Türkiye’de iç savaş tehlikesi: Erdoğan, Esadlaşma yolunda mı?


Kobanê’nin IŞİD barbarlarına karşı direnişini haftalardır umut ve endişeyle izliyoruz. Koalisyon güçlerinin hava bombardımanları, YPG güçlerine ancak cılız ve geç kalan bir destek sağlayabildi. Kobanê direnişçilerinin beklediği ağır silah yardımının gelmeyeceği, Türkiye sınırında insan geçişi ve lojistik sevkiyat için güvenlik koridorunun açılmayacağı, başka bir deyişle IŞİD de dahil Suriye’deki muhtelif cihatçı örgütlere şu ana dek layık görülmüş desteğin Kobanê için verilmeyeceği başbakan Davutoğlu’nun “Kobanê için elimizden geleni yaparız” deyişiyle başından belli olmuştu. Türkiye tarafından öne sürülen kara harekâtı şartlarıysa (1. uçuşa yasak bölge ilanı, 2. sınır ötesinde tampon bölge kuruluşu ve 3. Esad’a yönelecek yeni taarruz için “ılımlı” muhaliflere verilecek eğitim ve silah) Kobanê’deki durumun vehamet ve aciliyetine gereken şekilde yaklaşılmayacağına dair başka bir göstergeydi. 

Saplanılan ideolojik bağnazlıktan dolayı Realpolitik hesaplarından dahi hayli uzaklaşmış, başarısızlığı ve sığlığı birkaç yıldan beri kanıtlanmış mezhepçi stratejik derinlik, nam-ı diğer “vizyon odaklı” “Davutoğlu doktrini”, mücahitlere Türkiye topraklarını çiftlik gibi kullanma imkânını tanıdı. IŞİD, sadece Esad’ın ordu ve milislerine karşı değil, Özgür Suriye Ordusu’na (ÖSO) bağlı nispeten “ılımlı” diğer İslamcı ve rejim karşıtı gruplarla savaşırken de bu lojistik desteği aldı. İç savaş içindeki savaşın derinleşmesi ve çıkmaza girmesine katkıda bulunan Türkiye, Körfez ülkelerinin hacimli maddi desteği ve Batı ülkelerinin belli muhalif gruplarla ettiği ikircikli dans dikkate alındığında tabii ki tek sorumlu olarak gösterilemez. 

Üç seneyi aşkın süredir devam eden Suriye iç savaşı, Suriye İnsan Hakları Gözlemevi’nin verilerine göre şu ana dek 200 binden fazla insanın ölümüne yol açtı ve devam ettikçe daha fazla sivilin hayatına mal olacak. Varılan noktada, çatışmaların sonsuza kadar sürebileceği derecede parçalanmış bir toprak üzerinde yürütülen çok cepheli ve bazen iki taraftan fazlasını karşı karşıya getiren onlarca küçük savaşa (Kleinkrieg) tekabül etmekte. Bu tabloya ayrıca Esad rejimi ve muhalif güçlerin bölgesel ve küresel müttefiklerinin saha üzerinde vekâleten ve diplomaside verdikleri mücadele ekleniyor. Esad’a karşı gösterilen taviz vermez tavra rağmen çatışmaya doğrudan katılmayı göze alamayan ve rejimi savaşın ilk aylarında düşürme planını işletemeyen Batı ülkeleri, ne rejime karşı doğrudan saldırıya geçmeyi, ne de pazarlık masasına oturmak üzere rejimi muhatap almayı (BM çerçevesinde kimyasal silahların imhası meselesini bir kenara bırakırsak) ihtimal dahilinde görebiliyorlar. .

