Yol Ayrımına -Bıçak Sırtında- Yol Alırken

 

 

‘Barajı Takmamak/ Baraja Takılmamak’ başlıklı (7 Şubat 2015 tarihli) yazımda, Türkiye’nin, herhangi bir seçime değil, ‘tarihsel yol ayrımı’nın yaşanacağı bir ‘Genel Seçim’e gireceğini vurgulamıştım. Söz konusu yol ayrımına doğru yol alınırken, halk/lar iki yönelim/iki tarz-ı siyaset ile karşı karşıya idiler: “Bir yanda, kendi âşikâr yolsuzluklarına karşın, ‘Siyasi İslam’ hassasiyetli yol arkadaşlarını tüm kötülük ve günahların keçisi ilan edip yargıya ‘sivil darbe’den çekinmeyen; ‘Ergenekoncu’ derin devlet zihniyeti ve mensuplarına ‘temiz’ elleri ile sarılıp sahip çıkarak ‘milli mutabakat devleti’ni ‘muhafazakâr’ hassasiyet ile yeniden tahkim ve ihyaya soyunan; çevreyi, doğayı ve emek dünyasını talanda sınır tanımayan; ‘hak’ ve ‘meşruiyet’ kaygılı muhtemel toplumsal tepkileri bastırmak niyetiyle ‘devlet şiddeti’ni mazur” göstermek üzere, “tehditkâr güvenlik önlemlerini ‘yasalaştırma’ çabasını eksik etmeyen (yetmedi; hal ve gidişi katmerlendirip kurumsallaştıracak ‘Erdoğan türü başkanlık rejimi’ için sandık odasında bekleşenleri ve ‘neo’-liberal ‘vicdan ehli[!] entelektüel’i ile birlikte yola koyulmuş) bir AKP iktidarı” ya da siyaseti; diğer yanda ise, “demokratik-özgürlükçü-eşitlikçi-laik-sosyal-hukuk devleti”ni geçerli kılacak siyasi duruş/tavır.

 

Söz konusu yol ayrımına doğru ilerlerken, hegemonik yönelimi kırılmaya uğratacak, ‘Demokratik Cumhuriyet’e kapı aralayacak yegâne şansın da HDP ve etrafında kurulacak ‘Demokrasi Cephesi’nin ya da ‘Demokratik Güçbirliği’nin olduğunu belirtmiştim: “Evet; ‘demokrasi, temel hak ve özgürlükler, eşitlik, laiklik, sosyal duyarlık ve hukukun üstünlüğü’ bağlayıcılığı ile donatılı ‘Demokratik Cumhuriyet’ talebinde buluşacakların güç birliği –basit ve yalın”.

 

O günlerde HDP’nin seçimlere ‘parti’ olarak girip girmeyeceği kesinleşmemiş, sadece niyet beyanında bulunulmuştu –HDP, seçimlere bağımsız adaylarıyla değil, parti olarak katılmak eğilimindeydi. % 10 barajından dolayı, eldekinden de olmama kaygısı ile, eski usül yola devam etmeyi önerenler oldu. Bir kesim (ve o yazımda ben de) aksini düşünmekteydi. Başkalarını bilemesem de, benim temel kaygım, yukarıda andığım yol ayrımını (bıçak sırtında yürünecek de olsa), ‘Demokratik Cumhuriyet’ kuruculuğu derinliğinde sahiplenmek idi: “12 Eylül rejimi ve onu sıkılaştırarak ilerleyen AKP’nin başını çektiği statükonun alt edilmesi için ‘düzen’in dışında ‘demokratik’ bir ‘halk’ inisiyatifinin hayat sahnesine çıkması –‘oyunu bozmak’ için ‘oyun bozan’ olmayı göze almak- kaçınılmaz. Bu ise, %10 barajına –artık- itibar etmemekle tarif bulacak bir hal”.

 

Kendi cenahımla ilgili belirleyici derdim ise, HDP’nin, -seçim sonuçları şu ya da bu olsun- o derinlikte ve kararlılıkta bir ‘demokrasi mücadelesi’ yoluna koyulmaya ne denli iştahlı olup olmadığı idi: “Lakin, temel soru(n) şu: HDP  -dolayısıyla, ‘Kürt Siyasi Hareketi’-, Türkiyelilik (hatta, ‘evrensellik’) zemininde ‘demokrasi mücadelesi’ne hangi derinlikte ve kararlılıkla sahip çıkmakta/çıkacak?” Zira, yakın geçmişte, “‘Barış Süreci’ ve ‘Çözüm’ü müjdeleyen Öcalan’ın ‘kadim/hâkim’ devlet çizgisi ile tarihsel mutabakatlı  ‘Newroz’ mektubu; kişiler ve kurumsal temsilciler arasında kapalı kalan barış görüşmeleri; iktidarın, görüşmeleri –faydacı zihniyetle- sündürüp zamana yayışı ve anti-demokratik uygulamaları” karşısında –tüm demokrasi güçleri ile dayanışarak- ‘Türkiyelilik’ ölçeğinde ‘ilkeli muhalefet yürütme/kurucu irade ortaya koyma’ yeterli birikim ve yetkinliği olmayan bir ‘Kürt Siyasi Hareketi’ vardı. Kaygımı şöyle vurgulamıştım: “Mevcut iktidar devletin mahut derinliği ile işbirliğine soyunmuş, yasa/hukuk tanımaz gayri meşruluğu açıkça sahiplenmiş, insan ve değerleri gözden çıkarılıp iç çatışma –neredeyse- yedekte bekletilirken… hasılı, bıçak kemiğe dayanmışken, serinkanlı ve kararlı kitle desteği/demokratik direnişi ile HDP (Meclis’te temsil olanağı bulsun bulmasın) siyasi mücadele vermeye ne denli kararlı?”

