‘Bu askerlik biter mi’

 Hüner Buğdaycıoğlu - 23/10/2007 20:32:27 (679 okunma)

‘Bu askerlik biter mi’

Lokman, böyle yazmış köyündeki duvara. 
Savaşan askerlerin askerlikleri bitmez. Evlerine dönselerde , gördükleri, yaşadıkları, hisleri , hissizlikleri bir ömür onlarla birlikte sürer.

Tezkerenin kabulünden sonra ilk PKK saldırısında, Türkiye K.Irak’a girecek söylentisi yerini bulmak üzere. 8 askeri rehin almışlar . PKK, TSK yı kuzey Irak’a çağırıyor. 

TSK, Irak’a girmeye dünden hazır. TSK nın Irak’a girmesini isteyen ülkelerin listesi uzun. Bölgedeki bütün yönetimler ister, İran ister, Rusya ister, İsrail ister , ..….. Bir tek İngiltere ister mi, emin değilim. Bu nedenle Erdoğan’ın İngiltere seyahatini önemsiyorum. Bu saatten sonra, Irak’a girmemek için bir mucize gerekiyorsa, anahtar sanki orada.

Görünen o ki, Türkiye’nin Irak’a girmesini isteyenler arasında, çağrı görevi PKK ya verilmiş. TSK, Irak’a hiç kuşkusuz PKK yı kovalamaya ya da bitirmeye gitmeyecek. Büyükanıt ve Başbuğ, defalarca Türkiye için asıl tehlikenin PKK değil Irak’ta bir Kürt devleti olduğu tezini dillendirdi. Malum, CHP MHP bu tezi paylaşıyor. AKP ise Irak’ta bir Kürt devletine karşı değil, ama elinin kolunun bağlanmasına izin veriyor. AKP , bu davranış özelliğini hep sürdürüyor.. Hemen her konuda oportünist. Oysa fırsatçıların önüne kimse fırsat koymaz. İmkanlar , siyaset ve o siyasetin arkasında gösterilecek irade ile yaratılır. 

DTP ye gelince, Irak’ta bir Kürt devletinden elbette yana. PKK nın ise sesi olduğu aşikar. Bana göre, bu sesin siyasallaşmasına araç olmasının sakıncası değil, faydası var. Ancak keşke olabilmeyi denese. Zira ortada, siyasallaşmak için gereken , her hangi bir siyaseti yok. İkidebir barışçıl çözüm istiyor, barışçıl çözüm önerileri tartışılsın diyor. Peki tartışıldığında önerisi ne. Kürt sorununu, o nasıl çözecek. Diğer Kürt siyasetçilerinin hepsinin bir önerisi var, onların yanına öneri koyamıyorsa siyaset üretmiyor demektir. ‘99 dan bu yana , geniş bir zaman ve imkana sahipken, barış barış dediği barışın içini dolduracak ve bizlere de, demek PKK inip gelebilse bu çözümü savunacak dedirtecek hiçbir siyaset sunmadı. Ve bölgedeki insanların, dağa çıkmalarına engel olacak umudu temsil edemedi. O sadece , dağa çıkan insanlardan nemalandı. Bugün Aysel Tuğluk açıklama yapmış, talep gelirse 8 rehine için girişimde bulunacaklarını söylüyor. Niye bu görevi size versinler, niye sizden talepte bulunsunlar. Bir kere, hiç değilse bir kere bu sorumluluğu kendi kendinize verin, oraya gidin ve kendiniz rehineler için bir şeyler yapın. Amacınız ve niyetiniz barış mı, yoksa birilerinin size görev verme, sizden talepte bulunma ihtiyacı ile var olmak mı. Eğer barış ise, barış yandaşları savaşanlardan görev beklemez, kendi barışçı iradesini ortaya koyar. 

Özellikle şu ara, her hangi bir oluşumun aslı dururken fotokopisine kimsenin itibar edecek hali yok. Barzani’den ya da Talabani’den de bir şeyler beklemek abes. PKK yöneticilerini teslim etmeyi istediklerini varsaysak dahi, PKK gibi bir kozu kullanmayı , ABD onlara hiç bırakır mı. Karmakarışık orta doğuda herkes çıkarının hesabını yapıyor. Onlar hesaplarını yapadursun, olan biz toplumlara oluyor. Bizi hesaba katan yok. Çünkü bu coğrafyada siyaset diye bir olgu yok. Şiddeti ve savaşı siyaset sananlar var. Siyaseti tanımayanlar, tanımak istemeyenler şiddetten kurtulamayacakları gibi, her geçen gün onun çamuruna daha çok bulaşırlar. 

