Şemdinli iddianamesi : Büyükanıt paniği


Hüner Buğdaycıoğlu - 11/03/2006 13:18:25 (456 okunma)

Şemdinli iddianamesi : Büyükanıt paniği
Van’ da canlı bomba : 3 ölü, 18 yaralı
11 Mart Kürt konferansı : ?


Şimdiye kadar hiçbir yerde, otoritenin ve onun şiddetinin, hedefini yok edebildiği veya asimile edebildiği görülmemiş. Sadece, karşı şiddeti doğurmuş ve bir başka otoritenin yaratılmasına neden olmuş. Her iki otoritenin meşruiyeti, insanları kendi zihniyetlerine ve uygulamalarına muhtaç hale getirmekten geçmiş.Ne kadar çok şiddet, o kadar korku ve bir o kadar öfke yaratılarak, kendi otoritelerine ihtiyaç ve bağlılık geliştirilmiş.

Türkiye’de, otoriter sistemin uygulamalarının, PKK şiddetinin meşrulaşmasına ve Kürt’lerin çoğunun, özellikle bölgede cemaatleşmesine yaradığı, kuşkusuz yeni bir tespit değil. Derin devlet-PKK karşıtlığı imiş gibi görünenin ise, otoriter sistemi ayakta tutmak isteyenlerin, birbirlerine duydukları ihtiyaca dönüşmüş bir çeşit saadet zinciri olduğu da. Bu zincir paslanmıştı, şimdi kırılıyor ve bu kırılmanın ardından, otoriterliğin gerçek hasmının demokrasi olduğu ortaya çıkıyor.

Van’daki canlı bomba, PKK nın allayıp pullayıp ölüme gönderdiği "iyi çocuğu" olmalı. Şemdinli’de ard arda patlayan bombaların faili de, Büyükanıtpaşanın "iyi çocuğu"ydu. Olayın hemen akabinde, kendini tutamayıp dışa vurması, Büyükanıt’ın ,iddianameye girme yolunu açtı. Elbette girecek, bu açıklama başlı başına, pek çok mesajın ifadesi değil miydi? Şimdi, bu mesajı hukuk karşısında vermeli ve buna benzer, bürokrasi tarafından sürekli verilen mesajların, yargı karşısına artık çıkarılma vakti. En azından ve en azından, şiddete başvuranlara övgü sözcükleri ile, toplumu provake etme ve düşman çoğaltma ve onunla ayakta durma , mantığının yargılanmasına yol açar düşüncesi ile.

Bu iddianame hakkında, her gün bir şey söylenmeye başlandı . İddianameyi düzenleyen savcı hakkında soruşturma başlatılmış. Neden yargının karşısına çıkıp kendini aklama cesareti, savcının iddianamesini bu yolla çürütme ihtiyacı duymuyor. Çünkü o şimdi asker, ayrıcalıklı bir zümreden ve ayrıca askeriyede demeçler emir komuta zincirinden geçer bireysel değildir, bu yargı Büyükanıt’ı değil, askeriyeyi hedef almıştır der, her şeyi kilitlerler. 

Doğrudur, bu bir rejim sorunu. Ya demokratikleşeceğiz,ya da Türkiye’yi otoriter sisteme kurban vereceğiz.

11 Mart’ ta, Bilgi Üniversitesinde ‘Kürt Konferansı’? düzenleniyor. Yanına soru işareti koymamın sebebi, bu konferansa, kuşku ile bakmam şeklinde anlaşılmasın. Tam tersi,Türkiye’nin en önemli sorunlarının başında gelen bir konunun, demokratik bir platformda dile getirilmesinin kıymetini vurgulaması açısından çok önemli. Burada yapılacak konuşmaların, sorunla ilgili güçlü bir mesaj taşıyacağına da inanıyorum. Kuşkum bu mesajları ciddiye alması gerekenleredir. Binlerce ölü, binlerce yaralıyı ciddiye almayan, paniklemelerinin altındaki nedenlerin sorgulanmasına yanaşmayanlaradır. Onlar yanaşmadıkça, demokratik çabaların da bir türlü, sorun tespiti ve onun etrafında dönmekten öteye gidememesinedir. Umarım bu konferans, bir adım dahi olsa, artık sorunun çözümüne yaklaşmak doğrultusunda somut kapılar açmayı içerir.

