“YEŞİL YOL”

                                                                                                  

Yükledim gır atıma 
Gotani hartamasını 
Kimden öğrendin yavrum 
Adam aldatmasını 

Yokuşdibi han değil

Penceresi cam değil

Bu ne kadar güzellik

Dayanılacak can değil

                                                                                             

Bundan elli yıl önce Karadeniz insanının yüzü yaylalara dönüktü. Geçim kaynağı orası idi. Hemen her köyün, köylünün yaylası vardı. Yaylacılık yapamayan kışın çok darda kalırdı. Köylü hayvan bakmasa aç kalır, uçsuz bucaksız yayla meraları hayvanın yazın bedavaya besleneceği yerlerdir. Yaz boyu koyunun sütünden yapılan peynirler, çökelekler, kesilip eti kavurma yapılan hayvanın derisine tepilir satılabilen satılır, geri kalanıyla bütün kış çoluk çocuk beslenir açlığa meydan okunurdu. İnsanın en zor zamanında imdadına yetişen kışlık patatesin yatağı da yayla toprağıdır.

Cenik’te ne olur ki, fındık zaten henüz keşfedilmemişti.

Yaylaya çıkmanın bir ritüeli vardı.

Albur (Nisan) ayı sonunda karlar eriyince köylüyü bir telaş alırdı. Günler öncesinden denkler hazırlanır, hayvanların son bakımları yapılır, tırnakları kesilir. Kolay değil kırk elli kilometre yol yürüyecekler. Yokuşdibi’ nde bir gece mola verilir, çayırlarda açıkta yatılır, sabah erken Yokuşbaşı’ndan aştın mı ver elini Turnalık, on kilometre sonra da Çambaşı. Öğlene oradasın. Asıl değerli obalar oradan sonra başlar, Karagöl’e kadar yürümeye devam. Kahrolsun obezite.

Bahardaki ilk yayla göçüne bir iki klarnetçi de eşlik eder, kafileler güle oynaya yokuşları tırmanırdı. Yaylaya o sene ilk kez çıkan çocuklar yaklaştıklarında yerden cüsselerine uygun bir taş alırlar, oba görününceye kadar bu taşı ellerinden bırakmazlardı. Bu uğurdur, yüzyılların geleneğidir. Yaylaya, baharda coşmuş soğuk sulardan - Gili Gili’den, Güzlek’ten, Çoban Bağırtan’dan- kana kana su içilerek çıkılır.

Henüz ciltleri terü taze olan küçük çocuklar Cenik’te sivrisineklere yem olmaktan kurtarılmak için sıcaklar başlamadan mutlaka yaylayı bulmalı, çünkü yaylada büyüyen bu çocuklar ömür boyu asla sıtmaya yakalanmazdı. Ve güzün onları annelerine sağlıklı kırmızı yanaklarıyla teslim etmek, ne büyük mutluluktur.

Yıllar içinde yayla göçünün sihrini bozan şeyler yaptık; saatte 40 kişinin çıkardığı 2.35 kilogram karbondioksiti yok eden buna karşılık saatte 1,5 kilogram oksijen üreterek havayı temizleyen 100 yaşındaki kayın ağaçlarını kesip asfalt yollar yaptık, bu yollardan taşınan çimento ve demirle yaylalara demir filizleri gökyüzüne uzanan çirkin betonarme binalar diktik.

Yıllar önce Çambaşı-Turnalık arasına yapılan mütevazı “Sarı Yol” bile çocukluğumuzda buz gibi suyuna anadan üryan girip yüzmeyi öğrendiğimiz Sami Gölü’nü kuruttu. Hatırlayan var mı?

Şimdi bu canım yaylalara son darbeyi vurmaya hazırlanıyoruz.

Sadece Ordu’nun değil bütün Karadeniz’in yaylalarına Samsun’dan Artvin’e kadar uzanan bir hançer sokuluyor.

“Yeşil Yol”

Neymiş yaylaya hızla ulaşılacakmış. Yahu siz aklınızı peynir ekmekle mi yediniz? Yaylaya çıkmak ne kadar zahmetli ise o kadar zevkli olur. Uçarak nereye gidiyorsunuz?

Amaç gerçekten iddia ettiğiniz gibi Karadeniz yaylalarını arkadan birbirine bağlamak ise dünya gezginlerinin çok yakından bildiği Fethiye’den Antalya’ya kadar uzanan patika Likya Yolu’nun bir benzerini yapın. “Yaylalar yaylalar” türküsüyle yürüsün insanlar, yürüyemeyen ata binsin.

Bakın size bir şey anlatayım: Bir beyaz adamla Kızılderili dost olmuşlar, ikisi de iyi at binici imiş, bir gün atlarına atlamışlar, dağlara doğru son sürat sürmeye başlamışlar, bir müddet sonra Kızılderili birden bire durmuş, atından inip toprağa oturmuş, şaşıran beyaz adam;

“Ne oldu” deyince Kızılderili ‘O kadar hızlı gittik ki, ruhum geride kaldı, onu bekliyorum’ demiş.

Evet, adı  “Yeşil Yol” olan yılan gibi kıvrılan asfalt yollar döşeyin yaylalara… Hızla çıkın, görün, tüketin… Tüketip çöpe attığınız diğer bütün şeyler gibi.

Ben sizden korkarım.

Yaylaya çıkarken sırf uğur getirsin diye yerden bir küçük taş alıp kucağında taşıyan çocuğun ruhunu da çöpe atarsınız siz…!

hurel52@hotmail.com