Bu çamura saplanmak için mi Türkiye Irak’a gidecek. Yarım da olsa siyaset geleneğimizi, şiddete devretmek için mi. TSK, orada kuşkusuz batmaz. TSK ya , bir de İran ve Suriye desteği ile, karşısında ABD bile olsa bir şey olmaz. Olan Türkiye’ye olur. İnsanların zihniyetleri otoriterleşir, otoriter olanlarsa iyice kemikleşir. Bir de buna ataerkiller eklendiğinde , içeride bambaşka bir gerçekle baş başa kalırsınız. İstediğiniz kadar savaş kazanın, ülkenin insanlarını kaybedersiniz. Otoriterleşmiş toplumları dizginlemeye silahınızın gücü yetmez. Şeriattan mı korkuyordunuz, işte o zaman gelir. Bölünmekten mi endişeleniyordunuz, o zaman toplum bölünür. Yüzünü orta doğuya çevirmiş bir Türkiye’nin , orada yaşananlardan ve oradaki yaşamlardan farkı kalmaz. İnsanları kendilerinin askeri yaparsınız ve bu askerlik bitmez.

Hala bir fırsat var. 

22.10.2007

Solda partileşme arayışı için, biraraya gelen kişi ve oluşumların 
girişimlerini, dökümanlarından ve medyadan izledim.

Sol olgusu,
 çok geniş bir yelpazeyi içerir. Kendilerini sosyal demokrat olarak tanımlayanlardan Marksistlere kadar uzanır.Birarada incelenemeyecek kadar temel farklılıklara sahip, kuramsal ve pratik pek çok ayrılığı kapsar. Türkiye’de solda birleşme – bütünleşme denildiğinde, bu yelpazeyi kim, nasıl , niye katlayacak ve tek, dar bir kutuya koymaya çabalayacak, inandırıcı değildir. Dolayısıyla son oluşuma, solun bazı kesimleri biraraya geliyor ve bir ortak paydada buluşmayı arıyor diye bakmak daha gerçekçi olur.

Solda,sorunu bir türlü yenileşememe
 , bütünleşememe, kitleselleşememe kompleksi içinde ele almak, ne kadar sonuca ulaştırır tartışılır. 

Asıl sorun, soldaki kurumların, sendikalar - demokratik kitle örgütleri vb nin, dönüştürülememesinde ve bu kurumları tıkayan zihniyetin sorgulan(a)mamasında aranmalıdır.
 

Objektif, katılımcı demokrasinin gerçekleştirilemediği,
 
merkezden yönetimin aslolduğu , bu nedenlerle kendi yapısal sorunlarını aşamayan bu kuruluşlara tutulmalıdır. Emeğin iş yerlerinde yönetime katılmak yerine, ücret politikaları ve talepleri ile sınırlandırılıp
 
sığlaştırılmasının, örgütlenmelerin kendi iç işlerliğindeki
 
yönetenler, yönetilenler anlayışının gözden geçirilmesinde fayda
 
var.

Zira, buralardaki yapı, aşağıdan yukarıyı değil, yukarıdan aşağıyı
 
tıkamıştır.
 

Bunlar tartışılıp dönüştürülmedikçe, emekçiler, ezilenler,
 
ötekileştirilenler, kadınlar, işsizler, dışlananlar, sakatlar ve bu
 
kesimlerin altının çizilmesi, solun kendi öznelerini hatırlaması,
 
hatırlatması izlenimi verir.

Toplum denilen olgu, hiçbir zaman huzurlu olmaz, olmamalıdır
 
da. Toplumlar hayatı üretir, sürekli devinim içindedir.Devinim yeni sorunlar
 demektir. Yarının dünden farklı olması, bu sorunların çözümü ve yerini yeni sorunlara bırakması anlamına gelir. İnsan ve hayat böyle değişir, gelişir, dönüşür.

Siyasetin işi ise, sorunları yönetebilmektir.

Sorunları yaşayan toplum olduğuna göre, çözümlerini belirleyecek olanda yine kendisidir.
 Yeterki siyasetçi bu imkanı yaratacak zemini hazırlasın, yapısal sorunları çözsün, toplumun önündeki engelleri kaldırsın ve toplumun ihtiyaçlarını, önerilerini dikkate alsın.Ya da almaya talip olsun.

Bunları içselleştirmiş ve hayata geçirme iradesini gösterebilen siyasi
 
partiler dahil tüm kurum ve kuruluşların, toplumdan destek alması,bir
 
başka deyişle kitleselleşmesi kaçınılmazdır.