“OY VERMEM BAŞKA, AMA İYİ ÇOCUK”



                                                                                                     

 

İnsanlar tarihlerini kendileri yaparlar. Ama onu diledikleri gibi yapamazlar. Karl Marx

 

Son yaşanan kâbusu hiç beklemiyordum açıkçası.

70’lerde gençtik. Doğruyu biliyorduk, toplumu eğitecek, halkı bilinçlendirecektik. Dernekler kurduk, partilere girdik. Önce TİP’e ve ardından Ecevit’in CHP’sine oy vermek gerektiğine inandık, insanları ikna için seferber olduk. Olmadı. Sonra darbeler geldi, yağmurdan kaçarken doluya tutulduk.

O günler geride kaldı.

O tarihlerden bu yana 7 Haziran seçimlerine kadar hiç kimseye, en yakınlarıma dahi “şu partiye oy vermek” gerekir demedim.

Ancak son seçimde HDP’nin barajı aşamayıp parlamento dışında kalmasını, “demokratik temsiliyet açısından kabul edilemez” görüp bu durumda kadim devletin hemen devreye gireceğini ve kendisini eski paradigma üzerinden tekrar tahkim edebileceğini düşündüm. Ve ben de herkes gibi yeniden kâbus dolu günlere uyanacağımız endişesini duydum.

Başka nedenleri de var ama asıl bu nedenle ve çok daha mütevazı beklentilerle HDP’ye oy istedim insanlardan.

Bu yazıyı “HDP’ye oy vermek gerekir” dediğim insanlarla birlikte akşam haberlerinde Malazgirt Jandarma Komutanı Arslan Kulaksız’ın cenaze törenini izledikten sonra Karadeniz kıyısından yazıyorum.

HDP projesi sadece Kürdistan bölgesinde değil ülkenin dört bir yanında yeni bir umut yaratmıştı.  Otuz yıl devam eden kör bir savaşta çok sayıda genç insanını toprağa vermiş Karadeniz insanı bile Selahattin Demirtaş için “Oy vermem başka, ama iyi çocuk” deme noktasına gelmişti.

8 Haziran sabahına bu duygularla uyandık. Ne güzel.

Fakat daha sevincimizin kırkı çıkmadan bir kâbusa uyandık ne yazık ki.

Hep söylendi, bu devletin temelinde bir sakatlık vardı. 1990’lara geldiğimizde akl-ı selim sahibi insanlarda devletin yanlış kurulduğu konusunda bir mutabakat oluşmaya başlamıştı. Türkiye toplumu da o güne kadar pek bilmediği liberal değerlerle tanıştı. “Tek”çi arkaik devlet anlayışı sorun yaratıyordu. Tek dil, tek ırk, hatta tek din paradigması üzerine kurulan devletle yürümek artık mümkün değildi.

Bu arada devletin yıllardır dışarıda tuttuğu dindar çoğunluk pek de beklenmeyen bir gelişme ile birdenbire merkeze sahip oldu. Eski devlet buna sert tepki verdi, her zaman duldada bekleyen darbeci mantık uyandı. Kapatma davaları açıldı, darbe planları ortalığa saçıldı. Bunlara girmeyelim, çok yazıldı çizildi.

Başlangıçta ayakta durmakta zorlanan muhafazakâr AKP hükümeti toplumdan ve dünyanın demokratik ülkelerinden ve NATO üyesi bir ülkeyi dışarıda tutmak istemeyen Avrupa’dan can suyu desteği aldı.

Eski devlet geriledi. AKP hemen bütün mağduriyetleri gidermek için kolları sıvadı, toplumdan büyük destek buldu, her seçimde oyu arttı. Doğrusu iyi bir iklimde ilerleyeceğimiz umudu doğdu.

Ancak devletin yönetimden uzak tuttuğu sadece dindar çoğunluk değildi, ülkede Kürtler vardı, Aleviler vardı.  Devletin kurulduğundan bu yana bu kesimlere, yaşattığı zül’ümün yanında dindar çoğunluğun yaşadığı mağduriyetin lafı bile edilemezdi. 

AKP bunlara da elini uzatacağı sözünü verdi. Atlayarak gidelim, “Çözüm Süreci” denilen büyük barış dönemine geldik. Şubat 2015’de “Dolmabahçe Mutabakatı” imzalandı. İşte ne olduysa ondan sonra oldu. Birdenbire “mutabakat yok, masa yok, hatta Kürt sorunu yok” denmeye başlandı, böyle bir ortamda 7 Haziran seçimlerine gittik.

Şimdi tabii ki HDP’nin bu söylemlerin sahibi Cumhurbaşkanı’nı suçlamasını anlıyorum. Doğrudur. “Sana Savaş Yaptırmayacağız.” sloganını da anlamlı buluyorum, yerindedir. Ama açık söyleyeyim bir başka doğru daha var. Aynı sloganın “devrimci halk savaşı” başlamıştır diyen Kandil’e karşı da söylenmesi gerekir.

Siz, size yakın olanların elini tutabilirsiniz, onlara engel olabilirsiniz, “yapmayın, durun!” diyebilirsiniz. Size karşı olanlara zaten isteseniz de engel olamazsınız. Kürt halkının özgürlük ve eşitlik mücadelesi için, farklı kulvarlarda ancak birlikte mücadele ettiğiniz insanlara bunu söyleyemezseniz, karşı tarafa “durun!” demenin bir anlamı olamaz. Dost acı söyler, ne diyeyim.

Korkmayın, 7 Haziran’da halk nasıl bilgeliğini gösterip AKP’ye ve onun tek adam yönetimine dur dediyse savaşı tek taraflı isteyene de dur diyecektir.

Öte yandan, bir tek kişinin, Tayyip Erdoğan’ın, erken seçim hesapları yüzünden çözüm sürecini berhava ettiği ve savaşı başlattığı savunuluyor, olabilir. Ama unutmayalım hiçbir iktidar silahların namluları üzerine oturup saltanat sürdüremez. Halk her şeyin farkında. Halktan üstün hakem olamaz.

Ama sırf asker olduğu için gencecik insanlar kurşuna dizilirse, yapılan “derin tahlillerin” hiçbirisi anlamlı değildir.

Otuz yıldır olduğu gibi yeniden tabii olanın aksine, yaşlı insanlar genç insanların mezarları başında ağlamaya başlarsa hiçbir güzel sloganın değeri yoktur.

Eğer bunu yapamazsanız, bizim gibi ülkenin her tarafında yaşayan mütevazı sayıdaki gönüllü destekçilerinizin oksijeni kesilir.  Daha dün “Selahattin iyi çocuk” denilen Karadeniz’de başı dik dolaşamayız.

Siz bilirsiniz…

hurel52@hotmail.com