Erdoğan aday olur mu ?

 Hüner Buğdaycıoğlu - 15/04/2007 13:28:38 (677 okunma)

Erdoğan aday olur mu ?

Aylardır Erdoğan'ın, cumhurbaşkanı adaylığı üzerinden, yapılmadık spekülasyon kalmadı. Şeriat, laiklik, başörtüsü, rejim, dokunulmazlık ve nihayet 367, bir dolu gerekçe öne sürüldü. Bu arada CHP, bu çürük gerekçeleri sayesinde, Erdoğan'ın cumhurbaşkanı olması için elinden geleni yaptı..

Erdoğan'ın işi zor. Onun açısından düşününce,

1. Böyle bir fırsat , insanın eline kolay kolay geçmez. Başbakanlık yapan herkes, CB makamını kaçırmak istemez. CB nın o müthiş yetkilerini kullanmayı, iktidarla ilişkiyi, her genel başkan, kendisine ister. Başkanlık sistemini telaffuz etmiş bir kişi, bunu daha çok ister.

2. Partide sadece kendi adaylığı, CB aday ve oy bölünmesinin önüne geçebilir.

3. Başörtüsü gibi bir sorunu hükümette çözemeyen bir kişi olarak, kendi eşi aracılığı ile, kahramanlaşabilir.

Daha bir kaç neden sıralanabilir. Örneğin, böyle giderse görünen o ki, seçimlerde meclisteki partilerin oyları biraz da olsa düşecek. Bu düşüşle muhatap olmaktan kaçınabilir. Erdoğan CB oldu, AKP nin oyları bu nedenle düştü gibi bir yorum işine gelir. İcraatının hesabını vermekten çekilmiş olur.

Kararını, bu verilere dayandırabilmesi için , en büyük engel gibi görünen, bir süre sonra kendi üzerinden bir darbe sıkıntısının yaşanıp yaşanmayacağıdır ki, böyle bir vebali kimse almak istemez. Ama bu engel, Türkiye'de her zaman vardır, darbe yapmak isteyenler, demokrasiyi engellemek için bir gerekçe yaratırlar, Erdoğan'ın CB olmasına ihtiyaçları yoktur. Erdoğan, böyle bir durumda , bilinir ki , sadece bir bahanedir. Dolayısıyla, bence bu onun için bir engel değildir.

Kısaca, bütün bunlar düşünüldüğünde, aday olma ağırlığı her geçen gün netleşiyor gibi bir düşünce var.

Ben ise, ilk günden bu yana, bütün bu gerçeklere rağmen aday olacağı kanaatinde değilim. Nedenlerime gelince,

1. O makamda, tek başına sivil ağırlık kurabilmesi zor, bunu o da çok iyi bilir.

Fena halde sıkıştırılacaktır ( sadece askerden söz etmiyorum, sermayeyi de kastediyorum) Onayına bağlı bürokraside, değişiklikler yapabilmesi dahi zorlaşır ve seçim sonrası AKP hükümetinin, demokratikleşme doğrultusundaki icraatlarını da kendi elleri ile boğmuş olur. Ya da AKP nin yeri geldiğinde kendisiyle çatışmasına izin vermiş.

2.Pekala işi, demokratik tercihe bırakabilir. Zira nasılsa 3. turda, AKP li milletvekilleri bir adayda birleşecektir.

3.Başörtüsünün bir inanç işi olarak, ortak kararla olması gerektiğini sürekli vurgulayan kendisi. Nasılsa bundan böyle protokolde başörtüsü krizi ortadan kalkmış olacaktır. Diğer kamusal alanlara giremeyen başörtüsü, köşkte olmuş ya da olmamış, başörtülü kamuoyunu bir süre sonra hiç ilgilendirmeyecektir.Bu iş köşkte çözülmez, bu sorunu ancak hükümet çözer.

Başka nedenlerde sıralayabilirim. Örneğin, AKP nin oylarının , CB olmadığı taktirde, şu andakinden daha fazlalaşacağına dair görüşlerimi aktarabilirim.

Bütün bunları, mevcut verileri objektif değerlendirerek düşünüyorum. Yoksa RTE nın cumhurbaşkanı olmasını veya olmamasını isteyip istememekle ilişkilendirerek değil. Her halükarda seçilecek kişi, nasılsa yakın çalışma arkadaşlarından biri olacak. O birine yön vermek, o yön verilecek biri olmaktan her zaman daha avantajlıdır. Zira AKP li bir cumhurbaşkanı , iktidarla hükümet arasında kaçınılmaz olarak sıkışacaktır. 

