Çocukların elinden tutacak kimse yok mu?


Hüner Buğdaycıoğlu - 06/04/2006 10:45:42 (384 okunma)

Çocukların elinden tutacak kimse yok mu?

Çocukların elinden tutacak kimse yok mu?

Sorun tespit etmek yetmez. Sorun, çözüm önerileri ister. Önerecek fikri 
olmayanların, kendilerine siyaseten güvenmesi zordur. Ne başka 
fikirlerle 
tartışmaya yanaşabilir, ne de onların varlığına tahammül gösterirler. 
Türlü 
bahanelerle, toplumu şiddete çekmeye ihtiyaç duyarlar. Onları ayakta 
tutan, 
sorun olduğuna göre, sorunun ilelebet şiddet yoluyla, olduğu yerde 
kalması, 
işlerine gelir.

Gelir gelmesine de, bu durum gerçekçi değildir. Zira tarih yol alır ve 
bu 
yolu, toplumun dinamikleri ile, sorun çöze çöze kateder. Sorunla 
mücadele 
adına ortaya çıkanlar olduğu yerde sayıyorlarsa, dönüp kendilerine 
bakmalıdırlar. Bakamadıkları taktirde, sorun, artık bizatihi kendileri 
olur.

Düşmanlığın ve savaşın, siyasetin devamı olduğu gibi ilkel tezler, 
popülerliğini çoktan yitirdi. Toplum, tüm heterojenliği ile ortaya 
çıktıkça, 
otorite yanlıları da , dokunulmazlıklarını gittikçe kaybediyor.Sadece 
birkaç 
haftadır ağırlıklı olarak bölgede yaşanan olaylar değil, uzunca bir 
süredir 
demokratikleşme, AB ve istikrar karşıtlarının, her fırsatta 
başvurdukları 
şiddet, otoritelerini kaybetme aczi içinde olduklarının göstergesi. 
Demokratikleşildikçe, daha da huzursuz ve daha da şuursuzlaşacaklarına 
hazırlıklı olmak gerek.

Son olaylarda bu şuursuzluğun en dehşet veren göstergesi, kuşkusuz 
çocuklardı. Ertesi günlerde, sivil toplum örgütlerinden, kadın 
kuruluşları 
dahil tüm çocuk hakları savunucularından ,en azından bir bildiri 
bekledim. 
Israrla internet sitelerinde didik didik gezindim. Başbakan , yaptığı 
açıklamada yalnızca, çocuklarınızı koruyun, yoksa ağlarsınız diye 
ailelerine 
seslendi. Bu ülkede, o çocukların elinden tutacak, bu şuursuzluktan 
onları 
koruyup kollayacak kimse yok mu? Onları siz korumazsanız, biz 
koruyacağız 
diyecek hiç mi kimse kalmadı.

Uçuşan mermilerin, taşların sopaların, molotof kokteyllerinin, biber 
gazlarının arasına atılmış çocuklar... Vurulan, vurulmaya salınan 
çocuklar... Ateşe neredeyse siper edilmiş, sokakları, balkonları 
dolduran 
küçük küçücük çocuklar.... Ölen çocuklar, ölmeye gönderilmiş 
çocuklar...

Onlar daha çocuk. Onları tuzağa düşürmeye kimsenin hakkı yok..

Gece yarısı, yarı kapalı küçük yüzlere elini öptüren , hadi evinize 
gidin 
diyen belediye başkanının gözleri, gündüz hiç mi o çocukları görmedi. 
Ahmet 
Türk dahil, hiçbir DTP yetkilisinin ağzından çocuklara dair , hiçbir 
sözcük 
dökülmedi. Gerçi aftan başka bir fikir oluşturamayan DTP den, farklı ve 
duyarlı bir söylem beklemek abes . Demokratikleşmenin yolunu bilinçli 
olarak 
kilitleyen bu soyut talep, keşke gerçekçi olabilse, olabilse de, 
orijinalinin toplum karşısında, ne olduğu, bir başka deyişle ne 
olmadığı 
gözler önünde cereyan edebilse. O otoritenin, ne olduğunun kendini 
deşifresi 
ile, ondan kurtuşun çok daha kolay olacağından hiç şüphem yok. Ancak ne 
yazık ki soyut bir söylem, işte.

