Hallerimi böyle yaz, rivayet sanılır belki -12 Eylül


Hüner Buğdaycıoğlu - 13/09/2007 16:56:03 (705 okunma)

Hallerimi böyle yaz, rivayet sanılır belki -12 Eylül

Bugün 12 Eylül. Aradan geçen zamanın önemi yok. Tanıkları için bugündür o gün. Anı olamayacak kadar taze.

Eğer faşizmi yaşadıysanız, sadece ne olduğunu bilmekle kalmazsınız. Kemiklerinize işler. Hafızalardan silmeye çalışsalarda , birgün birileri çıkar, tarihi kazar, o kemiklerle yüzleşir.

Yakın tarihimizde bir tek 12 Eylül yok. 6-7 eylül, 33 kurşun, kanlı pazar, Çorum, Maraş, Sivas, idamlar, 77/ı mayıs ve daha sayısız kıyımlar var. Birini yaşayan, diğerinin sızısını bilir.

Bu tarihlerin, henüz hiç biri ile yüzleşilmedi. Hiç biri için, öyle ya da böyle devletten ses yok. Bir tek, Menderes ve arkadaşlarına anıt mezar yaptılar, tek özürü onunla sınırladılar. Çok doğal, kendi kendilerinden özür dilemek gibi bir şeydi bu. 33 kurşun katliamının sorumlusu Muğlalı Paşayargılandı, buda bir şeydir demeye kalmadan adı bir kışlaya verilerek kahramanlaştırıldı. Kenan Evren bulvarları, ülkede saymakla bitmez. Tarihimizin travması, yaşanan acılardan oluşmuyor, sayısız olayı sürdürülebilir kılan anlayışı bir türlü parçalayamamaktan ürüyor. Bugün, Ogün Samastın eline bayrak tutuşturup fotoğraf çektirenler, katillerin arkasında "Türkiye seninle gurur duyuyo" diye bağıranlar , çeteler , o tarihi yaratan anlayışın sonuçları. İktidar ideolojisinin sorgulanamamış tarihinin, iyi çocukları.. 

Tarihle yüzleşmek, ideolojisi ile yüzleşmek demek. Şimdilerde 12 eylül anayasasını değiştirmeye hazırlanırken, önce onu yapan ideoloji ve onun üzerini örtmeye çalışan zihniyetten kopmayı bilmek gerek. Faşizmin neyin işine yaradığını, kimlerin bundan nemalandığını boşvererek , otoriter zihniyet mahkum edilemez. Sol bunun için var ve hep de olacak. 

Cılız mıdır çok sesli mi, az mıdır çok mu , onu mu yapmalıdır bunu mu tartışıladursun; Sol, teorisyenlerin düşüncelerine kilitli örgütler ve partiler aracılığı ile teknik inşa süreci sayesinde var edilebilecek bir olgu değil. Sol, 12 Eylül'le yok edilebilecek bir olgu da değil. Sol, ezilmenin, ezen ideolojiye ve onun sistemine karşı durabilmenin, eşit bir dünya yaratabilmenin ve bu ihtimali çoğaltabilmenin yönü. O yöne başını çevirmeyi bilen herkes, bir avuç ezene karşılık, bir yığın halinde ezileni, toplumu/toplumları görür. Onun çok sesliliğini, çok renkliliğini algılar.Taleplerini, sorunlarını, sıkıntılarını, feryadını duyar. Bütün bunları görüp, çözüm üretememek, solun değil, solcuların düğümlenmesindendir.

Evet 12 eylül bir düğümdü. Kördüğüm. Sadece baskı, zulüm, gasp edilen hayatlar, çiğnenen onur, ve yürek açısından söylemiyorum. Tam tersi, bilinmesi gerekir ki, işkenceleri , ölümleri cezaevlerinde alabildiğine yaşayan insanlar, onunla mücadelede ve kendilerini ayakta tutmakta, direnmekte ve hatta meydan okumakta , bulunmaz bir irade sergilediler. Çünkü başlarına gelebilecek her şeyi göze almacasına, biliyorlardı faşizmin ne olduğunu. Bilmedikleri, artık dünyada geçilen neo-liberal politikaların, karşıtlarını topyekün yok etme hazırlığı ve girişimi idi. Dolayısıyla doğru diye oluşturdukları her stratejiyi , her terminolojiyi yenilemek, üstelik süreklilik içinde evrimleştirmeden darbe ve kesinti ile ve yalnızlaştırma politikalarına mahkum gerçekleştirmek, elbette hiç kolay olmayacaktı. 

