25.yıldır süren bu savaş’da mı "EĞİTİM" için?

 Hüseyin Çakır - 28/07/2006 15:07:32 (1055 okunma)

25.yıldır süren bu savaş’da mı "EĞİTİM" için? 

Bin operasyondan sonra, Türk Silahlı Kuvvetlerinden bir generalin “eğitim için” sağa sola bomba attıklarını söylemesi, bombalama eylemleri ile “halkı bilinçlendirdiği”ni ve bu eylemlerin yukarıdan aşağıya olamadığı, “genel strateji belirlenir ve durumdan vazife çıkartılarak” bu işler yapılır…. diyor.

Dehşet verici, itiraflarla dolu bir açıklama. Aynı zamanda bu açıklamalar, yirmi beş yıldır süren savaş filminin geriye sarılarak, yeni bir bakış açısıyla izlemeyi gerektiriyor. Sorulacak yüzlerce soru insanın kafasına üşüşüyor. Yüzlerce sorunun yanıtı da bulunmuş oluyor.

"İtirafçı Paşa” nının itirafları yüzlerce soruyu, yüzlerce ve de binlerce olayı, 25 yıldır süren savaşı TEK BİR SORU BAŞLIĞI ALTINDA topluyor. “EĞİTİM”

EĞİTİM için bombalı eylem” ler diyor. (kuşkusuz bomba dışında, suikast, silahlı saldırı, kışkırtma ve de açıklamadığı ama önceden başkalarının açıkladığı, uyuşturucu, kara para, kaçakçılık gibi) Ve de bu eylemlerin “halkı bilinçlendirdiği”ni söylüyor. 

Bildiğimiz kadarıyla, dünyanın her yerinde ordular, “tatbikatlar” yaparlar. "Kırmızı kuvvetler, yeşil kuvvetler" diye ikiye ayrılıp savaş oyunu oynarlar.İtirafçı Paşa’nın yaptırdığı EĞİTİM sivil alanda ve sivillere yönelik yapılıyormuş. Şimdi geriye doğru dönüp, hangi bombanın, hangi suikastın ve de başka eylemlerin EĞİTİM için yapıldığının dosyalarını karıştırmak, filmi bir kere daha seyretmek gerekiyor.

Tek soru şu: 25 yıldır 'düşük yoğunluklu' diye başlayan, İtirafçı paşanın da "savaş" diye tanımladığı Güney Doğu daki savaşa da Eğitim mi acaba? 

Tek soru şu: Soğuk savaş döneminde 70 yılların başlarında Sovyetler Birliği ile ABD arasındaki “Stratejik Silahların Sınırlandırılmasıgörüşmeleriyle yumuşayan ortamda, Sovyetlerin İran, Suriye, Irak, Afganistan, Güney Yemen hattı üstünde artan siyasi, askeri etkinliğini önlemek için ABD, NATO ve Süper NATO’ (Gladio) nun oluşturduğu “Yeşil Kuşak” konsepti çerçevesinde, NATO’nun güney kanadını oluşturan TSK’ni, olası Sovyet askeri yayılmacılığına karşı operasyonel hale getirmek, yani “EĞİTMEK" için birileri bir yerlerde böyle bir askeri "EĞİTSEL" harekatı planlamış olmasınlar? Böyle bir "eğitim" için "düşman" olarak, Türkiye'nin yumuşak karnı olarak tanımlanan, Kürtler ve Güneydoğunun zor coğrafyası seçilmiş olmasın?

Tek soru şu: 25 yıl önce Güneydoğu da, başlayan savaşın ilk aşamasındaki askeri harekat kabiliyeti ve askeri gücü ile bugünkü duruma bakıldığında: İkinci dünya savaşından sonra NATO içinde savaş kabiliyeti en yüksek, sıcak savaş içinde bulunmuş, bugünkü komuta kademesindeki bir çok kurmay subay, general, Genel Kurmay heyeti, sıcak savaş alanını içinden gelmiş, savaş psikolojisi ile "EĞİTİLMİŞ" bulunuyor. Türkiye'nin "Kürt Sorunun" çözümünde ABD'nin ayak sürümesi, PKK'ye örtük ve açık arka çıkması - ki daha önceki dönemlerde, askeri, lojistik destek verdiği biliniyor. Bunu bilen çok sayıda general var. Bunlar çok ca yazıldı çizildi- Sorunu çözümsüzleştirerek, kilitleyerek, bir yandan savaş durumunu sürekli kılmak. Öte yandan NATO' içindeki en büyük silahlı güç olan TSK'nin savaşabilir kabiyetini diri tutmak ve de yeri zamanı geldiğinde NATO gücü, Barış Gücü olarak, mesela BOB çerçevesinde TSK'yı göreve çağırmak. Öte yandan: Sürekli hale gelen savaş durumu nedeniyle, Türkiye'nin siyasal ve ekonomik istikrarsızlığının sürekli hale gelmesi ve ekonomik kirizden çıkamaması, demokratikleşmenin önünün kesilmesi ve bölgede askeri güç olma dışında, güçlü bir ülke olmasının yolunun tıkanması olabilir mi?

