Zaten iktidarda hala devletçilik, muhalefette AKP hükümeti var,

Hüner Buğdaycıoğlu - 30/06/2006 11:11:50 (467 okunma)

Zaten iktidarda hala devletçilik, muhalefette AKP hükümeti var,

Katlanılması zor bir gösteri daha.

Şu sıralar bazı eski siyasetçiler, sağ sol birleşecek, cumhuriyet ve laiklik kurtarılacak şiarı ile, demokratikleşmeyi engelleme peşinde. İlhan Selçuk’un, Demirel merkezli kuvayı milliye cephesi fikrini pekiştiren girişim için, Rahşan Ecevit turlarda.

Cumhuriyet ve laiklik elden gidiyor tezine, kendileri söyleyip kendilerini inandırıyor olmalılar. Ayrıca sözü edilen sağ sol, bu tanımlara ne kadar uyuyor tartışılır. Tanımın doğrusu, ülkede toplumdan kopuk devletçilikten yana olanların, bir başka deyişle demokratikleşme karşıtlarının, cepheleşme arayışıdır. İnsansız siyaset yapmaya alışkın eski siyasetçilerin, bu yapay teze sarılmaları çok doğal. Ne de olsa, laiklik ve cumhuriyetin tehdit altında olması söylemi, sorunların ve soruların hepsine cevap verecek mazereti barındırıyor. Konu bulmakta sıkıntı çekenler için, toplumun derdine deva olmayacak, ancak mevcut statikoyu korumak gibi ulvi bir görevi yerine getirtecek bir söylem. Gözden düştüm bari gündemden düşmeyeyim arayışı içindekiler için biçilmiş kaftan.

Bu söylem ve girişimi en açıklayıcı tavır, MHP den geldi. Demokrasiye sekte vuracak hiçbir girişimi desteklemeyeceklerini beyan ettiler. Zihniyet itibarı ile, toplumda dayandıkları kesimin var oluşuna duydukları güven doğrultusunda ,önemli bir sağlık belirtisi gösterdiler.

Durumun can alıcı tarafı tam da burada; demokrasiye sekte vuracak görevin, bu kez eski siyasetçilere üstlendiriliyor olmasında.

Ankara, Danıştay baskını ile birlikte, bu konuya kilitlenmiş ve perde arkasını konuşuyor. MHP nin açıklaması ise, konuşulanları doğruluyor. 
Malum, darbeler artık eskisi gibi değil. 28 şubat tarzı dahi eskidi. İkidebir bir takım kurumlar aracılığı ile, orduyu göreve çağırma işi de tutmuyor.Toplumu devreye sokmak gerekli, ya da onları temsil ettiği var sayılan birilerini. Danıştay baskını, toplumun çağrısı için beklenen sonucu vermedi. Söylenenlere göre, bir başka cenaze töreni ile, toplum tetiklenmek istendi, ancak o da içeriden müdahale ile önlendi. Şimdi cepheye, eski politikacılar sürülüyor.

Gerçekten katlanılması zor bir gösteri daha. Üstelik, Türkiye’de devletçilikle sivilleşme arasındaki çatışmada, manzara çok net; ne yazık ki iktidar bir türlü sivilleşemiyor. Hala iktidarda devletçilik, muhalefette AKP hükümeti var. Koltuğa yeniden otururum rüyası içindekilerin ruh halini ise,Türkiye toplumunun rehabilite edecek vakti yok. Eksik olan, statükoya karşı muhalefetteki AKP yi tamamlayacak, sivilleşmeyi güçlendirecek , aynı zamanda AKP ye alternatif olacak bir oluşumun acilen gerçekleştirilmesi, ihtiyacıdır.