27 yıl sonra, bugün solun aşmakta zorlandığı en önemli konu doğru meselesi.Solcular, doğruya o kadar endekslenmiş ki, o tek doğruyu aramaktan, eksiği hatayı göze alamıyor. Oysa siyaset ve hayat çoğu kez hatalar, eksikler ve yenilgilerden yenilenir, değişir dönüşür. Doğruya ancak robotlar kurgulanır. Mademki robot değil canlıyız, doğrunun ne olduğunda anlaşmak mümkün olamayacağına göre , eşit bir dünya yaratabilmek için ,çeşitliliği göze almak, çeşitliliğe gönüllü olmak gerek. Bu, başlı başına bir değer üretmek anlamına gelir ve sorunların çözümü bu çeşitlilik içinde , diyalogdan, katılımdan ve şeffaflıktan doğar. 

Mevcut sistemin sağına, soluna bakarak sol bulunmaz. O solu, sistem kendini ayakta tutmak için yaratıp, sağda tıkandıkça solu devreye sokalım yutturalım mantığı ile paketledi ve satmayı denedi. CHP solculuğu , artık alıcısı gittikçe tükenen, bu aldatmacanın örneği.

Solcuların, solun temel değerlerini yaşatmaya, geliştirmeye ihtiyacı var. Siyasetin, fikirlerin, zihniyetin gelişebilmesi, sürdürülebilirlikle doğrudan ilintili.12 Eylül solun sürdürülebilirliğini engelledi. Kemalizmle bağını 70 lerin başında koparan solun , 80 de bütün damarları kesildi. Bu kara tarih, şimdilerde, tanıklarınca usul usul anlatılabilen tarifsiz işkenceler, kıyımlarla dolu. Faşizmin karşısında başı dik uğurlanmış onbinlerce insanın ağırlığını taşımak sanıldığı kadar kolay değil. Hayata yıllar sonra ait olmadığınız bir yerden, kendi cenazenizle, sıfırdan başlatılmak da kolay anlatılır iş değil. Anlatabilenleri dinleyin, çünkü anlatabilmeye başlamak dahi, yenilenme ifadesidir. Tanıkların kıymetini bilin.

Acılar üzerinden siyaset yapılmaz, ama tarih acılar ve yenilgiler üzerinden oluşur.Yenilgi denilen , aslında büyük bir deneyimdir. Bugün, hafızası o tarihlerle ilgili boş, bomboş bir toplum var. Çünkü bütün koparılışlar, boş hafızalar yaratmak içindir. Hafızasız ne bilgi kalır, ne de bilinç. Kimse 12 Eylül öncesini ve 12 Eylül dönemini bilmiyor. O tarihi ve solunu tanımıyor. Dahası, birazda biz vuralım pişkinliği almış başını gidiyor. Ahmet Arif, otuzüç kurşun katliamını anlattığı şiirinde endişelenmekte çok haklı. Neredeyse rivayet sanacaklar gerçekleri. Belki birgün, Türk tarih kurumu ile, rivayetti değildi tartışmaları yaşayacaklar. 

Hafıza yaratmak gerek. Aynı tarihlerde dünyanın pek çok yerinde benzer darbeler yaşandı. Düğmeye basıldı ve dünyada emperyalizm/ kapitalizm karşıtlarını yok etme planı devreye sokuldu. Ama o ülkelerin çoğu, Latin Amerika’dan Asya'ya, Afrika'ya, bugün, darbecilerini yargılamayı başardı. Çünkü bütün bu yıllar boyunca, bıkmadan usanmadan ve yılmadan yorulmadan dünyaya seslerini duyurmaya çalıştılar. Süreklilikten kopmadılar, içlerine kapanıp yaşları ile baş başa kalmadılar. Ve en önemlisi, yalnız bırakılmadılar. Hayata, birbirlerine sarıldılar ve başardılar. 

