Ali Bulaç’ın, değersizleşen modern kadın, bilgi ve kültür anlayışı üzerine


Hüner Buğdaycıoğlu - 22/09/2006 13:20:19 (633 okunma)

Ali Bulaç’ın, değersizleşen modern kadın, bilgi ve kültür anlayışı üzerine

Ali Bulaç'ın , modern kadın üzerine söylediklerini aktarmak yerine, bugünkü yazısını yazıma ekledim.Zira söyleyeceklerim, yapılan yorumlara getirdiği cevap yazısının , açmazlarını da içeriyor.

Bazı sözler vardır ki, gündem yoğunluğu dinlemeksizin süzülür ve belki de pek çok yapay gündemden çok daha gerçek ve tartışılması gereken asli bir konu olarak yerini bulur. Söylemini okuduğumda, kendisinin belirttiği tepkilerin nedenlerinden hiç biri aklıma gelmedi. Ne onu radikal islamın savunucusu yaptım, ne modern kadından başörtülü başörtüsüzü anladım ,ne de art niyetle bir kasıtta bulunmayı. Ancak, değersizleşmeyi sorgulamasını, modern kadın söylemi üzerinden yapması , söylediklerinin olaylaşmasında fazlası ile yeterli benim için. Bu yaklaşımın ataerkillikten kaynaklandığını ve islamın metodolojisi ile uğraşanların , kadını ataerkilliğe teslim etmeyecek kadar önemsediğini de biliyorum. O nedenle eleştirim, Ali Bulaç’ ın ifadesinin arka planındaki zihniyet ve söz ettiği yitirilen değerler doğrultusunda olacak.

Çağımızda değersizleşen, bilgi, kültür ve kadın sözü büyük bir gaf. Soyut insanı açıklarken, değersizleşmeyi anlatmak için ,madem bilgi ve kültürü seçmiş, bunların yanına koyması gereken kadın değil, ahlak olmalıydı. Tabii ahlakla ahlakçılığı karıştırmadan. Eğer ahlak denilen olguyu, kadın üzerinden tanımlıyorsa, bu yaklaşımla bizzat kendisinin de kadını nesneleştirdiğini fark etmesi gerekir. Kolay erişilebilir olmak için, modern olmak veya kadın olmak gerekmiyor. Bu, bu yy ın durumu da değil, her daim kolay ulaşılabilen bazı kadınlar vardılar, tıpkı bazı erkekler gibi. Eğer 'soyut insan' arıyorsa, bunun için önce zihniyetlerin dayandığı temelleri sorgulamalı. Ardından, homojenleştirme girişimlerini ve buna meyilli ideolojileri. Oysa, ne yazık ki, modern kadın tabiri altında homojenleştirmeyi kendisi de yapıyor.

Elbette bilgiye artık daha kolay ulaşılıyor. Bu durum, bilgi kirliliğini de beraberinde getiriyor. Ancak bilgi kirliliğinin yeni bir olgu olduğunu söylemek abes, geçmiş dönemlerde kulaktan kulağa bilgiler nasıl temiz akmıyorsa, bu yy da da aynı kirliliğin şekil değiştirerek varlığını sürdürmesi yadırganacak bir durum değil. Kirlilik, bilginin gerçek halinden saptırılması ile tanımlanır. Bilgiyi idealize etmek yerine, bilgiye kolayca ulaşmanın, onu değersizleştiren değil zenginleştiren, aynı zamanda da insanların ayıklaması gereken bir durum olduğuna bakması gerekir. Bu sayede kritik ettiği konu, zihniyet bazında anlam kazanır ve ucuz veya kolay erişilebilirlikle alakasız, neye erişmek gerektiğiyle ilişkilendirilmiş olur. Zira bilgiye kolay ulaşmak, onu değersizleştirmez, bilgiyi nasıl yorumladığınız değerlerinizle ölçülür. Ve kişi, hangi zihniyeti barındırıyorsa, bilgiyi ve onun doğrultusunda fikri, inancı ya da hayatta karşılaştıklarını , kadın /erkek dahil ona göre algılar, yorumlar. 