Tek soru şu: Kürt Sorununun çözümü için kimden gelirse gelsin her türlü demokratik talebi de “düşman konsepti” içine sokan ve cephe geliştirerek, Türkiye deki siyasal sistemin otoriter sistem olarak devamlılığı için, siyasal istikrarsızlığık için: Uğur Mumcu yu, Ahmet Taner Kışlalı’yı, Bahriye Üçok’u Tarık Dursun’un öldürülmesi "durumdan vazife çıkartan" birilerinin “eğitim” işi olabilir mi?

Devamla.... Başta Eşref Bitlis olmak üzere, faili meçhule kurban giden komutanlar: Acaba, “eğitim amaçlı” oraya buraya bomba atanların, illegal eylemlerine karşı çıktıkları için, "Kürt sorunu ile PKK ile savaş sorunu birbirinden ayırmak gerektiğini" söyleyen bu doğrultuda ilişkiler sürdüren Eşref Bitlis’in faili’nin kimliği şimdi daha açıkça ortaya çıkmış olmuyor mu?

Tek soru şu: Yüzlerce köyün yakılması, binlerce köylünün sürülmesi, köylülere “bok yedirme” aşağılama, kışkırtma, “karşıda” –düşman- görülen Kürtleri isyan ettirme, kin nefretle doldurmakta “eğitimin” Psikolojik Hareket bölümünü mü oluşturuyordu? 

İtirafçı paşa”nın söylediklerinde, Yeşil, Cem Ersever, Jitem, TİT vs nin rolü, işlevi, yaptıkları daha açık biçimde ortaya çıkıyor. Bir biçimiyle İtirafçı paşa bunları doğrulayarak, şahitlik yapıyor.

Yüzlerce ve de binlerce ve tek, tek olaylardan de örnekler vermek mümkün. Bin operasyon, Üç bine yakın faili meçhul cinayet aydınlanabilmiş değil. Önce Susurluk, Sonra Şemdinli, Arkasından daha başkaları başkaları…. Bir sistem işliyor. Bu 12 Eylül rejimi zihniyeti. 

Asmayalım’da besleyelim” mi zihniyeti. 17 yaşındaki çocuğu “ İbreti alem olsun” diye doktor raporuyla idam ettiren zihniyet. 

12 Eylül döneminin bir savcısının anılarında, Antep’te idam edilen bir genç için “ kanıtlar yetersizdi, apar topar idam edildi” diye itiraf ettiği gibi… 12 Eylülcüler ve uyğulamaları adalet karşısına çıkmadıkça bu zihniyet kendine her zaman “ meşruiyet” zemini bulmaya devam edecektir. Anayasa’daki bütün geçici maddeler kaldırılmadığı sürece rejimin demokratikleşmesi sürekli dikenli tellere toslar.
“ İtirafçı paşa” aradan on beş yıl geçti diyor. Ve zaman aşımına uğradı diyor. Polis, asker, bürokrat, devlet memuru olup zaman aşımına uğraşım binlerce dosya var. Bunların nasıl zaman aşımına uğradığı da basında sık sık çıktığı gibi. Korunuyorlar.

Bu ülkede hala adalet ve hukuk adına iş yapan savcılar olduğunu bilmek insanı umutlandırıyor. “İtirafçı paşa” itiraflarıyla kendini ihbar etmiş oluyor.İlk adımda, bu paşanın kendi dönemine ilişkin o günlerde yaşanan olayların soruşturmasıyla başlanılarak, karanlık bir dönemin üstü açılmalı. 

