Alt yazı

Hüner Buğdaycıoğlu - 14/05/2010 13:35:40 (658 okunma)


Alt yazı

Baykal, CHP, tuzak, istifa, gitti mi, dönecek mi vb … izlediğimiz resim kendini yeterince anlatıyor. Üzerinde konuşmak yerine, altına bir alt yazı yazmak, CHP nin tabanı olduğunu söyleyen insanlara seslenmek daha manalı.

Baykal’lı ya da Baykal’sız, değişimin karşısına konan engellerden biri olmayı sürdüren, resmi ideolojiye kilitlenmiş CHP değişmez, değiştirilmez. Ya manevralarını ya da liderini yenileyerek kendini avutur. Bu olayda da görülüyor ki, yine zorlama siyasete başvuruyor. Zorlama ile siyaset, siyaseti zora sokmaktan başka işe yaramaz, savrulur, tutmaz.. Aslında CHP nin korku ve tehlike üzerinden politika üretme ve sürdürme anlayışı, bu politikanın tuzağına düşenlerden, ona oy verenlerden daha anlaşılır. 

CHP yi sol sanan, gerek parti içi tabanı gerekse ona oy verenler, solculuğun, güç odakları ve toplumsal talepler karşısında nerede durulduğu ile ilgili olduğunu unuttular. Solculuk, kendinizde var olduğunu sandığınız bir olgu değil, siyasi tavrınızın ne olduğu ile bağlantılı bir tanımlama.

Resmi ideolojinin, şimdiye kadar ekonomik, siyasal, sosyal, kültürel, tarihsel hangi uygulaması solcu ? Güç odağı olarak bu yapıya, onun uygulamalarına sarılmanın manası ne? Nereden bakılsa, ya hastalık ya da bile bile sola kendisine uymayan bir anlayış atfetme hali var ortada.Siyasetin alanı, hangi konuda olursa olsun korku ve tehlikeye hapsediliyorsa, o alan daralır. Tek başına bu daralma ve nihayetinde kaçınılmaz olarak boğulma durumu bile, ne solla ne de solculukla bağdaşır.

Hani bir söz var ya, sormak için tam zamanı :’ Del bakalım hücrenin duvarını, yan hücreye geçince ne yapacaksın’ ? 

Siyasal alanı açmak, ona nüfuz etmek ve toplumun değişim dinamiğini taşıyıcı güç haline getirmek varken, statik bir stratejinin destekçisi olanların ve olanları seçenlerin, özgürleşmeyi, demokratlaşmayı, solculuğu bir kez daha hatırlaması gerek. İşsizlik, güvencesiz iş yaşamı, adaletsizlik, kimlik,inanç, sağlık gibi bir dolu sorunla ortaklaşmış insanları, kutuplaşma ile parçalamak mümkün değil. Bu sorunları yaşayanlar, komşularını yiyerek hayatta kalamayacaklarını biliyor olmalılar.

Vazgeçin CHP den. Hayal kırıklığınızın hüzünlü cazibesinden. Bir kez de, korkuya hayır deyin. Düşünülen değil, düşünen olun. Bu pespayeliği kader olarak kabul etmeyi ve seyretmeyi reddedin. 13.5.2010

Solda partileşme arayışı için, biraraya gelen kişi ve oluşumların 
girişimlerini, dökümanlarından ve medyadan izledim.

Sol olgusu,
 çok geniş bir yelpazeyi içerir. Kendilerini sosyal demokrat olarak tanımlayanlardan Marksistlere kadar uzanır.Birarada incelenemeyecek kadar temel farklılıklara sahip, kuramsal ve pratik pek çok ayrılığı kapsar. Türkiye’de solda birleşme – bütünleşme denildiğinde, bu yelpazeyi kim, nasıl , niye katlayacak ve tek, dar bir kutuya koymaya çabalayacak, inandırıcı değildir. Dolayısıyla son oluşuma, solun bazı kesimleri biraraya geliyor ve bir ortak paydada buluşmayı arıyor diye bakmak daha gerçekçi olur.

Solda,sorunu bir türlü yenileşememe
 , bütünleşememe, kitleselleşememe kompleksi içinde ele almak, ne kadar sonuca ulaştırır tartışılır. 

Asıl sorun, soldaki kurumların, sendikalar - demokratik kitle örgütleri vb nin, dönüştürülememesinde ve bu kurumları tıkayan zihniyetin sorgulan(a)mamasında aranmalıdır.
 

Objektif, katılımcı demokrasinin gerçekleştirilemediği,
 
merkezden yönetimin aslolduğu , bu nedenlerle kendi yapısal sorunlarını aşamayan bu kuruluşlara tutulmalıdır. Emeğin iş yerlerinde yönetime katılmak yerine, ücret politikaları ve talepleri ile sınırlandırılıp
 
sığlaştırılmasının, örgütlenmelerin kendi iç işlerliğindeki
 
yönetenler, yönetilenler anlayışının gözden geçirilmesinde fayda
 
var.

Zira, buralardaki yapı, aşağıdan yukarıyı değil, yukarıdan aşağıyı
 
tıkamıştır.
 

Bunlar tartışılıp dönüştürülmedikçe, emekçiler, ezilenler,
 
ötekileştirilenler, kadınlar, işsizler, dışlananlar, sakatlar ve bu
 
kesimlerin altının çizilmesi, solun kendi öznelerini hatırlaması,
 
hatırlatması izlenimi verir.

Toplum denilen olgu, hiçbir zaman huzurlu olmaz, olmamalıdır
 
da. Toplumlar hayatı üretir, sürekli devinim içindedir.Devinim yeni sorunlar
 demektir. Yarının dünden farklı olması, bu sorunların çözümü ve yerini yeni sorunlara bırakması anlamına gelir. İnsan ve hayat böyle değişir, gelişir, dönüşür.

Siyasetin işi ise, sorunları yönetebilmektir.

Sorunları yaşayan toplum olduğuna göre, çözümlerini belirleyecek olanda yine kendisidir.
 Yeterki siyasetçi bu imkanı yaratacak zemini hazırlasın, yapısal sorunları çözsün, toplumun önündeki engelleri kaldırsın ve toplumun ihtiyaçlarını, önerilerini dikkate alsın.Ya da almaya talip olsun.

Bunları içselleştirmiş ve hayata geçirme iradesini gösterebilen siyasi
 
partiler dahil tüm kurum ve kuruluşların, toplumdan destek alması,bir
 
başka deyişle kitleselleşmesi kaçınılmazdır.