2 Temmuz

Hüner Buğdaycıoğlu - 02/07/2010 21:00:02 (534 okunma)


2 Temmuz

Binlerce insan, linç etmek için oradaydı. 33 kişiyi otele kıstırdılar. Yaktılar. 

Bütün vahşilikleri, bütün pespayelikleri, bütün zavallılıkları ile saldırdılar. 

Derin devlet organizasyonu olduğu açık. 
Açık da, ya oradaki onbinlerce insan. Onları görmezden mi geleceğiz. Günler öncesinde, Sivas gazetelerinde çıkan provakatif başlıkları atanları, Aziz Nesin’le röportaj yaparken aslında o esnada ateşi başlatmış olan İHA muhabirini. ‘Gazanız mübarek olsun’ diyen Belediye Başkanını, belediye hoparlörlerinden yapılan anonsları.Madımak oteli önünde toplanmış ‘Allah’ çığlıkları ile saldıran tek tek herkesi.

Niye yaptınız, hangi imanınıza yaradı 37 kişiyi yanarken zevkle seyretmek?. Kanlı pazarda, Çorum’da, Maraş’da .. olduğu gibi, devletin gönüllü katliamcıları olduğunuz için mi?

O gün orada vicdansız ve ahlaksızdılar. Bugün vicdanları ve ahlaki sorumlulukları varsa, anlatırlar, yüzleşirler. 

Sivas ‘ta, düşünen, üreten ve kendi inancını dayatmadan yaşamaya, yaşatmaya çalışan insanlar ateşe verildi.. 17 yıldır, Madımak müze olsun diye uğraşılıyor. Hükümet bu talebi, hala gerçekleştirmiyor. Soru hep aynı: hangi bahaneye sığınıyorsunuz ?

Madımak, bir gün müze olacak. 

Müzede , 2 Temmuz1993'ün ibret belgesi fotoğrafları sergilenecek. Fotoğraflarda o meydandaki binlerce barbarın görüntüleri teşhir edilecek. Niye yaptınız sorusunun cevabını 17 yıldır vermeyenlere, belki bir gün ‘ne işiniz vardı orada’ diye torunları soracak. 

Müze, o torunları umut etmenin ve tarihin bir daha nüksetmeyeceği güveninin, sembolü olacak. 

Sistem katil üretiyor.Ama sistem, aynı zamanda da o katiller sayesinde değişmedi, hala direniyor.
2.07.2010

Solda partileşme arayışı için, biraraya gelen kişi ve oluşumların 
girişimlerini, dökümanlarından ve medyadan izledim.

Sol olgusu,
 çok geniş bir yelpazeyi içerir. Kendilerini sosyal demokrat olarak tanımlayanlardan Marksistlere kadar uzanır.Birarada incelenemeyecek kadar temel farklılıklara sahip, kuramsal ve pratik pek çok ayrılığı kapsar. Türkiye’de solda birleşme – bütünleşme denildiğinde, bu yelpazeyi kim, nasıl , niye katlayacak ve tek, dar bir kutuya koymaya çabalayacak, inandırıcı değildir. Dolayısıyla son oluşuma, solun bazı kesimleri biraraya geliyor ve bir ortak paydada buluşmayı arıyor diye bakmak daha gerçekçi olur.

Solda,sorunu bir türlü yenileşememe
 , bütünleşememe, kitleselleşememe kompleksi içinde ele almak, ne kadar sonuca ulaştırır tartışılır. 

Asıl sorun, soldaki kurumların, sendikalar - demokratik kitle örgütleri vb nin, dönüştürülememesinde ve bu kurumları tıkayan zihniyetin sorgulan(a)mamasında aranmalıdır.
 

Objektif, katılımcı demokrasinin gerçekleştirilemediği,
 
merkezden yönetimin aslolduğu , bu nedenlerle kendi yapısal sorunlarını aşamayan bu kuruluşlara tutulmalıdır. Emeğin iş yerlerinde yönetime katılmak yerine, ücret politikaları ve talepleri ile sınırlandırılıp
 
sığlaştırılmasının, örgütlenmelerin kendi iç işlerliğindeki
 
yönetenler, yönetilenler anlayışının gözden geçirilmesinde fayda
 
var.

Zira, buralardaki yapı, aşağıdan yukarıyı değil, yukarıdan aşağıyı
 
tıkamıştır.
 

Bunlar tartışılıp dönüştürülmedikçe, emekçiler, ezilenler,
 
ötekileştirilenler, kadınlar, işsizler, dışlananlar, sakatlar ve bu
 
kesimlerin altının çizilmesi, solun kendi öznelerini hatırlaması,
 
hatırlatması izlenimi verir.

Toplum denilen olgu, hiçbir zaman huzurlu olmaz, olmamalıdır
 
da. Toplumlar hayatı üretir, sürekli devinim içindedir.Devinim yeni sorunlar
 demektir. Yarının dünden farklı olması, bu sorunların çözümü ve yerini yeni sorunlara bırakması anlamına gelir. İnsan ve hayat böyle değişir, gelişir, dönüşür.

Siyasetin işi ise, sorunları yönetebilmektir.

Sorunları yaşayan toplum olduğuna göre, çözümlerini belirleyecek olanda yine kendisidir.
 Yeterki siyasetçi bu imkanı yaratacak zemini hazırlasın, yapısal sorunları çözsün, toplumun önündeki engelleri kaldırsın ve toplumun ihtiyaçlarını, önerilerini dikkate alsın.Ya da almaya talip olsun.

Bunları içselleştirmiş ve hayata geçirme iradesini gösterebilen siyasi
 
partiler dahil tüm kurum ve kuruluşların, toplumdan destek alması,bir
 
başka deyişle kitleselleşmesi kaçınılmazdır.