1 MAYIS 77 KATLİAMI TARTIŞMASI: Solun rolü neydi? ‎

Hüseyin Çakır - 04/05/2012 19:21:21 (2291 okunma)


1 MAYIS 77 KATLİAMI TARTIŞMASI: Solun rolü neydi? ‎

Solun tarihinde maalesef şidettin en son noktası olan sol içi cinayetler yaşandı. 
Keşke böyle olmasaydı. 
Fakat gerçeklik bu.
Bu gerçeklikle artık yüzleşmek gerekiyor.
Bu meseleyi kamuoyu önünde konuşmak gerekiyor. 
Şiddet kelimesi, cinayetlerin üstünü örttüğü gibi devletin güç kullanımı ve hasımlarınızın/rakiplerinizin size karşı şiddet kullanması karşısında masumiyet ve haklılık kazanan kavram olarak kullanılıyor. “Sol içi şiddet” ten söz edilir, ama sol içi cinayet kelimesini kullanmak sanki “ayıp” gibi düşünülür. Sol içi şiddet üstüne kırık dökük de olsa konuşulur fakat, meseleyi sol içi cinayetler adıyla konuşmak tabudur. Kuşkusuz şiddeti siyasal/ideolojik hegemonya ve iktidar savaşında araç/yöntem olarak kullanma tartışması çok önemli; “sorun çözme” kültürü ve geleneğiyle, ideolojik/siyasal mücadele yöntemi birleştiğinde, “siyasal şiddet ve cinayetler”, “hoş bile” görülüyor. “Üçe karşı üç” zihniyeti neyse, hasta yakınının doktoru öldürme zihniyeti de aynı. Salı günleri Meclis gruplarında parti liderlerinin söze dayanan nefret ve şiddet dili, siyasal şiddeti yeniden yeniden üretmiyor mu?

Sol içi şiddet ve cinayetin hem ideolojik, hem toplumsal, kültürel köklü dayanakları oldu ve olmaya da maalesef devam ediyor. Yakın zamanda, anayasa değişikliği kampanyası döneminde sol şiddet örnekleri yaşandı.

Solda şiddet yoktu diyen yok

Sol içi şiddet meselesine kimse “yok olmadı böyle bir şey” demiyor. Mesele bu tartışmanın veya yüzleşmenin nasıl yapılacağıdır. Sosyalist solun 30 yıllık yakın tarihine bakıldığında birbiriyle kavgalı gruplar bir çok konuda yanyana geldiğini, " birlik " girişimlerinde bulunduğunu ve birleştiklerini görüyoruz. Ancak tabu kabul edilen bir çok konu konuşulmayıp, üstünün örtülerek “yokmuş, olmamış, yaşanmamış” gibi kabul edilmiştir. Bu nedenle de “sol” birlik olmuş ama “birleşememiş”tir. Tabu sayılan meseleler konuşulmadığı için, her grup, fraksiyon kendi genini labarotuvarda saklar gibi hassasiyetle saklamıştır, saklamaya da devam ediyor. Bu davranış kültürünün “derin ve anlamlı” ideolojiye bağlılık olmadığını düşünüyorum. Bu davranış ve zihniyetin toplumsal/gelenek ve kültür ürünü “cemaatçi”lilik olduğu konusu çok yazıldı ve çizildi. Büyük hayallerle başlayan “birleşme” girişimlerinin “birliğe" dönüşüp kalıcılaşamaması sanırım iki temel nedene; birincisi Tabular; Kadın meselesi, akçeli işler, ve sol içi şiddet... ikincisi ideolojileştirilmiş toplumsal gelenek ve kültür. Türkiye sol, sosyalist hareketinde bir kent, hatta kasabanın fraksiyonları olmuştur.