Erdoğan ve Davutoğlu’nun dış politikası, koşulsuz Esad karşıtlığı ve Sünni taraftarlığı üzerinden Türkiye’yi Suriye’de hayli karmaşık ve tuzaklarla dolu bir senaryoya mahkûm etti. Hükümet, PYD’yi rejimle işbirliğine gitmekle pervasızca itham ediyor. Oysa bu tutumun Rojava devriminin sunduğu alternatif yola ve Kürt sorununun Türkiye’de çözümü için en uygun yöntem olan  özyönetim ilkelerine, adem-i merkeziyetçiliğe, demokratik özerkliğe yönelik saldırganlığı bariz biçimde yansıttığı çok açık. Barış sürecini Rojava’ya karşı sergilenen düşmanca tavırla birlikte yürütme ısrarı, AKP hükümetinin zaten herhangi bir iyi niyet taşımadığını ve uzun vadeli bir politikaya sahip olamadığını belli etmişti. 2012’den beri iç savaşı kantonlarından uzak tutabilmek adına mücadele vererek bölgede görece huzurun yanı sıra eşitlik ve adalete dayalı laik bir yönetimin hüküm sürebildiği yegâne siyasi oluşumu Esad’a karşı verilen savaş bataklığına sürükleme ısrarıyla da “Yeni Türkiye” denen gayrimeşru idare, eski Türkiye’nin Kürt düşmanlığı mirasına doğrudan sahip çıkıyor. Suriye iç savaşına Esad zulmünün bulaşmadığı Rojava’yı sokmayı teklif eden bir yönetimin bu zulmü eleştirme hakkı mantıken ve vicdanen ortadan kalkar. 

Öte yandan, içişleri bakanı Efkan Ala, Kobanê için ülkenin dört bir yanında (Kürdistan’da yoğunlaşmak üzere) düzenlenen protesto gösterileri için misliyle şiddet karşılığı sözünü verirken, hükümet kanadı, Suriye’dekine benzer bir dehşetin Türkiye’de tecelli edebileceğine dair pek bir endişe duymamakta. 1990’lı yılların ezber ve reflekslerine başvurularak bazı Kürt vilayetlerinde ilan edilen OHAL, bu hafta en az 40 kişinin özellikle ateşli silahlarla öldürülüşü ve AKP’nin tehditkâr tavrı Türkiye’yi gittikçe iç savaş ihtimaline itiyor. Hatırlatmamız gerekirse, Suriye iç savaşı, Mart 2011’de Esad’a bağlı güvenlik güçlerinin Arap baharının estirdiği rüzgârla rejim değişikliğine inanarak sokağa çıkan Suriyeli protestoculara ateş açarak yaptığı katliamlarla başlamıştı. RTE, zaten muhalif ses ve görüşlere tahammülsüzlüğü, uzun boyu ve bıyık kesimi tercihi gibi benzerliklere sahip Esad’la. İç düşman belirleme ve halkını ötekileştirmede selefi TSK’dan geri kalmayan AKP yönetimi, Anayasa’nın 120. maddesine yeni bir “Gezi teşebbüsü” bahanesiyle başvurarak ilan edeceği sıkıyönetimle kurulmak istenen ve Erdoğan diktatörlüğü anlamına gelecek başkanlık rejimini fiilen elde edebilir (1). Böyle bir durumda polisin koşulsuz şekilde hükümete hizmet edeceği ve sivillere karşı AKP milisi rolünü üstleneceğine dair şüphe yok. Askerin aynı sadakate sahip olacağını söylemek ise zor. Sıkıyönetim vaziyetinin orduya bahşedeceği muazzam yetkiler, üst kademelerden gelecek veya hiyerarşi-dışı girişilecek darbe teşebbüslerini de beraberinde getirebilir. Bunun ülkeyi sürükleyeceği kaos ve şiddet ortamı, tek adam diktatörlüğü ve iç savaş mizansenleri yürütülen ortamdan ancak daha kanlı ve dehşetengiz olabilir. 