Değersizleşen kültür meselesine gelince, eğer sözünü ettiği, popüler kültür bombardımanı altında , yüksek kültür veya halk kültürü denilen ve kendi içindeki değerlere bağlı olarak dönüşen ve açıklanabilen kültürlerin ezilmesi ise, çok haklı. Ama burada aranması gereken, gerçek kültürlerin niye kendilerini ezdirdiğidir, bir başka deyişle sorun, bu kültürleri taşıyanların ona sahip çıkmadıklarındadır. Sahip çıkmak, olduğu gibi muhafaza etmek demek değildir, ancak kültürlerini yenileyebildikleri ve dönüştürebildikleri ölçüde ona sahip çıkabilir ve değerini kaybetmemesini gerçekleştirebilirler. Bu dönüştürme işini, gelenekçilerimiz ne kadar başarabilmiştir, sorgulanması gerekir. Dönüştürülmediği taktirde, kültürlerde eskir, eskiye de rağbet azalır.

Günümüz popüler kültürünün bütün özelliği ,son derece amorf bir kitlesellik yaratma karmaşası sağlamak olduğu için, zaten değer içermez. Değeri olmayan bir şey de değersizleşmez . Günümüzün popüler kültürünün, geçmişten farkı, onu belirleyen merkezin kaymış olmasındadır.Yani geçmişte pop/ popülerlik halkın yarattığı belirlediği iken, bugün onun yaratmadığı, çoğalttıkça çoğaltılarak halkın önüne koyanlarca belirlendiği, ama halkın da rağbet ettiği bir üretimi içeriyor. Dolayısıyla bu üretimin metalarına bakmak kadar, bu kültürü belirleyip dayatan liberalizm ideolojinin derinliklerine de inmek gerekiyor. Liberalizm, içi boşaltılmış bireyler yaratmayı sürdürdükçe, bir toplumu tanımlayan ekonomik ve etik özelliklerin yerini, empoze edilen metalaşmanın alması kaçınılmazlaşacaktır. Dolayısıyla soyut insan denilen, somut bir şekilde karşımıza çıkacaktır. Bu içi boş somut insanın içinin değerlerle doldurulabilmesi , idealist bir yaklaşımla olmaz.Olsa olsa, bilgiyi ve doğruyu çeşitlendirmekten, derinleştirebilmekten geçer.

Konu modern kadına ve kadın çıplaklığına indirgenince ,o halde madalyonun erkek tarafını da gözden kaçırmamak gerekir. Kadın, giyinik ya da çıplak haliyle değil, kadın haliyle, modernizm öncesinin de, modernizmin de ,görünen o ki modernizm sonrasının da, onu nesneleştiren ataerkil ve metalaştıran rölativist zihniyetlerden arınılmadığı sürece, üzerinden sembolize edilen yaklaşımlardan kurtulamayacak. Bu arada cinselliğin metalaştırılmasına, şov, moda ,kozmetik,estetik,reklam vb pek çok sektördeki yeri açısından bakılıyorsa, bu sektörlerin öznesinin gittikçe eşitlendiği, günümüzde geçmişten farklı olarak yükselen değerinin erkek cinselliğine yöneldiğini de gözden kaçırmamak gerekir. Günümüzde kitlesel tüketime gönderme yapmak için, salt kadını seçmek ,sadece kadın çıplaklığı ile uğraşıp erkek çıplaklığını ıskalamak, gerçekçilikten uzaklaştırır. Ama gittikçe değersizleşen değerler arasına, modern kadını koyan birisinin, madalyonun bu yüzünü de görebilmesi , yine bir zihniyet meselesi.

Son olarak, bilgi gibi toplumsal değerler de kimsenin tekelinde olamayacağına göre, insanı değerlendirirken, algılamamız ile gerçeklik arasında her zaman fark olabileceğinin bilincinde olmayı, asla unutmamak gerekir. 




ALİ BULAÇ
18.09.2006 PAZARTESİ


Kadına ve bilgiye ulaşmak

Şehit Seyyid Kutup Sempozyumu’nda yaptığım konuşma olay haline getirildi. 

Konuşmamın konusu, merhum Kutup’un görüşlerinden hareketle “terör” veya “radikalizm” üretilemeyeceği, böyle yapanların hem Seyyid Kutup’u hem İslamiyet’i yanlış yorumladıklarını anlatmak, bu arada merhumun “bilgi kavramı”na getirdiği derinliğe işaret etmekti.