İkincisi: 12 Eylülcüler, 12 Eylül uygulamaları yargı karşısına çıkartılmalı. Bugün ortaya çıkan bütün yapılar ve eylemler – ortaya çıkanları görünce ortaya çıkmayanları tahmin etmek bile tüyleri ürpertiyor- 12 Eylül’e dayanıyor. 12 Eylül’ün bir biçimde devamcıları olarak devam ediyor.

Bu ülkenin her yurttaşının, güven-huzur içinde yaşayabilmesi için, güvenlik kuvvetlerine ne kadar güvenileceği ortaya çıkmış bulunuyor.Düşünsenize, gecenin veya gündüzün bir saatinde evinizde oturuyorsunuz, bebeğiniz uyuyor veya çocuğunuz kapının önünde oyun oynuyor, üç yüz metre ötede bomba patlıyor. Korku ve dehşet içindesiniz.

Ve bir paşa çıkıp “ halkı eğitiyoruz” diyor.

Burası Türkiye olur böyle şeyler mi diyeceğiz?

Şöyle bir dönem yaşadık: Susurluk, Susurluk Raporu, Faili Meçhul Cinayetleri Araştırma Raporu ... gibi devletin-TBMM'nin oluşturduğu komisyonlar, devletin yer altı-yasa dışı-illegal yapılarını araştırdılar. Yayınlanan raporlar, ulaşılan belgeler-bilgiler; Türkiye de bildiğimiz devlet yapılanmasının ötesinde başka bir devletin varlığını işaret ediyordu. 
Bu yapılanmalara "Çete" adı kondu. Devletin içinde yer almış "haylaz çocukların, haylazlıkları" gibi lanse edildi. Devlet te görev alan bu "haylaz çocuklar", "sivil haylaz çocuklarla", siyaset teki "haylaz çocuklarla", "münferit" olaylar ve eylemler yapıyorlar. 
Bu "haylazlar"ın ortaya çıkan bazıları olayları: 
Susurluk, Yüksekova "çetesi" Kumar-kara para gibi olaylar; Son seans'ta Topal' ın ön cephe de olduğu grup... 
Korkut Eken-Eymür-Ağar ilişkisinin ortaya çıkan bölümü; Çatlı, Kırcı, Ağansoy, Özel Harekatçılar... her halde vurucu tim'i oluşturuyorlardı. ( Bin operasyonu da bunlar yapmış olmalı) 
Ağca her halde bu timin ilk tetikçisi olmalı. 
Zamanla bu iş şirketleşmiş olmalı. Ekonomi dünyasında sözü geçen-dinlenen - özelleştirmelerde- bir konuma geldiler. Evcil, Güven, Daş ve 'bertaraf' edilen Kürtler'in yerine 'iyi' kürtleri bularak, Mafya kimliğine büründüler: Çakıcı- Özbir, Ağansoy, Peker, Karagümrük çetesi, Ankara çetesi, ülkücü mafya, Kürt mafyası gibi... Zaman geçti. kendi aralarında "muhtariyetlikler" ilan etmeye başladılar ve hem kendi içlerinde, hem de merkezleriyle çatıştılar. 
Ordu içinde: Ortaya çıkanlar: Veli Küçük, Cem Ersever-Yeşil ... Sonra, TİT adını kullanan bir grup( Akın Birdal'a suikast düzenleyenler)... 
İdeolojik örgüt kılıklı olarak: Türkiye Hizbullah, İslami Cihat... bunlar ortaya çıkmış olanlarlar.
Bütün bunlar tekil, münferit olaylar mıdır? Ya da bütün bunlar daha büyük bir orğanizasyonun, büyük bir resmin ortaya çıkan bölümümdür? 
Ya da bu olaylar, bu kişilerin eylemleri, daha büyük bir örgütün ortaya çıkan parçaları mıdır? Soruyu böyle sorunca ilk akla gelen “ Gladio” oluyor. 
90 ‘lı yıllarda NATO üyesi ülkelerde, “gizli NATO” ya da bilinen adıyla Gladio’ yapıları ortaya çıktı. Bir tek Türkiye ‘de ortaya çıkmadı.
Susurluk olayının ortaya çıkan bölümüyle bu soruşturma, Gladio’ yapılanması yönünde derinleştirilmek yerine, “siyasetçi-mafya-polis- işbirliği çerçevesiyle sınırlandırıldı. Susurluk taraftarları olanlar ve karşı olanlarda meseleyi, “siyaset-mafya-polis- ilişkisi bağlamıyla sınırlandırdılar. Bu sınırlılıkta en ileri nokta “çete” davası açılmasıyla sonuçlandı. Muhtemelen Susurluk’un dahil olduğu asıl büyük fotoğraf ( Gladio) gizlenmiş oldu.
Uzunca bir süre Türkiye’de Gladio var mı yok mu tartışması yapıldı. “Özel Harp Dairesi, Kontrgerilla”... sorularına resmi makamlardan ( Siyasetçi-Ordu) verilen yanıt: devlet yapılanması içinde böyle bir birim yok oldu.
Bütün NATO ülkelerinde kurulan, gizli yapılanma , iki kutuplu dünya da soğuk savaşın en sıcak noktasında bulunan Türkiye gibi, kritik bir coğrafya da, böyle bir yapılanma ortaya çıkmadı. Çıkartılmadı.
Bu konuyla ilgili çok sayıda araştırma, inceleme kitabı yayınlandı. Yüzlerce makale, dizi yazı yazıldı. Fakat hiçbir somut veri ortaya çıkmadı. Ya da yazının başında adı geçen olaylar, isimlerle, Gladio bağlantısı “bulunamadı”, kurulamadı!