 

O soruları sorduğum yazımın üstünden aşağı yukarı üç ay geçti -demokrasi mücadelesi adına fevkalade kıymetli ve umut verici üç ay. Şunlar oldu: 1. Ülkenin, tüm farklılıkların eşitlik ve özgürlüğü temelinde, yeni (kapsayıcı/kucaklayıcı) bir ‘Toplumsal Sözleşme’ye ihtiyacı olduğu, somut ve yakıcı bir şekilde ortaya çıktı; 2. Şunca yılın mağduru Kürtler, Kürt Siyasi Hareketi ve HDP, Cumhuriyet’in tüm farklılıkları ile mağdur ve mazlum kesimlerini öylesine inandırıcı/sahici/kararlı bir ‘barış-özgürlük-eşitlik-kardeşlik’ diliyle kucakladı ki, karşılığı ‘Demokratik Cumhuriyet’ olan toplumsal sözleşmeye doğru toplumsal/zihinsel dönüşüm taptaze bir ivme kazandı; 3. Ayrımcı, düşmanlaştırıcı, şahsi ikbal hırsı (ve hırsızlığını örtbas etme arsızlığı) ile yüklü (gayri adil, gayri meşru, gayri insani) AKP siyaseti ve mümessilleri, anılan toplumsal sözleşme arayışına öylesine uzak düştüler, menfaat ve kaygıları doğrultusunda eskisinin yenilendiği –sadece kendilerine tâbi- öyle bir Türkiye ister oldular ki, HDP’nin estirdiği ‘Yeni Yaşam’ rüzgârı herkes için bağlayıcı ve özendirici oldu; 4. HDP öylesine samimi bir tavır  ortaya koydu ki, Kürt Siyasi Hareketi’nin –‘Kürt milliyetçiliği’ne indirgenmiş- demokratik ve temel hak talepleri mücadelesinin, -tüm Türkiye toplumu için vaat edilen- bir ‘Demokratik Cumhuriyet’ siyasi mücadele zemini olduğu dişe dokunur ölçüde fark –ve teslim- edildi; 5. Sadece kadim CHP kırmızı çizgileri değil; MHP’si de içinde olmak üzere, memleketin ‘milliyet/çilik’ algısı –bile- dönüşmeye yüz tuttu. Milliyetçiliğin, ‘Cumhur’un bir kesimini düşmanlaştırmak, savaşı/ölümü siyaset bellemekle değil; milli menfaatleri, kalıcı (ve ‘bütünleştirici’) barış üzerinden yükseltmekle mümkün olduğu sezgisi –en azından- belirdi; 6. Nihayetinde; yeni bir toplumsal sözleşmenin eşiğinde, tüm toplumsal kesimlerin yaşadığı acılarla ‘yüzleşme’ ve ‘hakikat arayışı’nın ne denli kıymetli olduğunun takdirini mümkün kılacak bir ışık da düştü hayatımıza; 7. Maateessüf; ‘Birleşik Haziran Hareketi’ gibi, kendini ‘sol’da takdim eden bir kesimin, -en iyimser tâbiriyle- ‘Kürt’e mesafelilik’le tavır alma (örneğimizde HDP’ye açıkça destek vermeme) siyasetinde MHP’den dahi daha ehliyetli/mahir olduğu da çıktı ortaya.

 

7 Şubat tarihli yazımı şöyle bitirmiştim ve şimdi, büyük bir sevinç ve heyecanla yineliyorum:

 

“Önümüzdeki seçim, Türkiye demokrasi güçlerinin imtihanı olacak. Her türden hak gaspına uğrayanların, mücadelelerinin merkezine ‘insan’ı yerleştirmek kaygısında olanların, halka dokunmaya ve ‘demokrasi’ mücadelesini öne almaya gönül indirecek –‘tevazu sahibi’!- sosyalistlerin ve HDP merkezli [Türkiyelileşme yolundaki] ‘Kürt Siyasi Hareketi’nin imtihanı. İster misiniz, ‘Bu memlekette muhalefet de var!’ın mümessili CHP’den de imtihana (ve, kırmızı çizgilerini silmeye) hevesli dişe dokunur bir kalabalık çıksın?

 

Velhasıl; barajlara takılmamanın yolu barajları takmayacak siyasi iradeyi kotarabilmekten geçecek. Barajların ötesindeki demokrasi ve özgürlükler ufkuna içtenlikle göz dikebilmekten. Kıvam o ise, ‘Niye olmasın ki?!’ Her halükârda, oyum ve desteğim  şimdiden HDP’ye –güçbirliğine.”