Sol çi şiddet meselesini ve cinayetlerle yüzleşmek için nereden başlanmalı? Halil Bertay 1 Mayıs 2012 günü bir TV programına telefonla bağlanarak 1 Mayıs 1977 değerlendirmesinde “sol içi şiddet” konusuna kelimenin tam anlamıyla bodoslama daldı. Söylediklerindeki doğrular ve yanlışları bir yana bırakarak (önemsiz olduğunu düşündüğüm için değil) “sol içi şiddet ve cinayetler” nasıl tartışılmalı? Öncelikle bunu konuşmak gerekir düşüncesindeyim. Örneğin, yüzleşme, tek tek olaylar üstünden mi yapılmalı? İkincisi, solun ideolojik-politik şiddet dili eleştirisi gibi kuramsal olandan mı başlanmalı? En önemlisi ise, sol içi şiddet ve cinayetlerin mağdurları ve ortaya çıkacak hukuki sorunun yaratacağı karmaşadır. Meselenin tabu haline gelip tartışılamamasının önemli nedeni bu olsa gerekir. Meselenin boyutlarına böyle bakıldığında “solun geçmişiyle yüzleşmesi” bağlamında yapılacak tarihi çalışma içinde bu meselelerin konuşulması, araştırılması anlamlı olacaktır. Bu kapsamda yapılacak çalışma için öncelikle geçmişin öfkesi, kini, düşmanlık dilini bugüne taşıyarak böylesi bir iklim yaratılamaz. Böylesi yaklaşım geçmişte yarım kalmış rövanşı bugün sürdürmek olur. Bu dil ve yöntem ne demokratikleşmeye, ne de solun o yada bu yerinde bugün hala var olmaya çalışanlara yarar sağlar. Halil Bertay’ın öne sürdüğü düşünce sonrası ortaya çıkan reaksiyonlar hem umut verici, hemde dünkü sol zihniyetin devam ettiğini ortaya çıkarttı.

Halil Berktay “sol içi şiddet” konusuna Taraf gazetesindeki köşesinde iki yıla yakın devam ediyordu. Yöntem olarak olgular ve olaylardan yola çıkarak kaanitini belirtiyor. 1 Mayıs 1977 olayı somutluğundan yola çıkarak “sol içi şiddet”in büyüklük boyutunu mercek altına alıp, devletin rolünü mercek dışı bırakan bir yöntemle yaklaştı. Böyle tartışılabilir mi? Evet tarşılabilir. Ancak birini tartışırken ötekinin rolünü gündem dışı tutarak tartışmamak olabilir; fakat yok saymak için kanıt gerekir. Tarihçi Berktay bu kanıtları ortaya koyabilirse 1 Mayıs 77 katliamı konusundaki tarih bambaşka olur. Bu yazıyı yazarken Halil Berktay Küyerel mail grubunda şunları yazdı. "Defalarca söylediğim şey şudur : (a) Devletin 1 Mayıs alanına "DIŞARIDAN" bir saldırısı olmadı. TASARLANMIŞ BİR "KATLİAM" gerçekleşmedi. Intercontinental ve Sular İdaresi üzerinden meydana ateş filan açılmadı. Bunun tek bir kanıtı yok. Bu, sonradan icat edilmiş bir efsane. Nasıl icat edildiğini de, bu sitenin dışındaki yayınları okuyorsanız, mesela Oral Çalışlar, mesela Metin Göktürk, mesela Yavuz Alogan (Melih Altınok'un alıntısıyla), mesela İshak Işıtan (Yıldıray Oğur'un alıntılarıyla), tane tane, olgusal olarak, bunun olmadığını anlatıyorlar.

(b) Devletin bir komplosu vardıysa, sol içindeki düşmanlıklar ve çatışma ortamı aracılığıyla oldu. Ama o düşmanlıklar ve çatışma ortamını devlet icat etmedi. Bizler yarattık ve devlet yararlandıysa yararlandı. Hepimiz (Bülent Uluer'in sözleriyle) egemenlerden fazla birbirimizden nefret ettiğimiz, birbirimize karşı boyölçüşmeci, maksimalist ve imhacı olduğumuz için, şiddetsever olduğumuz ve demokrat olmadığımız için, hemen her grubun içinde ajanlar vardıysa, herkesin birbirine düşmanlıkta yarıştığı ve böyle bir "militanlık"la temayüz ettiği bu genel ortamda o "düşmanlık provokatörleri"ni teşhis ve izole etmek de imkansız hale geldi. 1 Mayıs'a giden günlerde derin devlet içinde birileri ellerini ovuşturup oh, ne güzel, ne halleri varsa görsünler dediyse dedi. Demiştir de. Komplo varsa buradadır.Taraf'ta evvelsi gün (2 Mayıs) Bülent Uluer de gayet net söylemiş : "Solcular devlete gerekli ortamı kendi elleriyle hazırladılar. Devletin çok da büyük bir komplo hazırlamasına gerek kalmamıştı zaten." Bunun benim dediklerimden ne farkı var ?