Oysa:Gladio'nun Türkiye şubesi olan “kontrgerilla” NATO'ya girildikten bir yıl sonra kuruldu. Örgüt ilk başlarda ‘anti-terör örgütü' olarak adlandırılıyordu. 
“Gizli-Süper NATO”, Özel Harp Dairesi, Kontrgerilla veya Gladio... adı şu ya da bu nasıl tanımlanırsa tanımlansın. Bütün NATO ülkelerinde ki yapıları, üyeleri ve eylemleri, eş ve benzer nitelikler taşıyor. 
Aşağıda Gladio’nun NATO üyesi ülkelerde açığa çıkan yapılanmaları ve eylemlerine kısaca göz atılırsa, “Türkiye Gladio”sunun ne olup olmadığı hakkında bir fikir verebilir. 

Gladio’nun kuruluşu ve örgütlenişi 

Latince’de kılıç anlamına gelen Gladio sözcüğünü isim olarak kullanan örgüt, Amerikan ve İngiliz kontrgerilla örgütlenmesi olan Stay Behind tarafından 1952 yılında kuruldu. CIA tarafından yönetildi ve finanse edildi. Daha sonraki yıllarda örgütün yapısının genişlemesine paralel olarak, CIA ve NATO mali desteğini artırarak sürdürmeye devam etti. 
Gladio, 1956 yılında ABD ile işbirliği içinde, casusluk ve gerilla savaşı yapmak üzere örgütlendi. İtalya/ Sardunya’da örgütün ilk eğitim kampı kuruldu ve Kuzey İtalya’da 139 yerde silah ve mühimmat depoları oluşturuldu. Resmi adı Müttefik Koordinasyon Komitesi (Allied Co-Ordination Committe) idi.
1956 sonrasında ikisi kadın 622 kişi ABD ve İngiliz gizli servisleri tarafından eğitildi. 1990 yılında Gladio’yu ortaya çıkaran soruşturmalar esnasında bu 622 kişinin grup liderleri oldukları, her bir grup liderinin belli sayıda kişiyi idare ettiği, böylece toplam sayının 15.000’e yaklaştığı ortaya çıktı.
İtalya’da Mussolini döneminin eski faşistleri bu örgüt içinde yer alıyorlar. Bu gizli ordu, paramiliter, geniş bir kontra gerilla savaşı için hazırlanmış silahlı grupların yanında, gündelik hayatta, işinde gücünde olan toplumun hemen her kesiminden kişilerden: Papazlar, savcılar, hakimler, polisler, esnaf, iş adamı, öğretmen, doktor, belediye başkanı, yerel siyasetçiler.... dan oluşan geniş bir istihbarat ağı oluşturuluyor.

