Durun! Siz Kardeşsiniz!


Geçen hafta Balkanlardaydım. Birleşik Yugoslavya’nın dağılmasından sonra ırk ve din temelli devletlerin kurulduğu topraklarda çok uzun süre vakit geçirmeye gerek kalmadan her an patlamaya hazır gerilimin bu gün dahi sürdüğünü hissetmek mümkün.

Üsküp’ün Türk mahallesinde sohbet ettiğim eski güreşçi bana Veli Küçük’ü tanıyıp tanımadığımı sordu. Onu Türkiye’nin en itibarlı adamı olarak gördüğü belli. Sohbet sırasında konuyu çözüm sürecine getirip  bu “vatana ihanet sürecinin” baş rolünü verdiği” Tayyip” için “Onun sonu iptir.” diyerek milliyetçi hezeyanlarını benimle hevesle paylaştı.

Irkçılığın nerelere kadar uzandığını görüyor musunuz?

Sarajevo ve Mostar’daki yeşil tarlalara sıra dağlar gibi yan yana dizilmiş, kinin ve ırkçılığın bedelini resmedercesine uzanan bembeyaz mezar taşları beni yerle yeksan etti.

İnsanlığın en ağır kırımlarının yaşandığı 20. Yüzyıl, Bosna-Hersek’te yaşanan ırkçı katliam cinnetiyle nihayete erdi.

Daha 1775'te ne demişti Samuel Johnson, "Vatanperverlik tüm alçakların son sığınağıdır."

Dönüşte, bazı aydınların, seçim sonrasındaki siyasi belirsizliğe ilişkin yayınladıkları bildiriyi okudum.

“Devlet yönetiminde yozlaşmayı sona erdirmek vaadiyle halktan destek alan” siyasi partilerin – muhalefet kastediliyor-  tarihsel bir görevle karşı karşıya olduğu, bu partilerin -aralarındaki siyasal görüş ayrılıklarını bir süre erteleyerek- bir “Onarım Programı” çerçevesinde TBMM’de güç birliği yapmak, hukuk devleti ve demokrasi alanında yaşanan tahribatı hızla gidermek sorumluluğu taşıdıkları söylenererek muhalefete görev çağrısı yapılıyor.

Ne yazıldığından çok ne demek istendiğine bakıldığında benim anladığım şu: AKP’nin dışında bir hükümetin kurulması gerektiği, AK Parti’ye bu dönemde “kendisini onarması” için hükümet dışında tutması öğüdünü vermek amacıyla kaleme alınmış bir çağrı bu.

Herkes muhtemelen bir oy verdi ya HDP’ye akıl veren çok. Yıllardır sadece eşit ve özgür bir halk olarak yaşamak istediği için bütün Ortadoğu’da kan ve ateş içinde bırakılan insanlara akıl vermek en başta bize yakışmaz.

Onlar 90 yıldır çektikleri acılarla yeterince deneyim ve sezgi biriktirdiler, dolduruşa gelmezler.

Ama gene de naçizane uyarmak isterim.

Asla içinizdeki “solcuların” gazına gelmeyin. “Biz oy vermeseydik barajı geçemezdiniz.” demelerine bakmayın. Solun oyu zerre-i miskal kıymetindedir. İrili ufaklı “sol” partilerin halkta bir karşılığı yoktur.

Onların genlerine işlemiş muhafazakârlık karşıtlığı, Tayyip Erdoğan’ın şahsında tecessüm eden AK Parti düşmanlığına dönüşmüştür. Sizi psikolojik tepkilerle politika belirlemeye itenler olduğu görülüyor. Kendilerine sol diyenlerin bir kısmı seçimler öncesi “HDP oy verilemez” kampanyaları yaptılar, biliyorsunuz. Ama şimdi AK Parti’ye karşı için sizi kullanmak istedikleri anlaşılıyor.

Bu arada siyasete başlarken sizin yanınızda olup şimdi ne yazık ki AKP milletvekili olarak görevlendirilen ve her sabah size saldırmak için açık arayan eskiler olduğunu görüyoruz, onların da tahriklerine de gelmeyin.

Seçim sonuçları AK Parti tabanı ile HDP ağırlıklı taban arasında geçişgenlik olduğunu açık bir şekilde ortaya koydu. Yüzyıllık Kemalist devletin ret ve inkâr politikalarıyla Kürtlerin üzerine kurulan asimilasyon ve imha geleneğinden son on yılda açık ve net bir kopuş yaşadık. Ancak, son dönemdeki yalpalamaların muhafazakâr Kürt seçmeni nezdinde AKP’ye itibar kaybettirdiğini gördük. Yine de hakkını teslim etmeliyiz ki; AKP şartlara göre kendisini dönüştürmesini bilen bir parti. En azından geçmişi bunun örnekleri ile dolu. Parti liderliğinin son seçimden de ders çıkaracağını umalım. Ayrıca bu seçimde ona oy veren seçmen ile parti arasında bazılarının iddia ettiği gibi körü körüne bir itaat ilişkisi olmadığı da meydana çıktı. Bu da iyi bir şey.

Doğrudur; yolsuzluk, partizanlık, otoriter eğilimler 13 yıllık iktidarı sarstı. Buna rağmen hala halkın büyük çoğunluğu ülkeyi onun yönetmesini istiyor. Ama ona da kendine gelmesi için kuvvetli bir şamar attı.

Halkın bu iradesine rağmen, gayrimeşru ittifaklar kurulur, samimiyetsiz ve sadece AKP düşmanlığı üzerine inşa edilecek birleşimlerle vakit kaybedilirse, bundan genel olarak muhalefet ve o arada demokratların üzerine titremesi gereken HDP zarar görür diye korkarım. Şunu teslim etmemiz lazım; AKP dışında kurulacak bir koalisyon, ülkeyi yönetemez.

CHP Genel Başkanı’nın Tayyip Erdoğan düşmanlığı gözünü ne kadar karartmış olmalı ki, Kürt savaşını hedefleyen ve mecliste en az milletvekili bulunduran milliyetçi partiye Başbakanlık önerebildi. Ülkenin en yakıcı sorunu olan “Kürt meselesi” CHP’nin 14 madde olarak açıkladığı “Koalisyon Kriterleri” içinde yer bulamadı. Bu kafaların selametli bir çıkış yolu bulması imkânsızdır.

Asla onların peşine takılmayın.

Erzurum’dan bile milletvekili çıkarabilen bir tabandan söz ediyoruz. HDP tabanı ile muhafazakâr kitle arasında sosyolojik ortaklık olduğunu aklıselim sahibi herkes görüyor.

Hadi gönlümdekini itiraf edeyim. AKP eğer becerebilir, 2010 referandum günlerindeki “fabrika ayarları”na dönebilirse, en yakın destekçisi HDP olmalıdır diye düşünüyorum.

Ey HDP tabanı; AK parti ile kavga etmeyin. Siz kardeşsiniz.