‘Yeni sol’un hayatla imtihanı


‘Yeni sol’un hayatla imtihanı

 

 

 

Bir önceki yazımı ‘kuyerel.org’a gönderirken –bu sabah- Sayın Hüseyin Çakır’ın ‘kuyerel’e geçtiği haberden Taraf’taki gelişmeleri öğrendim. Aşağıdaki yazıyı ise önceki gece yazıp Taraf’a göndermiştim. Eh, Taraf ve yazarları, bu yazıda sözü edilen imtihana çekilmiş olduklarına göre, benim de yazımı –vakit geçirmeden- bu tarafa yönlendirmem münasip olsa gerek –diye düşündüm.

 

 

 

‘Eşitlik ve demokrasi’ öngörüsüne ‘yeşil’in katıldığı ‘sol gelecek’ tahayyülü, önce, adına yansıdı: Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi. ‘Sol’, denince, ilkin, ‘düzen değişikliği’ geliyorsa akla -ve söz konusu ‘düzen’, faile değil de bütünüyle bir hayata işaret ediyorsa- değişim kolay değil. Hayatın nitel düzeyde değişimi, fail/lerin faaliyetini de belirleyen ‘zihniyet’in dönüşümünü gerektiriyorsa, en büyük fizik âliminin de buyurduğu üzere, o iş, atomu parçalama raddesinin dahi fevkinde bir zorluk arzetmekte. O zihniyet ki, günümüzde, AKP’nin şahsında tecessüm etmiştir; solun ikbali dahil, geleceğimiz, AKP’nin olgusal gerçekliğini tanımakla başlayacaktır -öncelikle. Tanıyalım.

 

1/ AKP, en temelde, -‘kalkınma’ olarak pazarladığı- ‘sınıf’ çıkarı adına eyleyen ve o sınıfın içinden yükselen bir siyasi yapılanma ve işleyiştir. Seksen öncesinde, DP’nin ve AP’nin, sonrasında –kısmen- ANAP’ın, merkezi siyasi iradeye ‘ılımlı’ ideolojik çizgileri içinde yansıtmaya soyundukları siyasi (burjuva sınıfsal) talebin güncel taşıyıcısıdır, AKP. Lakin, Cumhuriyet’in ‘kurucu siyasi irade’sinin arkaladığı –seralık- sermaye birikiminin ‘eyvallahçılık’ geleneğine gönül indirmeyecek denli ‘kendi göbeğini kendi kesme ehliyetinde’ bir sınıf hareketidir de. Bir başka deyişle, ‘merkez’ burjuva sınıfsallığına göre (ki, ona, Ömer Laçiner, ‘metropol burjuvazisi’ demekte), kendi toprağı ve ikliminde irileşen, o anlamda taşralı (ve, ‘otantik’ –Laçiner) merkeze müdanası olmayan bir siyasi harekettir. Öyle ki, tarihsel olarak ve eşzamanlı, doğrudan ‘sınıfsal ideolojik/siyasi hegemonya’ kurma yeterliliğinde olamamış merkezi burjuvazinin dolduramadığı (28 Şubat, iktisadi kriz ve sonrası ile gün yüzüne vuran) boşluğu (‘Nisan Muhtırası’ akabinde, bilhassa) doldurarak merkezi ele geçiren, -askeri ve idari bürokrasiyi kendi siyasi irade ve inisiyatifi ile yeniden yapılandırabilen- ‘hegemonik’ güç olmayı başarabilmiş bir hareket: Taşları yerli yerine –ve kendi sınıf ihtiyaçları üzre- oturtabilen, dahası, doğası gereği, ‘ulusötesi’, neoliberal kapitalist küresel ekonomi-politiğe de eklemlenebilen sahici bir sınıf hareketi. Meselemiz açısından altı çizilmesi gerekense şu: Karşımızda, seçmenin yüzde ellisinin teveccühüne mazhar olmuş, devleti geleneksel çizgisindeki yerinden oynatabilen (‘statüko’yu tasfiye edebilen) ‘kapitalist sınıf siyaseti’ ile örülmüş/kuşatılmış bir toplumsallık (Gürbüz Özaltınlı’nın pek sevdiği tabirle, ‘sosyoloji’) ile karşı karşıyadır, ‘yeni sol’.