Tabii eğer AKP, sivil özelliklerinden, muhafazakar demokratlığından vaz geçmemişse. Bu sıkışmayı, ortadan kaldıracak tek neden olarak, önümüzdeki süreç için, askerle hükümetin şimdiden gündemi birlikte tayin etmiş olmalarını görebilirim ki, bunun cevabını kimse vermiyor. Yani Türkiye, genel kurmay başkanının konuşmasında ağırlıkla değindiği, kuzey Irak'a girecekse, yani Türkiye yönünü ve geleceğini ortadoğuya kilitlemeyi kararlaştırdı ise, o taktirde zaten ne CB, ne asker ne de hükümet için, ekonomiymiş, demokrasiymiş, YÖK vb bürokrasiymiş ve daha pek çok gerçek sorunun lafı dahi edilemeyecektir. İktidarın sıraladığı, laiklikmiş, şeriatmış, sözde değil özdeymiş gibi yapay sorunlarında. Bu çatışmaların hepsi, o taktirde uçar gider, geriye bir tek, hepsinin topyekun milliyetçiliğe sarılması kalır.

Böyle bir endişem var. Ne derece gerçek bir endişe bu, bilmiyorum. Ancak, milliyetçi söylemleri gittikçe artıran AKP nin, bu söylemler için bir nedeni olmalı. Ülkede milliyetçilik yükseliyor, seçim yatırımı yapıyor gibi yorumlara katılmıyorum. Milliyetçilik, hangi zamana göre yükseliyor, Türkiye’de hep vardı ve bence o var olan , sadece zaman zaman ortaya çıkıyor. Bunun nedeni ise, milliyetçiliğin yükselmesi değil, demokrasinin bir türlü yükselememesi. Dolayısıyla, eğer geleceğe yönelik, böyle bir savaş gündemi veya kozu söz konusu değilse, ben RTE nin , cumhurbaşkanı adayı olacağını hiç sanmıyorum.

14.3.2007

Solda partileşme arayışı için, biraraya gelen kişi ve oluşumların 
girişimlerini, dökümanlarından ve medyadan izledim.

Sol olgusu,
 çok geniş bir yelpazeyi içerir. Kendilerini sosyal demokrat olarak tanımlayanlardan Marksistlere kadar uzanır.Birarada incelenemeyecek kadar temel farklılıklara sahip, kuramsal ve pratik pek çok ayrılığı kapsar. Türkiye’de solda birleşme – bütünleşme denildiğinde, bu yelpazeyi kim, nasıl , niye katlayacak ve tek, dar bir kutuya koymaya çabalayacak, inandırıcı değildir. Dolayısıyla son oluşuma, solun bazı kesimleri biraraya geliyor ve bir ortak paydada buluşmayı arıyor diye bakmak daha gerçekçi olur.

Solda,sorunu bir türlü yenileşememe
 , bütünleşememe, kitleselleşememe kompleksi içinde ele almak, ne kadar sonuca ulaştırır tartışılır. 

Asıl sorun, soldaki kurumların, sendikalar - demokratik kitle örgütleri vb nin, dönüştürülememesinde ve bu kurumları tıkayan zihniyetin sorgulan(a)mamasında aranmalıdır.
 

Objektif, katılımcı demokrasinin gerçekleştirilemediği,
 
merkezden yönetimin aslolduğu , bu nedenlerle kendi yapısal sorunlarını aşamayan bu kuruluşlara tutulmalıdır. Emeğin iş yerlerinde yönetime katılmak yerine, ücret politikaları ve talepleri ile sınırlandırılıp
 
sığlaştırılmasının, örgütlenmelerin kendi iç işlerliğindeki
 
yönetenler, yönetilenler anlayışının gözden geçirilmesinde fayda
 
var.

Zira, buralardaki yapı, aşağıdan yukarıyı değil, yukarıdan aşağıyı
 
tıkamıştır.
 

Bunlar tartışılıp dönüştürülmedikçe, emekçiler, ezilenler,
 
ötekileştirilenler, kadınlar, işsizler, dışlananlar, sakatlar ve bu
 
kesimlerin altının çizilmesi, solun kendi öznelerini hatırlaması,
 
hatırlatması izlenimi verir.

Toplum denilen olgu, hiçbir zaman huzurlu olmaz, olmamalıdır
 
da. Toplumlar hayatı üretir, sürekli devinim içindedir.Devinim yeni sorunlar
 demektir. Yarının dünden farklı olması, bu sorunların çözümü ve yerini yeni sorunlara bırakması anlamına gelir. İnsan ve hayat böyle değişir, gelişir, dönüşür.

Siyasetin işi ise, sorunları yönetebilmektir.

Sorunları yaşayan toplum olduğuna göre, çözümlerini belirleyecek olanda yine kendisidir.
 Yeterki siyasetçi bu imkanı yaratacak zemini hazırlasın, yapısal sorunları çözsün, toplumun önündeki engelleri kaldırsın ve toplumun ihtiyaçlarını, önerilerini dikkate alsın.Ya da almaya talip olsun.

Bunları içselleştirmiş ve hayata geçirme iradesini gösterebilen siyasi
 
partiler dahil tüm kurum ve kuruluşların, toplumdan destek alması,bir
 
başka deyişle kitleselleşmesi kaçınılmazdır.