Ne yapıyor PKK, acz ve şuursuzluk içinde bu kez, intifadaya mı oynuyor.

Çocuk olmanında mı hatırı yok artık, bırakın onların yakasını, itmeyin 
ateşe. Küçük, sanal, soyut söylemlerinizin yerine, kocaman fikirler 
koymayı 
arayın. Onları ölüme değil, fikre sürüklemenin yollarını yaratın. Ama 
önce, 
ancak küçük çocukları sakınıp saklamayı , onların elinden tutmayı 
öğrendiğiniz zaman, bunu başarabileceğiniz gerçeğini asla aklınızdan 
çıkarmayın.

Solda partileşme arayışı için, biraraya gelen kişi ve oluşumların 
girişimlerini, dökümanlarından ve medyadan izledim.

Sol olgusu,
 çok geniş bir yelpazeyi içerir. Kendilerini sosyal demokrat olarak tanımlayanlardan Marksistlere kadar uzanır.Birarada incelenemeyecek kadar temel farklılıklara sahip, kuramsal ve pratik pek çok ayrılığı kapsar. Türkiye’de solda birleşme – bütünleşme denildiğinde, bu yelpazeyi kim, nasıl , niye katlayacak ve tek, dar bir kutuya koymaya çabalayacak, inandırıcı değildir. Dolayısıyla son oluşuma, solun bazı kesimleri biraraya geliyor ve bir ortak paydada buluşmayı arıyor diye bakmak daha gerçekçi olur.

Solda,sorunu bir türlü yenileşememe
 , bütünleşememe, kitleselleşememe kompleksi içinde ele almak, ne kadar sonuca ulaştırır tartışılır. 

Asıl sorun, soldaki kurumların, sendikalar - demokratik kitle örgütleri vb nin, dönüştürülememesinde ve bu kurumları tıkayan zihniyetin sorgulan(a)mamasında aranmalıdır.
 

Objektif, katılımcı demokrasinin gerçekleştirilemediği,
 
merkezden yönetimin aslolduğu , bu nedenlerle kendi yapısal sorunlarını aşamayan bu kuruluşlara tutulmalıdır. Emeğin iş yerlerinde yönetime katılmak yerine, ücret politikaları ve talepleri ile sınırlandırılıp
 
sığlaştırılmasının, örgütlenmelerin kendi iç işlerliğindeki
 
yönetenler, yönetilenler anlayışının gözden geçirilmesinde fayda
 
var.

Zira, buralardaki yapı, aşağıdan yukarıyı değil, yukarıdan aşağıyı
 
tıkamıştır.
 

Bunlar tartışılıp dönüştürülmedikçe, emekçiler, ezilenler,
 
ötekileştirilenler, kadınlar, işsizler, dışlananlar, sakatlar ve bu
 
kesimlerin altının çizilmesi, solun kendi öznelerini hatırlaması,
 
hatırlatması izlenimi verir.

Toplum denilen olgu, hiçbir zaman huzurlu olmaz, olmamalıdır
 
da. Toplumlar hayatı üretir, sürekli devinim içindedir.Devinim yeni sorunlar
 demektir. Yarının dünden farklı olması, bu sorunların çözümü ve yerini yeni sorunlara bırakması anlamına gelir. İnsan ve hayat böyle değişir, gelişir, dönüşür.

Siyasetin işi ise, sorunları yönetebilmektir.

Sorunları yaşayan toplum olduğuna göre, çözümlerini belirleyecek olanda yine kendisidir.
 Yeterki siyasetçi bu imkanı yaratacak zemini hazırlasın, yapısal sorunları çözsün, toplumun önündeki engelleri kaldırsın ve toplumun ihtiyaçlarını, önerilerini dikkate alsın.Ya da almaya talip olsun.

Bunları içselleştirmiş ve hayata geçirme iradesini gösterebilen siyasi
 
partiler dahil tüm kurum ve kuruluşların, toplumdan destek alması,bir
 
başka deyişle kitleselleşmesi kaçınılmazdır.