 

2/ ‘Mahalli/otantik/taşralı’ burjuvazi, ‘Türk ve Sünni’dir. Kendi sınıf ihtiyaçları üzre estirdiği rüzgâr, hegemonyasının ‘kitle’ desteğini –bilhassa da- Türklük ve Sünnilik vasfı ile (o anlamda da, ‘çevre’yi ‘merkez’e taşıyarak -‘milleti devletleştirerek’) tedarik etmiştir. Demek ki, burjuva sınıfsal, alt/orta sınıf destekli (‘alaturka modernleşmeci’) ‘ideolojik’ bir toplumsallıkla da karşı karşıyadır, ‘yeni sol’.

 

3/ 2002-2012 dönemi itibarıyla, Türkiye ekonomisi, dünyanın 16. büyük ekonomisi olmuştur. Kişi başına düşen gelir o ölçüde bir gelişkinliği yansıtmasa da, Türkiye’nin, nüfusu 70 milyonun üzerinde olup kişi başına geliri 10 bin dolardan yüksek olan ülkeler sıralamasında altıncı oluşu anlamlıdır. Öyleyse, bölüşüme ilişkin temel çatışma süregitse, siyasi aygıtın hegemonik işleyişinde –karar alıcı olarak değil- edilgen katılımı ile muhatap alınsa da, kendisine ‘hizmet götürülen’, iktisadi gelişimden (hayırseverlik, vs.) nasiplendirilmek suretiyle ‘dayanışmacı’ bütünün içinde tutulan (‘dayanışarak millet olan’ –imtiyazsız, sınıfsız, kaynaşmış) bir kitlesellikle de karşı karşıyadır, ‘yeni sol’.

 

4/ İktisadi büyüme, dışa açılma, istikrar, AB’nin -yakabildiği kadarıyla da olsa- yaktığı yeşil ışık, İslam dünyasının gösterdiği itibar (‘Yeni-Osmanlıcılık’, ‘Stratejik Derinlik’, ‘One minute’ler, vs.); ‘kendilik’ algısı biraz şaşmış (Başbakan’ın şahsında -1071’den 2071’e- patlamış) da olsa, ezeli ‘öz/güven’ ihtiyacına verilen cevapla yüklü  bir toplumsallık çıkarmıştır ‘yeni sol’un karşısına.

 

5/ Hegemonik AKP siyaseti, alameti farikası ‘askeri vesayeti tasfiye’ müdahalesini, askeri(yeyi), demokratik/anayasal kurumsallık ve işleyiş derinliğine değil, gönlündeki ‘Peygamber Ocağı’na kazandırarak (kendiyle uyumlandırdığını varsayarak) nihayetlendirmiştir. Ol minvalde, yargıyı da katarsak, kazan kaldırıcılığı ıslah edilmiş ‘askeri ve yargı bürokrasisi’ vasıtasıyla devleti ile barışık ‘milli’ siyasetle örülmüş bir toplumsallıkla da karşı karşıyadır, ‘yeni sol’.

 

Nihayetinde; ‘milli iradenin neoliberal zamanlarda İslami restorasyonu’ (Polat S. Alpman, Birikim) hattında yürüyen, otokratik, giderek ‘baba/lık’ müessesini esas kılan (‘Kemalist babalık müessesinin restorasyonu’, diyelim), sınıfsal-etnik/kültürel (Alevi, Kürt, gayrimüslim) her türden muhalefet ve karşı-talebi öfkeli bir kibirle (o anlamda, marazlı narsisizminin –şişirilmiş kendilik algısının/büyüklenmeciliğin- çatladığı yerden fışkıran öfkesiyle) karşılayıp şeytanlaştıran, hesap vermeyip hesap soran (‘Kasımpaşalı paternalist’), sevme-dövme takdiri kendi tekelinde, (kutsanmış devlet-millet-mezhep kabulü üzerinden) özgüvensizlikle malul milleti ile dayanışma içinde bir ‘biz’ terkibine –‘kültürel popülizm’e (“beraber yürüdük biz bu yollarda”)/ ‘dinsel milliyetçiliğe’- tutunmaya çalışan hegemonik zihniyetin toplumsal örgüsünü çözüp tüm tahakküm ve hiyerarşileri tasfiyeye, eşitlikçi-özgürlükçü-barışçı-demokratik ilmeklerle toplumsallığı yeniden dokumaya hevesli bir siyaset olma sorumluluğu ile karşı karşıyadır, ‘yeni sol’. Neresinden bakılsa epey zor –ya da, dile kolay.