Muhtıra

Hüner Buğdaycıoğlu - 28/04/2007 19:04:31 (536 okunma)

Muhtıra

Dünü , CB seçiminin ilk turunu konuşmamızın, ibret açısından çok gereği olduğuna inanıyorum.. Ancak şu anda sırası değil. Gece yarısı muhtırası , düne dair söylenecek her sözü kesintiye uğrattı. 

Bu muhtıra, sürpriz değil. Kanaatım odur ki, üstelik sürecin başlangıcı. Zira her satırı, ülkenin silahlı bürokrasisinin, demokrasi karşısındaki sadece net duruşunun değil, kalkışmasının göstergesi. 

Muhtırada yer alan, düşman tanımı, çoğulculuğumuza tokattır. Bizim kuşağımızın yanağında,o beş parmağın izi ve acısı hala taptaze iken, 12 eylül anayasasını değiştirmeden, ülkede normalleşmenin mümkün olamayacağını sürekli dile getirmeye çalışanlardanım. Genel kurmaya , bu kalkışma gücünü elindeki silah değil, mevcut anayasa maddelerimiz veriyor. Ve unutmayalım ki, aynı zamanda bu anayasayı değiştirememiş olan, bizler ve siyasetçiler veriyoruz.

Görünen o ki, bir an önce genel seçime zorlanılıyor. Seçim süreci ve sonrasında oluşacak hükümet şimdiden kriz altındadır. Siyaset ablukaya alınmıştır ve muhtıra süreci , işlemeyi sürdürecektir. Ta ki, bir gün ülkede topluma güvenen ve onu arkasına alan bir hükümetin her ne pahasına olursa olsun, demokratikleşme paketini hayata geçirmeyi başarana kadar. Önümüzde uzun ve sıcak bir yaz var. O kadar sıcak ki, hiç ıskalanmaması gereken askerin Irak politikası da, hesaba katılarak. 

Zira, askerin, strateji ve hedefi, asla kısmi nedenleri ile sınırlı değildir. O, her zaman bir bütün politika içinde hedefini tayin eder ve stratejisini uygular. İrtica, bölücülük vb söylemler, onun için sadece hedefine ulaşmak doğrultusunda öne sürdüğü, toplumu tetikleme çabasıdır. Türkiye'yi, içeride ve dışarıda nereye sürüklemek ve hangi çamura gömmek istediğini, bir bütün olarak görmek gerek.

Bu süreci biz yönlendimek zorundayız. Bu krizi artık adımıza kimse değil, toplum olarak biz yönetmek durumundayız.. Siyasetçi , siyaset ve Türkiye'nin yolunu belirlemek bize düşüyor. Temsili demokrasideki temsilcilerin hepsi sınıfta kaldı .Bu muhtıra olmasaydı, CB ilk turu üzerine, bu doğrultuda görüşlerimi detaylandıracaktım. Ama ne acıdır ki, şimdi ben de taraf olmak zorundayım, muhtıra verenler, nasıl taraf olduklarını ilan ediyorlarsa, o tarafının karşısında kim varsa onlarla bir, taraf.

Normalleşememiştik, demokratikleşememiştik, çoğulculuğumuzun hukukunu yaratamamıştık. Ama daha acısı, bu gerçekle yüzleşmekten sürekli kaçınılması ve yapılan analizlerin kifayetsizliğidir. O nedenledir ki, bu muhtıraya şaşıranlar ve kriz, kaos, CB süreci iyi yönetildi diyenler var.

Bu sınavı biz vereceğiz ve bu, inanıyorum ki aynı zamanda toplumun rüşdünü ispatlama sınavı olacak.

28.4.2007

Solda partileşme arayışı için, biraraya gelen kişi ve oluşumların 
girişimlerini, dökümanlarından ve medyadan izledim.

Sol olgusu,
 çok geniş bir yelpazeyi içerir. Kendilerini sosyal demokrat olarak tanımlayanlardan Marksistlere kadar uzanır.Birarada incelenemeyecek kadar temel farklılıklara sahip, kuramsal ve pratik pek çok ayrılığı kapsar. Türkiye’de solda birleşme – bütünleşme denildiğinde, bu yelpazeyi kim, nasıl , niye katlayacak ve tek, dar bir kutuya koymaya çabalayacak, inandırıcı değildir. Dolayısıyla son oluşuma, solun bazı kesimleri biraraya geliyor ve bir ortak paydada buluşmayı arıyor diye bakmak daha gerçekçi olur.

Solda,sorunu bir türlü yenileşememe
 , bütünleşememe, kitleselleşememe kompleksi içinde ele almak, ne kadar sonuca ulaştırır tartışılır. 

Asıl sorun, soldaki kurumların, sendikalar - demokratik kitle örgütleri vb nin, dönüştürülememesinde ve bu kurumları tıkayan zihniyetin sorgulan(a)mamasında aranmalıdır.
 

Objektif, katılımcı demokrasinin gerçekleştirilemediği,
 
merkezden yönetimin aslolduğu , bu nedenlerle kendi yapısal sorunlarını aşamayan bu kuruluşlara tutulmalıdır. Emeğin iş yerlerinde yönetime katılmak yerine, ücret politikaları ve talepleri ile sınırlandırılıp
 
sığlaştırılmasının, örgütlenmelerin kendi iç işlerliğindeki
 
yönetenler, yönetilenler anlayışının gözden geçirilmesinde fayda
 
var.

Zira, buralardaki yapı, aşağıdan yukarıyı değil, yukarıdan aşağıyı
 
tıkamıştır.
 

Bunlar tartışılıp dönüştürülmedikçe, emekçiler, ezilenler,
 
ötekileştirilenler, kadınlar, işsizler, dışlananlar, sakatlar ve bu
 
kesimlerin altının çizilmesi, solun kendi öznelerini hatırlaması,
 
hatırlatması izlenimi verir.

Toplum denilen olgu, hiçbir zaman huzurlu olmaz, olmamalıdır
 
da. Toplumlar hayatı üretir, sürekli devinim içindedir.Devinim yeni sorunlar
 demektir. Yarının dünden farklı olması, bu sorunların çözümü ve yerini yeni sorunlara bırakması anlamına gelir. İnsan ve hayat böyle değişir, gelişir, dönüşür.

Siyasetin işi ise, sorunları yönetebilmektir.

Sorunları yaşayan toplum olduğuna göre, çözümlerini belirleyecek olanda yine kendisidir.
 Yeterki siyasetçi bu imkanı yaratacak zemini hazırlasın, yapısal sorunları çözsün, toplumun önündeki engelleri kaldırsın ve toplumun ihtiyaçlarını, önerilerini dikkate alsın.Ya da almaya talip olsun.

Bunları içselleştirmiş ve hayata geçirme iradesini gösterebilen siyasi
 
partiler dahil tüm kurum ve kuruluşların, toplumdan destek alması,bir
 
başka deyişle kitleselleşmesi kaçınılmazdır.