın teri ile hayatlarını kazanan insanlar (‘halk’/ ‘çokluk’) mücadelelerini asli dertlerine taşıyabilmek için, aidiyetler üzerinden oynanan kadim oyunu itibarsızlaştırmak üzere demokrasi çağrısına ne kadar kulak verecek? 

Bir başka deyişle; -birilerinin, ‘Allah’ın lütfu’ olarak hayra yorduğu üzere- askeri darbe teşebbüsü, Türkiye demokrasi güçleri, toplumsal barış ve özgürlükler mücadelesi için de hayırlara vesile olabilecek mi; yoksa, yarım yamalak demokrasimizi dahi arar hallere mi düşeceğiz? 

* O arada, ‘esoterik’ bir yapılanma ve işleyişten söz edilmekte ise, darbe teşebbüsünde bulunan ekibin tümüyle Gülenci cemaat üyelerinden oluştuğuna nasıl emin olabilmekteyiz?

 NOT/ Bu kısa değerlendirme yazısı, tüm Türkiye için geçerli OHAL kararının duyurulmasından önce kaleme alındı. Şunları eklemek uygun olur: 

  1. Ortada bir darbe teşebbüsü gerekçesi olmakla birlikte (ki, ‘kalkışma’ bastırıldığı, elebaşıları derdest edildiğine göre OHAL’in anayasal dayanağı geçersizleşmektedir), ‘olağanüstü’ hâle, fevkalade ‘olağandışı’ halden geldiğimizi unutulmayalım. Olağandışılığıın, özellikle de, Türkiye toplumunun (Kürt siyasi hareketinin yaktığı ışık ve HDP’nin yükselişi ile birlikte) yeni bir uzlaşma adına umutlandığı 7 Haziran seçimi sonrası fevkaladelik kazandığını göz önünde bulundurursak, OHAL’in -Erdoğan rejimi tarafından- hangi hâkim kaygılarla tasarruf edileceğini tahmin etmek zor olmasa gerek. Kuşkusuz, -gerçekçilik adına teslim etmemiz gerekirse- OHAL’e çıkan fevkalade olağandışı süreçte, temel ilkeler çerçevesinde demokrasi mücadelesinin eylemli birliğini kuramamış olan bir muhalefetin OHAL koşullarında elinin zayıf (işimizin güç) olduğu da açıktır.  
  2. Etyen Mahçupyan’ın bugünkü yazısı (‘Laik kesim ortasından çatladı’, Karar, 21 Temmuz) farklı bir bakış açısını ortaya koyuyor; yaşananların, ’laik’ kesimin bir yarısının Erdoğan ve temsil ettiği değerlere yönelik husumetinin üstesinden gelmelerine vesile olabileceğini ifade ediyor. Türkiye toplumunun demokrasi ile ilgili kaygılarını (ya da, ‘demokrasi’ meselesini), alamet-i farikası ‘laikçilik’ olan çevrenin Erdoğan’la ve temsil ettiği değerlerle ilgili takdirlerini dönüştürmeleri/ değiştirmeleri sorununa indirgiyor. Dolayısıyla, demokrasi anlayış ve beklentisinin, ‘milli mutabakat cephesi’nin iç huzuru ile sınırlı -farklılıkların eşitliği temelinde yeni bir toplumsal kuruculuk kaygısının semtine bile uğramamış- olduğunu da ortaya koyuyor. Tüm temel hak ve özgürlükleri ile birlikte kalıcı toplumsal barışı inşa sürecinin yakın ve uzak tarihte yaşananlarla yüzleşme ve hesaplaşmaya muhtaç olduğu gerçeği ise tümden hesaptan düşmüş gibi görünüyor.