Bazı köşe yazarları beni nasıl “Radikal İslam”ın savunucusu yaptılar, hayret doğrusu. Burada ya bilgisizlik var ya da kasıt. Ben 1987’den beri radikalliği eleştiriyorum. Konuşmamdan iki cümleyi haber yapan Hürriyet’te benim, “Bugün bilgi çok kolay ve ucuz ulaşılabilir hale geldi. Tıpkı modern kadın gibi! Modern kadına da bilgi gibi çok kolay ulaşılabilir.” dediğimi yazdı. Bu iki kısacık cümle kıyametin kopmasına yetti. Giderek “örgütlü, sistemli” bir hal almaya başlayan tepkileri şu şekilde sıralamak mümkün: 
1) Böyle şey mi olur, diyenler,
2) Bu sözler türbanlı olmayan kadınları namus 
yoksunluğuyla suçlamaktadır, diyenler, 
3) Bu sözler Cumhuriyet’in modernleşme ve bu çerçevedeki kadın projesine yöneltilmiş ağır hakaretlerdir, karşılıksız kalamaz, diye tehdit edenler.

Bazıları medeni çerçevede eleştirdi, bazıları elektronik posta ile neyi 
kastettiğimi sordu, bunlara saygım var, hepsine cevap vermeye çalıştım. 

Diğer tepkileri şöyle sıralamak mümkün: 

1) En ağır hakaretlerde bulunanlar, 
2) Bana psikiyatrik tedavi önerenler, 
3) Bu sözlerin bedelini ağır biçimde bana ödeteceğini söyleyenler,
4) Derhal pılımı pırtımı toplayıp bu ülkeyi terk etmemi söyleyenler, 
5) Belden aşağı vurup olmadık iftira ve töhmette bulunanlar, aba altından sopa gösterenler. Giderek hoşgörüsüz, sığ, şiddet 
yüklü bir toplum haline geliyoruz. Bunları topluyor, avukatımla tasnif 
ediyorum. Sempozyumdaki konuşmanın metnini arz ederek bazılarıyla 
mahkemelerde bir araya gelme fırsatımız olacak.

Konuşmamda somut herhangi bir insan (kadın veya erkek) vurgusu yapmadan modern durum içinde bulunan “soyut insan”dan söz ettim. Burada ne tesettürlü ne açık, ne başını örten ne açan kadına en ufak bir imada bulundum. Başı açık yüz binlerce kadının da en az başörtülüler kadar iffetli, namuslu, kendi aile değerlerine bağlı ve gündelik hayatın zorluklarıyla mücadele halinde olduklarını biliyorum, aksini iddia edecek kadar densiz değilim. 

Benim ailemde, akrabalarım ve yakınlarım arasında çok sayıda başı açık var. Bu konu üzerinde yıllarca çalışmış biri olarak “modernlik” denen fenomenin “beşeri bir durum” olduğunu, inançlı-inançsız bütün erkek ve kadınların bu durumun içinde olduklarını biliyorum. Yani eğer salt modern kadına kolay ulaşılabiliyorsa, bu başörtülü kadın için de söz konusudur. İkincisi, konuşmada ben “kadının ucuzluğu”ndan söz etmedim, “kolay ulaşılabilirliği”nden söz ettim. Modernliğin krizi çerçevesinde çağımızda bilgi, kültür ve kadın, sistemli bir biçimde değersizleştirilmek isteniyor. 

“Bilginin değersizleştirilmesi”nden kastım, bilgeliğin ve bilincin yok 
olması, herkesin kolayca internetten elde ettiği “malumat”ı, “yüksek bilgi” zannedip yanılmasıdır. Bilginin bilgelik (hikmet) ve bilinçle buluşması lazım. “Kültürün değersizleştirilmesi” topçuların ve popçuların sanatçı konumuna çıkartılıp, magazin, dedikodu ve içi boş haberlerle toplumun aptallaştırılması, insanların gerçek sorunları üzerinde düşünmekten alıkonulmasıdır. Magazin kültürünün öne çıkardıkları “sanatçılar” ise, gerçekten büyük şair ve edebiyatçılara, ressam ve müzisyenlere, yani gerçek sanatçılara büyük haksızlık yapılıyor demektir. “Kadının değersizleştirilmesi”nden kastım reklam, porno, cinsel istismar, tüketim kültürü vb. alanlarda ucuz bir cinsel meta olarak kullanılmak istenmesi, dişiliğinin kitlesel tüketime sunulmasıdır. Eğer kadın salt dişiliğe indirgenip kolay ulaşılabilir hale getirilmeseydi, bu sektörler olur olmaz her ürünün tanıtımında kadının dişiliğini, çıplak bedenini bu kadar sorumsuzca kullanamazdı. Bunun Cumhuriyet’le ve başı açık kadınlarla ilgisi yoktur.