Solda birlik adı ile oluşan, DİSK başkanı S.Çelebi’nin çabası ile biraraya gelen 10.Aralık platformunun, elini çabuk tutması gerekir. Türkiye’nin sorunlarının ve ihtiyaçlarının uzun boylu keşfedilecek tarafı kalmadı. Siyaset ise, kadroların dörtdörtlük uyumunu gerektirmez, o olsa olsa ideolojik yapılanmaların şartıdır. Ortak paydalarda buluşmak zor olmasa gerek .Dolayısıyla, bu süre içinde yenilenme ve bütünleşme doğrultusunda üretilenlerin, kitleselleşmesi için, kamuoyuna açılması zamanı gelmiş olmalı. Bırakın kritikleri ile, toplum da size görüşlerini katsın. Tabii, bu katılıma ışık tutacak bir zihniyet barındırılıyorsa.

Solda partileşme arayışı için, biraraya gelen kişi ve oluşumların 
girişimlerini, dökümanlarından ve medyadan izledim.

Sol olgusu,
 çok geniş bir yelpazeyi içerir. Kendilerini sosyal demokrat olarak tanımlayanlardan Marksistlere kadar uzanır.Birarada incelenemeyecek kadar temel farklılıklara sahip, kuramsal ve pratik pek çok ayrılığı kapsar. Türkiye’de solda birleşme – bütünleşme denildiğinde, bu yelpazeyi kim, nasıl , niye katlayacak ve tek, dar bir kutuya koymaya çabalayacak, inandırıcı değildir. Dolayısıyla son oluşuma, solun bazı kesimleri biraraya geliyor ve bir ortak paydada buluşmayı arıyor diye bakmak daha gerçekçi olur.

Solda,sorunu bir türlü yenileşememe
 , bütünleşememe, kitleselleşememe kompleksi içinde ele almak, ne kadar sonuca ulaştırır tartışılır. 

Asıl sorun, soldaki kurumların, sendikalar - demokratik kitle örgütleri vb nin, dönüştürülememesinde ve bu kurumları tıkayan zihniyetin sorgulan(a)mamasında aranmalıdır.
 

Objektif, katılımcı demokrasinin gerçekleştirilemediği,
 
merkezden yönetimin aslolduğu , bu nedenlerle kendi yapısal sorunlarını aşamayan bu kuruluşlara tutulmalıdır. Emeğin iş yerlerinde yönetime katılmak yerine, ücret politikaları ve talepleri ile sınırlandırılıp
 
sığlaştırılmasının, örgütlenmelerin kendi iç işlerliğindeki
 
yönetenler, yönetilenler anlayışının gözden geçirilmesinde fayda
 
var.

Zira, buralardaki yapı, aşağıdan yukarıyı değil, yukarıdan aşağıyı
 
tıkamıştır.
 

Bunlar tartışılıp dönüştürülmedikçe, emekçiler, ezilenler,
 
ötekileştirilenler, kadınlar, işsizler, dışlananlar, sakatlar ve bu
 
kesimlerin altının çizilmesi, solun kendi öznelerini hatırlaması,
 
hatırlatması izlenimi verir.

Toplum denilen olgu, hiçbir zaman huzurlu olmaz, olmamalıdır
 
da. Toplumlar hayatı üretir, sürekli devinim içindedir.Devinim yeni sorunlar
 demektir. Yarının dünden farklı olması, bu sorunların çözümü ve yerini yeni sorunlara bırakması anlamına gelir. İnsan ve hayat böyle değişir, gelişir, dönüşür.

Siyasetin işi ise, sorunları yönetebilmektir.

Sorunları yaşayan toplum olduğuna göre, çözümlerini belirleyecek olanda yine kendisidir.
 Yeterki siyasetçi bu imkanı yaratacak zemini hazırlasın, yapısal sorunları çözsün, toplumun önündeki engelleri kaldırsın ve toplumun ihtiyaçlarını, önerilerini dikkate alsın.Ya da almaya talip olsun.

Bunları içselleştirmiş ve hayata geçirme iradesini gösterebilen siyasi
 
partiler dahil tüm kurum ve kuruluşların, toplumdan destek alması,bir
 
başka deyişle kitleselleşmesi kaçınılmazdır.