Bu sorunun çözümünde ihtiyaç olan tek şey, toplumun farklı fikir ve önerilerinin yan yana gelmesi, görüşlerini eleştiriye açarak dile getirmeleri, birbirini ikna çabası içinde somut görüşlerin derinleştirilmesinin sağlanması, çözümü arama ve ona ulaşma iradesinin önüne hiç bir mazeretin konulmamasıdır. Kürt sorununa çözüm arayışına katılan hükümetin ve onu demokratik platforma çekmeye çabalayan sivil iradenin: artık sorun tespitinden bir adım öteye, sorun çözme aşamasına yol almaya yönelmesi ve asıl iradenin bu doğrultuda dinamikleşmesine öncülük etmesini başlatabilmesidir.

Solda partileşme arayışı için, biraraya gelen kişi ve oluşumların 
girişimlerini, dökümanlarından ve medyadan izledim.

Sol olgusu,
 çok geniş bir yelpazeyi içerir. Kendilerini sosyal demokrat olarak tanımlayanlardan Marksistlere kadar uzanır.Birarada incelenemeyecek kadar temel farklılıklara sahip, kuramsal ve pratik pek çok ayrılığı kapsar. Türkiye’de solda birleşme – bütünleşme denildiğinde, bu yelpazeyi kim, nasıl , niye katlayacak ve tek, dar bir kutuya koymaya çabalayacak, inandırıcı değildir. Dolayısıyla son oluşuma, solun bazı kesimleri biraraya geliyor ve bir ortak paydada buluşmayı arıyor diye bakmak daha gerçekçi olur.

Solda,sorunu bir türlü yenileşememe
 , bütünleşememe, kitleselleşememe kompleksi içinde ele almak, ne kadar sonuca ulaştırır tartışılır. 

Asıl sorun, soldaki kurumların, sendikalar - demokratik kitle örgütleri vb nin, dönüştürülememesinde ve bu kurumları tıkayan zihniyetin sorgulan(a)mamasında aranmalıdır.
 

Objektif, katılımcı demokrasinin gerçekleştirilemediği,
 
merkezden yönetimin aslolduğu , bu nedenlerle kendi yapısal sorunlarını aşamayan bu kuruluşlara tutulmalıdır. Emeğin iş yerlerinde yönetime katılmak yerine, ücret politikaları ve talepleri ile sınırlandırılıp
 
sığlaştırılmasının, örgütlenmelerin kendi iç işlerliğindeki
 
yönetenler, yönetilenler anlayışının gözden geçirilmesinde fayda
 
var.

Zira, buralardaki yapı, aşağıdan yukarıyı değil, yukarıdan aşağıyı
 
tıkamıştır.
 

Bunlar tartışılıp dönüştürülmedikçe, emekçiler, ezilenler,
 
ötekileştirilenler, kadınlar, işsizler, dışlananlar, sakatlar ve bu
 
kesimlerin altının çizilmesi, solun kendi öznelerini hatırlaması,
 
hatırlatması izlenimi verir.

Toplum denilen olgu, hiçbir zaman huzurlu olmaz, olmamalıdır
 
da. Toplumlar hayatı üretir, sürekli devinim içindedir.Devinim yeni sorunlar
 demektir. Yarının dünden farklı olması, bu sorunların çözümü ve yerini yeni sorunlara bırakması anlamına gelir. İnsan ve hayat böyle değişir, gelişir, dönüşür.

Siyasetin işi ise, sorunları yönetebilmektir.

Sorunları yaşayan toplum olduğuna göre, çözümlerini belirleyecek olanda yine kendisidir.
 Yeterki siyasetçi bu imkanı yaratacak zemini hazırlasın, yapısal sorunları çözsün, toplumun önündeki engelleri kaldırsın ve toplumun ihtiyaçlarını, önerilerini dikkate alsın.Ya da almaya talip olsun.

Bunları içselleştirmiş ve hayata geçirme iradesini gösterebilen siyasi
 
partiler dahil tüm kurum ve kuruluşların, toplumdan destek alması,bir
 
başka deyişle kitleselleşmesi kaçınılmazdır.