Türkiye’nin IŞİD karşıtı koalisyona girişi, NATO müttefiklerini şimdilik memnun kılıp oyalamakla birlikte, sınırda ve ülke içindeki tehlikeye dair de yavaşça harekete geçildiğini gösteriyor olabilir. IŞİD’i PKK ile bir tutmanın gülünçlüğü, yanlışlığı ve AKP politikalarının çelişkilerine dair söyledikleri bir yana, hükümetin vaat ettiği üzere gerçekten IŞİD’le mücadele etmeye niyeti varsa, işe Terörle Mücadele Kanunu’nun ülkede ilk defa kamu yararına kullanılışıyla başlanabilir. Bundan kastım, IŞİD’in Türkiye’de bulunan ve devletin de haberdar olduğu hücreleri ve şehir örgütlenmesinin hedeflenmesinin gerekliliği. Zira, Türkiye’deki kutuplaşmalar çığrından çıkmaya gittikçe yaklaşırken, Suriye’deki çatışmanın buraya yayılmasının koşulları da maalesef artık mevcut. Esad rejimi karşıtlığı ve Kürt düşmanlığı üzerinden IŞİD’e verdiği dolaylı ve doğrudan destekle AKP hükümeti yeterince şaibe altında kalmışken, hükümetten bu çetenin şebekelerini çökertme iradesini göstermesini beklemek ise muhtemelen gerçekçi değil. 

Öcalan’ın 15 Ekim’e kadar tanıdığı sürenin dolmasına birkaç gün kala, “barış süreci” denen şey geri dönüşü olmayacak şekilde çıkmaza girmiş ve artık fiilen gözden çıkarılmış durumda. Kısa vadeli ve ucuz hesaplar peşine düşen hükümet, bu süreci gereken ciddiyetle yürütmeyi başaramadı. HDP, barış sürecine sahip çıkarak hükümetin ülkeyi son anda uçurumun kenarından kurtarması için teşvik ediyor. Süreç, devlet ve hükümet kanadının isteksizlik ve provokasyonlarıyla bitirilmek üzere. Yolsuzlukları ve sebep olduğu ölümlerle meşruiyetini yitirmiş cumhurbaşkanı, iktidarını koruma hırsıyla kendisine düşman gördüğü halka karşı gerekirse Başşar Esad gibi doğrudan savaş açmakta tereddüt etmeyecektir. Zira Erdoğan, “asker ve polisin bundan böyle kalkan kullanmayıp gereğini yapacağını” beyan ederek bunun sinyalini de vermiş bulunuyor (2). Türkiye’yi sorumsuzca ve kasıtlı olduğunu düşündüren biçimde iç savaş gerilimine iten AKP’nin, Ortadoğu’daki maceraperestliğini ve Sünni fanatizmini, TC-Batı ittifakını devre dışı bırakacak şekilde sürdürüp sürdüremeyeceği ise sorulması gereken ve cevabı henüz netleşmemiş başka bir soru.

 

Notlar

(1) Baskın Oran, « Faideli bir rehber: “İkinci Kenan Evren nasıl olunur?” », Agos, 8 Ağustos 2014. http://www.agos.com.tr/makale.php?seo=faideli-bir-rehber-ikinci-kenan-evren-nasil-olunur&detay=917

Erol Özkoray, « Cumhurbaşkanlığı seçimleri ve demokratik özerklik II/ Başkanlık sistemi tek adam diktatörlüğüne götürür », Küyerel, 5 Ağustos 2014.

http://kuyerel.org/yazarlarimizYaziGoster.aspx?id=1850&yazarId=24#sthash.VQqP89GC.dpuf

(2) “Cumhurbaşkanı Erdoğan: Artık polis ve asker kalkan kullanmayacak, gereği neyse yapacak”, T24, 10 Ekim 2014. http://t24.com.tr/haber/cumhurbaskani-erdogan-artik-polis-ve-asker-kalkan-kullanmayacak-neyse-yapacak,273462

 

 

Hayri Gökşin Özkoray, 1988'de İstanbul'da doğdu. Paris 1 Panthéon-Sorbonne Üniversitesi’nde tarih ve felsefe okuduktan sonra, tarihte lisansüstüne devam etti. Ecole Pratique des Hautes Etudes’de "Osmanlı’da 16.-17. yüzyıllarda kölelik" konulu doktora tezini hazırlıyor.



*    Ecole Pratique des Hautes Etudes, Paris. Tarih bölümü doktora öğrencisi.