Söz çözümden açılmışken

Hüner Buğdaycıoğlu - 25/08/2009 16:08:33 (694 okunma)




Söz çözümden açılmışken

Önce şunu belirteyim, hükümetin ‘demokratik açılım’ dediği konuda, malum henüz ortada bir şey yok. Bir şeyler yapıyormuş görüntüsü var. Bu görüntüyü pek çok konuda vermesine rağmen, sonuç alma iradesi gösteremedi. Kürt sorunu ile oynamak, başka konularla oynamaya benzemez.Daha önce de Kürt sorunu çözüme yaklaşıyor umudu yaşandı. Her çözüm imkanı tıkandığında sorunun telafisi daha da zorlaştı.Ancak bu kez görünen o ki, 2011 süreci tetikliyor. Dolayısıyla, girişimi ve niyeti mümkün olduğunca cesaretlendirmek gerek. 

Bu süreci , silahların susturulması için çözüm, demokratikleşmeye geçiş için sözün önünün açılması olarak değerlendiriyorum. Keşke silahı bırak demekle silah bırakılabilse, ama öyle olmuyor. Silahların susması da bir güven ve mutabakat gerektiriyor.

Uzun zaman içinde gözlemlediğimiz veya yaşadığımız o kadar çok deneyim var ki, kavgaya gürültüye de durum değerlendirmelerine de doyuldu. Lafı dolandırmadan açık konuşmak,önerilerin net ifade edilmesini sağlamak ve ne yapılmalı sorusuna odaklanmakta fayda var. 

Kuşkusuz herkesin farklı önerileri olacak. Kimileri yine vuralım bitirelim ya da dize getirelim diyecek,kimileri belki de plebisit isteyecek. Her ne olursa olsun, geldiğimiz noktada ihtiyaç olan tek şey açıklık, yani samimiyet , Yasalar açık olmaya elverişli mi, toplum buna hazır mı, gibi sorular ve endişeler bahane.Demokrasi bize atalarımızdan miras kalmadı, bunca yol yasalar elverdiği için alınmadı. Demokrasiye inanmayanlarda olacak elbet,ama demokrasi, demokrasiye inanmayanlar hesaba alınarak başarılmaz.

PKK ya çok iş düşüyor, DTP ye de. Her şeyden önce temsil ettikleri topluma ne vaat ediyorlar, bir kez daha düşünmeliler. Barış, demokratik cumhuriyet vb tezlerinde samimi iseler, bugün yaşayan insanların sorunlarını bugünden çözmek gibi bir sorumluluğu üstlenmeliler... Çözüm arayışını ertelemek, artık hiç bir uzun vadeyi garanti etmiyor. 2011 süreci her kesimi düşünmeye itiyor. Bu sürecin demokratik katılımcısı olabilmeleri için hala imkan var. Ne tür açıklamalar yapılırsa yapılsın, toplumun gözü Öcalan’ın ne söyleyeceğinde. Bir zamanlar, Kürt sorunu Türkiye demokratikleşince mi çözülür, yoksa Kürt sorunu çözülünce mi Türkiye demokratikleşir, tartışması yapılırdı.Tercih hangisinden yana olursa olsun, kesin olan şu ki hiçbir ülke ve toplum silahla demokratikleşmez.. Bugün bir eşikteyiz, sözün başlayacağı yerde. Dolayısıyla PKK, bu imkanı kullanmak ya da demokratikleşmenin parçası olmaktan vazgeçmek arasında karar vermeli. Önerilerini de, bu karar temelinde dile getirmeli.

Kürt sorunu siyasi bir sorun olduğuna göre, yurttaşlık hakları talebini aşıyor. O halde, kolektif hak adına ne talep ediliyor. Bunun ortaya konulma zamanı geldi. Yan yana değil, iç içe yaşayan bir toplumuz.Ayıracak mı, nasıl ayıracak, anlatmalı.Elbette Türkiye’nin en önemli sorunlarından biri merkeziyetçilik. İdari reform, yerinden yönetim demokrasinin olmazsa olmazı.Açılım vb girişimler, yeni bir anayasa yapılmak için gündeme geliyor. Yeni anayasanın mümkün olduğunca demokratik olması için uğraşıyoruz. Bütün meseleler hiçbir zaman bir çırpıda çözülmez. İhtiyaç olan şey, sorunları çözüme kavuşturmanın önünü açacak olan yasal düzenlemelerin gerçekleştirilebilmesi. Yeni anayasayı, yeni klişeler, değişmez ve değiştirilemez kanun maddelerinden oluşturmak için talep etmiyoruz. Değişime ve dönüşüme açık olmasını sağlamaya çalışıyoruz. Hayata ayak uydurmasına uğraşıyoruz.O nedenle önerilecek her şey bu çerçevede düşünülmeli. 

Eğer kozmopolitlik , yani kendine benzemeyenle bir arada yaşamak için mücadele ediyorsak bu ancak mutabakatla sağlanır. Mutabakat da, dayatma ile gerçekleşmez, taviz gerektirir.

Yoksa, savaşın binbir yolu vardır mutlaka. Dağ bitecek çatışma şehirlere inecek rivayetleri gibi. PKK dağa, bir gün Eruh’da havai fişek atmak için çıkmamış olsa gerek. İlle de bir kutlama yapılacaksa, o gün ,onu dağa çıkaran 12 eylül anayasasının çöpe atılıp, demokratik bir anayasanın gerçekleştirildiği gün değil mi. 

