2011 Zor Bir Yıl Olacak

Hüner Buğdaycıoğlu - 15/01/2011 23:51:35 (438 okunma)


2011 Zor Bir Yıl Olacak

Toplumun büyük çoğunluğu yeni anayasa ve yapısal sorunların çözümü konusunda istekli olmasına rağmen, henüz bir adım atılmadı. Ekonomik, sosyal sorunlar ise, hükümetin sahip olduğu neoliberal politikalar nedeniyle çoğalıyor. Toplumun taleplerini seslendirdiği demokratik pratikler zayıflatılmaya çalışılıyor. Bu sayede, yönetenler ve yönetilenler ayrımı tescillenmiş oluyor.

Toplum dinamikleri muhatap alınmadıkça, toplumsal sorunları çözebilme aşamasına geçilemiyor ve sonuçta, senelerdir aynı sorunlar, sıkıntılar, acılarla yaşanıyor. Hayat, bu sarmalın içine tıkılmış eskitiliyor. 

Seçim yılına girdik.

Vitrindeki partilerin kamuoyunun karşısına, yine polemikle çıkacaklarını kestirmek zor değil. Bu davranışın, onlara siyasi maliyeti son derece az. Çünkü mevcut yapı ile toplumun alternatif siyasi parti üretebileceğine inanmadıkları gibi, çözüm yolu ve iradesi sunmadıkça, iş başına gelindiğinde çözüm yükümlülüğü üstlenmelerine de gerek kalmıyor.

Ülkeyi yönetecek olanlar, yine % 10 barajlı seçim sistemi ile seçilecek. Barajın gerekçesi: ‘istikrar’. Oysa, siyasetin alanı çoğulculuğu kapsamadıkça, siyasi istikrar dedikleri olgu toplumu yansıtmıyor. Şimdiye kadar gündemine seçim sistemini değiştirmeyi almayan partiler, o yüzden ajandalarında, büyüyen toplumsal istikrarsızlığı gidermeye yer verme gereği duymuyor. 

Devlet toplum ilişkisizliği, siyasi parti toplum ilişkisizliğine dönüşmeye başladıkça, sokaklar, üniversiteler ve hayat savaş alanı haline geliyor.

Kısaca bu seçim sisteminin amacı: mevcut güç dengesini sabitleştirerek, siyaseti boğmaya çalışmak. Senelerdir seçim barajı taktiği ile, iki partiden birine paranoyak bir zorlanmayla yöneltilen toplum, aslında bu sahte istikrarın bedelini demokrasiden feragat ederek ödemiş oluyor.

Bütün bunlar bilinen, yaşanan gerçekler. Ama bu sahte güvenceye kapılanma eğiliminden kurtulmak, siyasetin alanını yeniden yapılandırmak sanıldığı kadar zor değil. 

Eşitlik ve demokrasi mümkün.

Yenilenmek, sorunları çözmek, talepleri hayata geçirmek, umutları gerçekleştirmek, hayatı mutlu yaşayabilmenin yollarını açmak kimseye armağan edilmeyeceğini göre, insanın mevcut kalıplardan kurtulması için uzağa gitmesi gerekmiyor. Kendi iradesini, korkulardan arınarak sandığa yansıtması bile, mevcut hareket alanını genişletebilir. İnsanı, siyasetten ayıran ayıklayan bu mekanizmayı tersine çevirebilir. Bu yıl siyaseten, yeni bir yıl pekala olabilir. 

Solda partileşme arayışı için, biraraya gelen kişi ve oluşumların 
girişimlerini, dökümanlarından ve medyadan izledim.

Sol olgusu,
 çok geniş bir yelpazeyi içerir. Kendilerini sosyal demokrat olarak tanımlayanlardan Marksistlere kadar uzanır.Birarada incelenemeyecek kadar temel farklılıklara sahip, kuramsal ve pratik pek çok ayrılığı kapsar. Türkiye’de solda birleşme – bütünleşme denildiğinde, bu yelpazeyi kim, nasıl , niye katlayacak ve tek, dar bir kutuya koymaya çabalayacak, inandırıcı değildir. Dolayısıyla son oluşuma, solun bazı kesimleri biraraya geliyor ve bir ortak paydada buluşmayı arıyor diye bakmak daha gerçekçi olur.

Solda,sorunu bir türlü yenileşememe
 , bütünleşememe, kitleselleşememe kompleksi içinde ele almak, ne kadar sonuca ulaştırır tartışılır. 

Asıl sorun, soldaki kurumların, sendikalar - demokratik kitle örgütleri vb nin, dönüştürülememesinde ve bu kurumları tıkayan zihniyetin sorgulan(a)mamasında aranmalıdır.
 

Objektif, katılımcı demokrasinin gerçekleştirilemediği,
 
merkezden yönetimin aslolduğu , bu nedenlerle kendi yapısal sorunlarını aşamayan bu kuruluşlara tutulmalıdır. Emeğin iş yerlerinde yönetime katılmak yerine, ücret politikaları ve talepleri ile sınırlandırılıp
 
sığlaştırılmasının, örgütlenmelerin kendi iç işlerliğindeki
 
yönetenler, yönetilenler anlayışının gözden geçirilmesinde fayda
 
var.

Zira, buralardaki yapı, aşağıdan yukarıyı değil, yukarıdan aşağıyı
 
tıkamıştır.
 

Bunlar tartışılıp dönüştürülmedikçe, emekçiler, ezilenler,
 
ötekileştirilenler, kadınlar, işsizler, dışlananlar, sakatlar ve bu
 
kesimlerin altının çizilmesi, solun kendi öznelerini hatırlaması,
 
hatırlatması izlenimi verir.

Toplum denilen olgu, hiçbir zaman huzurlu olmaz, olmamalıdır
 
da. Toplumlar hayatı üretir, sürekli devinim içindedir.Devinim yeni sorunlar
 demektir. Yarının dünden farklı olması, bu sorunların çözümü ve yerini yeni sorunlara bırakması anlamına gelir. İnsan ve hayat böyle değişir, gelişir, dönüşür.

Siyasetin işi ise, sorunları yönetebilmektir.

Sorunları yaşayan toplum olduğuna göre, çözümlerini belirleyecek olanda yine kendisidir.
 Yeterki siyasetçi bu imkanı yaratacak zemini hazırlasın, yapısal sorunları çözsün, toplumun önündeki engelleri kaldırsın ve toplumun ihtiyaçlarını, önerilerini dikkate alsın.Ya da almaya talip olsun.

Bunları içselleştirmiş ve hayata geçirme iradesini gösterebilen siyasi
 
partiler dahil tüm kurum ve kuruluşların, toplumdan destek alması,bir
 
başka deyişle kitleselleşmesi kaçınılmazdır.