Her üçünün de değerini ve kalitesini yükseltmek gerekir. Her üçü bu seviyede olmamalı. Çünkü bunlar değersizleşir ve istismar edilirse insanın yanı başında medeniyet sona erer. Benim dediğim budur. Görüşlerimin arkasındayım.


18.09.2006

Solda partileşme arayışı için, biraraya gelen kişi ve oluşumların 
girişimlerini, dökümanlarından ve medyadan izledim.

Sol olgusu,
 çok geniş bir yelpazeyi içerir. Kendilerini sosyal demokrat olarak tanımlayanlardan Marksistlere kadar uzanır.Birarada incelenemeyecek kadar temel farklılıklara sahip, kuramsal ve pratik pek çok ayrılığı kapsar. Türkiye’de solda birleşme – bütünleşme denildiğinde, bu yelpazeyi kim, nasıl , niye katlayacak ve tek, dar bir kutuya koymaya çabalayacak, inandırıcı değildir. Dolayısıyla son oluşuma, solun bazı kesimleri biraraya geliyor ve bir ortak paydada buluşmayı arıyor diye bakmak daha gerçekçi olur.

Solda,sorunu bir türlü yenileşememe
 , bütünleşememe, kitleselleşememe kompleksi içinde ele almak, ne kadar sonuca ulaştırır tartışılır. 

Asıl sorun, soldaki kurumların, sendikalar - demokratik kitle örgütleri vb nin, dönüştürülememesinde ve bu kurumları tıkayan zihniyetin sorgulan(a)mamasında aranmalıdır.
 

Objektif, katılımcı demokrasinin gerçekleştirilemediği,
 
merkezden yönetimin aslolduğu , bu nedenlerle kendi yapısal sorunlarını aşamayan bu kuruluşlara tutulmalıdır. Emeğin iş yerlerinde yönetime katılmak yerine, ücret politikaları ve talepleri ile sınırlandırılıp
 
sığlaştırılmasının, örgütlenmelerin kendi iç işlerliğindeki
 
yönetenler, yönetilenler anlayışının gözden geçirilmesinde fayda
 
var.

Zira, buralardaki yapı, aşağıdan yukarıyı değil, yukarıdan aşağıyı
 
tıkamıştır.
 

Bunlar tartışılıp dönüştürülmedikçe, emekçiler, ezilenler,
 
ötekileştirilenler, kadınlar, işsizler, dışlananlar, sakatlar ve bu
 
kesimlerin altının çizilmesi, solun kendi öznelerini hatırlaması,
 
hatırlatması izlenimi verir.

Toplum denilen olgu, hiçbir zaman huzurlu olmaz, olmamalıdır
 
da. Toplumlar hayatı üretir, sürekli devinim içindedir.Devinim yeni sorunlar
 demektir. Yarının dünden farklı olması, bu sorunların çözümü ve yerini yeni sorunlara bırakması anlamına gelir. İnsan ve hayat böyle değişir, gelişir, dönüşür.

Siyasetin işi ise, sorunları yönetebilmektir.

Sorunları yaşayan toplum olduğuna göre, çözümlerini belirleyecek olanda yine kendisidir.
 Yeterki siyasetçi bu imkanı yaratacak zemini hazırlasın, yapısal sorunları çözsün, toplumun önündeki engelleri kaldırsın ve toplumun ihtiyaçlarını, önerilerini dikkate alsın.Ya da almaya talip olsun.

Bunları içselleştirmiş ve hayata geçirme iradesini gösterebilen siyasi
 
partiler dahil tüm kurum ve kuruluşların, toplumdan destek alması,bir
 
başka deyişle kitleselleşmesi kaçınılmazdır.