Hükümet , yürütme organı olarak, siyasi partilerin, STK'ların, kişi ve kuruluşların çözüm önerilerini almak üzere, yola çıktı. Yöntem son derece demokratik, ama eksik. Hükümet inandırıcı olabilmek için, girişimini sonuç alabilmeye yönelik sürdürmek ve bu süreci iyi yönetmek zorunda. Açılımı hükümet gündeme getirdiğine göre, pozitif yaklaşım sergilemek de önce ona düşüyor. Madem bu girişim AKP yi de aşan bir devlet arayışı, o halde hükümet etme ayrıcalığına sığınmadan AKP de önerilerini sıralamalı. İçişleri bakanı AKP nin de çözüm önerisini almalı.Kim ne istiyor toplum öğrenmeli. Zira muhalefeti de, süreci de ancak bu yolla yönetip yürütebilir.. 

Hayal kurmuyor sorun çözmeye çalışıyor olduğumuza göre, kimsenin önerisinin birebir gerçekleşmeyeceği , bunun bir mutabakat olacağı göz önünde bulundurulmalı.. Mutabakat arayışı kibir kaldırmaz, dolayısıyla sonuçta her kesim temsil ettiği topluma, çözüm önerim bu idi, ama şu kadarını gerçekleştirebildim diyebilmeyi göze almalı.Herkes şimdi konuşsun, sonra ilelebet sussun diye bir fantezi yok. Tam tersi, ilelebet susmamak ,hatta birbirimizden daha talepkar olabilmek için, sözün önünü açmak gerek. Mutabakatla, hiçbir siyasetçinin fikri elinden alınmış olmayacak, savaş sonlandırılmış, sözün ve dolayısıyla, çözümün yolu açılmış olacak. 

Mutabakatın gereğine kim inanıyor, kim inanmıyor belli değil.Miting meydanlarında söylenenlere itibar etmemeli..O görüntüler ve söylemlerin Kürt Türk fark etmez, ülke siyasetçisinin alışıldık meydan muhabbeti olduğunun farkında olunmalı. Asıl fikir önerilerle açığa çıkacak. Medya, her siyasi partinin çözüm önerisini kamuoyu ile paylaşabilmesi için aracılık yapmalı. Bu yolla hem meydanların hamasi gerginliği eritilmeli, hem de kamuoyunun bilgilenmesi sağlanabilmeli.

Türkiye bütün bunları başarmak zorunda. Bir girdabın içinde boğulmaktan kurtulmak için, önce hangi kıyıya ulaşmak istendiğine karar verilmeli.


Solda partileşme arayışı için, biraraya gelen kişi ve oluşumların 
girişimlerini, dökümanlarından ve medyadan izledim.

Sol olgusu,
 çok geniş bir yelpazeyi içerir. Kendilerini sosyal demokrat olarak tanımlayanlardan Marksistlere kadar uzanır.Birarada incelenemeyecek kadar temel farklılıklara sahip, kuramsal ve pratik pek çok ayrılığı kapsar. Türkiye’de solda birleşme – bütünleşme denildiğinde, bu yelpazeyi kim, nasıl , niye katlayacak ve tek, dar bir kutuya koymaya çabalayacak, inandırıcı değildir. Dolayısıyla son oluşuma, solun bazı kesimleri biraraya geliyor ve bir ortak paydada buluşmayı arıyor diye bakmak daha gerçekçi olur.

Solda,sorunu bir türlü yenileşememe
 , bütünleşememe, kitleselleşememe kompleksi içinde ele almak, ne kadar sonuca ulaştırır tartışılır. 

Asıl sorun, soldaki kurumların, sendikalar - demokratik kitle örgütleri vb nin, dönüştürülememesinde ve bu kurumları tıkayan zihniyetin sorgulan(a)mamasında aranmalıdır.
 

Objektif, katılımcı demokrasinin gerçekleştirilemediği,
 
merkezden yönetimin aslolduğu , bu nedenlerle kendi yapısal sorunlarını aşamayan bu kuruluşlara tutulmalıdır. Emeğin iş yerlerinde yönetime katılmak yerine, ücret politikaları ve talepleri ile sınırlandırılıp
 
sığlaştırılmasının, örgütlenmelerin kendi iç işlerliğindeki
 
yönetenler, yönetilenler anlayışının gözden geçirilmesinde fayda
 
var.

Zira, buralardaki yapı, aşağıdan yukarıyı değil, yukarıdan aşağıyı
 
tıkamıştır.
 

Bunlar tartışılıp dönüştürülmedikçe, emekçiler, ezilenler,
 
ötekileştirilenler, kadınlar, işsizler, dışlananlar, sakatlar ve bu
 
kesimlerin altının çizilmesi, solun kendi öznelerini hatırlaması,
 
hatırlatması izlenimi verir.

Toplum denilen olgu, hiçbir zaman huzurlu olmaz, olmamalıdır
 
da. Toplumlar hayatı üretir, sürekli devinim içindedir.Devinim yeni sorunlar
 demektir. Yarının dünden farklı olması, bu sorunların çözümü ve yerini yeni sorunlara bırakması anlamına gelir. İnsan ve hayat böyle değişir, gelişir, dönüşür.

Siyasetin işi ise, sorunları yönetebilmektir.

Sorunları yaşayan toplum olduğuna göre, çözümlerini belirleyecek olanda yine kendisidir.
 Yeterki siyasetçi bu imkanı yaratacak zemini hazırlasın, yapısal sorunları çözsün, toplumun önündeki engelleri kaldırsın ve toplumun ihtiyaçlarını, önerilerini dikkate alsın.Ya da almaya talip olsun.

Bunları içselleştirmiş ve hayata geçirme iradesini gösterebilen siyasi
 
partiler dahil tüm kurum ve kuruluşların, toplumdan destek alması,bir
 
başka deyişle kitleselleşmesi kaçınılmazdır.