Ama ilginç, başka bazı yorumcular bu düşmanlıkları genel laflarla kabul ederken bir yandan da minimize etmeye çalışmaktan geri durmuyorlar. Gene ilginçtir; başka bir çok bağlamda her türlü kabahatin yıkıldığı "sol içindeki ajanlar" boyutu nedense bu tartışmada tamamen yokoldu. Neden acaba ? Neden herkes pek bunun üzerine gitmiyor da "illa DIŞARIDAN saldırı ve ateş açılması"nda israr ediyor ? Burada ciddi bir "kabahat transferi" durumuyla karşı karşıyayız.

Her neyse, kendime rağmen. Ben bu "kesinlikle devletin dahli yoktur" lafını (veya aynı anlama gelen benzerini) nerede sarfetmişim acaba ? Olur a, telefonla konuşurken vb biri öyle anlamış ve yazmıştır, vesaire. Bakın, çok açık söylüyorum, bu bana gösterilsin; açıkça "yanlış söylemişim" diyeceğim, düzelteceğim, ne demek istediğimi yukarıdaki gibi tasrih edeceğim. Onun için, lütfen gösterin bana bu lafımı.” 


“1 Mayıs 1977 Katilamında” solun rolü neydi parantezine alınıp elbette konuşulabilir. Örneğin, 1 Mayıs 1977 sonrası çıkan sol dergi ve gazetelerde neler yazılmıştı. 1 Mayıs 1977 nasıl tartışıldı? 1 Mayıs 77 sonrası sol dergi/gazete sayfalarındaki tartışmada, herkesin birbirini suçlaması ve ideolojik kavgaya devam ediliyor. Kimse Meydanda ölenlerle olayın ayrıntısıyla, devletin rolünün önemiyle pek ilgilenmiyor. Çin'ci- Arnavutlukçular- Sovyetçileri, Cephe geleneğinden gelenler her ikisini suçluyor. Devlet-yarğı ise, tertip komitesi ve meydandakileri gözaltına alıp, soruşturma yapıyor.

1 Mayıs 77 çok yönlü tartışılacaksa; 1) 1 Mayıs öncesi, 2) 1 Mayıs anı ve 3) 1 Mayıs sonrası olarak somut olgular ve deliller ve çok yönlü tanıklıklarla araştırmalı. Laf olsun diye değil, hakikati ortaya çıkartmak için bu mesele gündeme getirilecekse böylesi bir genişlikte gündeme gelmeli. O dönemin bütün sol fraksiyonları içinde yeralanlardan bir komisyon kurularak çok yönlü tarih çalışması/ araştırması yapılmalı.

Mesela; bu olayla ilgili kriminel başka bir deyişle "olay yeri" incelemesi yapılmış ve buna dayanarak dava falan açılmış değil. Ne boş kovan veya mermi çekirdeğinin izi sürülmüş. Ne silahla öldürülen 5 kişinin otopsi raporunda merminin izi takip edilip araştırtırılmış. Devlet kılını kıpırdatmamış.Çünkü "yiyin birbirinizi" mantığıyla üstelik kışkırtıcı rol oynamış. Sol örgütler ise; 1) olayın kendisini çokkk sona tartışmaya başladı. Devletin bu olaydaki rolü tartışılmaya başlandığında ise; genel anti- Kapitalizm, anti devlet ideolojik söyleminin ötesine geçilmemiş 2) Sol örgütler ne O zaman ne de 35 yıl sonra bu olayı biraraya gelip konuşmamıştır. Sol içi şiddet gibi konular solun tabularıdır. Bunlar Kamuoyu önünde konuşulmaz, "aile" içinde çözülür. Yani "kol kırılır yen içinde kalır." Bu zihniyet aşılamadan yeni sol girişimler hep özürlü doğuyor.