Bizim acılarımız, o toplumlardan çok daha fazla, çünkü tarihimizde bir tek 12 Eylül yok. Saracağımız, sarmalayacağımız, hedef alınmış yok edilmeye çalışılmış bir dolu çeşitliliğimiz var. Tümünü, sadece solcular kucaklayabilir. Kendi tarihimize sahip çıkmak sadece ahlaki sorumluluğumuzun gereği değil, aynı zamanda onunla yüzleşebilmenin, onu yenileyebilmenin ve kitleselleştirebilmenin yolunu açmak demek. Adalet aramayı, hesap sormayı, hiçbir şeyin unutulmayacağını, unutturulamayacağını kanıtlamak demek. Meydanı, sistemin iyi çocuklarına bırakmamak demek. Rivayete izin vermemek demek.

Bugün 12 eylül. Ne öldürülenlere hasret, ne de faşizme karşı nefret hiç eksilmedi.

12. eylül. 2007

Solda partileşme arayışı için, biraraya gelen kişi ve oluşumların 
girişimlerini, dökümanlarından ve medyadan izledim.

Sol olgusu,
 çok geniş bir yelpazeyi içerir. Kendilerini sosyal demokrat olarak tanımlayanlardan Marksistlere kadar uzanır.Birarada incelenemeyecek kadar temel farklılıklara sahip, kuramsal ve pratik pek çok ayrılığı kapsar. Türkiye’de solda birleşme – bütünleşme denildiğinde, bu yelpazeyi kim, nasıl , niye katlayacak ve tek, dar bir kutuya koymaya çabalayacak, inandırıcı değildir. Dolayısıyla son oluşuma, solun bazı kesimleri biraraya geliyor ve bir ortak paydada buluşmayı arıyor diye bakmak daha gerçekçi olur.

Solda,sorunu bir türlü yenileşememe
 , bütünleşememe, kitleselleşememe kompleksi içinde ele almak, ne kadar sonuca ulaştırır tartışılır. 

Asıl sorun, soldaki kurumların, sendikalar - demokratik kitle örgütleri vb nin, dönüştürülememesinde ve bu kurumları tıkayan zihniyetin sorgulan(a)mamasında aranmalıdır.
 

Objektif, katılımcı demokrasinin gerçekleştirilemediği,
 
merkezden yönetimin aslolduğu , bu nedenlerle kendi yapısal sorunlarını aşamayan bu kuruluşlara tutulmalıdır. Emeğin iş yerlerinde yönetime katılmak yerine, ücret politikaları ve talepleri ile sınırlandırılıp
 
sığlaştırılmasının, örgütlenmelerin kendi iç işlerliğindeki
 
yönetenler, yönetilenler anlayışının gözden geçirilmesinde fayda
 
var.

Zira, buralardaki yapı, aşağıdan yukarıyı değil, yukarıdan aşağıyı
 
tıkamıştır.
 

Bunlar tartışılıp dönüştürülmedikçe, emekçiler, ezilenler,
 
ötekileştirilenler, kadınlar, işsizler, dışlananlar, sakatlar ve bu
 
kesimlerin altının çizilmesi, solun kendi öznelerini hatırlaması,
 
hatırlatması izlenimi verir.

Toplum denilen olgu, hiçbir zaman huzurlu olmaz, olmamalıdır
 
da. Toplumlar hayatı üretir, sürekli devinim içindedir.Devinim yeni sorunlar
 demektir. Yarının dünden farklı olması, bu sorunların çözümü ve yerini yeni sorunlara bırakması anlamına gelir. İnsan ve hayat böyle değişir, gelişir, dönüşür.

Siyasetin işi ise, sorunları yönetebilmektir.

Sorunları yaşayan toplum olduğuna göre, çözümlerini belirleyecek olanda yine kendisidir.
 Yeterki siyasetçi bu imkanı yaratacak zemini hazırlasın, yapısal sorunları çözsün, toplumun önündeki engelleri kaldırsın ve toplumun ihtiyaçlarını, önerilerini dikkate alsın.Ya da almaya talip olsun.

Bunları içselleştirmiş ve hayata geçirme iradesini gösterebilen siyasi
 
partiler dahil tüm kurum ve kuruluşların, toplumdan destek alması,bir
 
başka deyişle kitleselleşmesi kaçınılmazdır.