GLADİO’nun Ortaya Çıktığı NATO Ülkeleri 

İtalyan Gladio’sunun ortaya çıkarılması bir İtalyan savcısının 1972 yılında yaşanmış bir cinayetin soruşturmasını derinleştirmesiyle başladı. 1988 yılında da Kuzey İtalya’da yere gömülü olarak 127 adet silah ve patlayıcı madde deposu ortaya çıkarılmıştı. Bu depoların İtalya Haber Alma Örgütü SİSMİ’nin denetiminde olduğu anlaşıldı. 
SİSMİ arşivlerinin incelenmesiyle, Gladio’nun ABD ve İtalya gizli servisleri tarafından 1956 Kasım ayında kurulduğu ve ayrıca örgütün İtalya Cumhurbaşkanı Cossiga, P-2 Mason Locası ve 1993 yılında mafya ile ilişkileri nedeniyle yargılanan Başbakan Andreotti’yle bağlantılı olduğu anlaşıldı.
Soruşturmaların ünlü yargıcı Felice Casson, gizli servis arşivinde yaptığı incelemelerde, 1972 yılındaki bir bombalamanın kesinlikle NATO destekli bazı gizli örgütlerce yapıldığı sonucuna ulaştı. Yargıç Başbakan Andreotti’nin bilgisine başvurdu, 1972’de bu olay tespit edildiği için Başbakan örgütün varlığını kabul etti, ancak 1972’de kapatıldığını söyledi. Araştırmalara devam edilince Gladio’nun faaliyete devam ettiği ortaya çıktı.
Eylemlerin en büyüğü 1980 Ağustos ayında Bologna tren istasyonunda patlayan bomba ile 85 kişinin ölümü idi. İtalya’da 1969-80 arasında 4.298 terör olayı meydana geldi. Yapılan soruşturmalar sonucu, bunların önemli bir bölümünden Gladio sorumlu tutuldu. Bazı eylemleri bizzat yapmakla, bazısında patlayıcı ve silah sağlamakla, bazısında da tahrik ve yönlendirme yapmakla suçlanmıştır.


Fransa: Kontr-gerillanın Fransa’daki adı “Rüzgar Gülü”ydü. Savunma bakanı Jean Pierre Chavenement, 1950’li yıllarda bu gizli örgütün Fransa’da da kurulduğunu kabul ediyor ve devlet başkanı Mitterand tarafından dağıtıldığını söylüyordu. Ancak İtalyan kaynakları, dağıtıldığı açıklanan tarihten sonra da, Brüksel’de yapılan “Süper NATO” toplantısına Fransa kontr-gerillasının temsilcisinin katıldığını söylüyor.

İspanya: Bir İtalyan Gladio üyesi, İspanya televizyonunda yaptığı açıklamada, 1966 yılında Kanarya Adaları’nda Amerikan askerleri tarafından İspanyollarla birlikte eğitim gördüklerini söyleyerek, İspanya’da kontr-gerilla örgütlenmesinin varlığını duyurdu. 1994 yılında bir polisin yaptığı itiraflar ise gerçeği reddedilemeyecek biçimde ortaya koydu. BASK Bölgesi’nin bağımsızlığı için mücadele veren ETA üyesi olduğu gerekçesiyle 1987 yılında Anti-Terör Kurtarma Grubu (GAL) tarafından Fransa’dan kaçırılan Basklı bir kişinin ETA ile bir ilişkisinin olmadığı ortaya çıkmıştı. Bu olay üzerine açılan mahkeme ve yapılan araştırmalar sonucunda, 1983-1987 yılları arasında 23 kişinin ETA üyesi olduğu gerekçesiyle GAL tarafından kaçırıldığı ve öldürüldüğü açığa çıktı. 
Belçika: Belçika’da kontr-gerilla “Glaive” (Kılıç) adıyla 1949 yılında, İngilizler’in yardımıyla, Belçika ordusu haber alma teşkilatı SGR’nın alt birimi SDRAB’ya bağlı olarak kurulmuştu. Çekirdek kadrosu 8 aktif ve 10 emekli subaydan oluşturuldu. 

Hollanda: “Operasyon ve Keşif” adlı gizli örgüt ortaya çıkarıldı. Örgütün daha önce 1983 yılında Velp şehrinde gizli bir silah deposu ortaya çıkarılmıştı. Bu örgüt her yıl Savunma Bakanlığı’nın gizli fonundan 2 ila 4 milyon mark alıyordu. 

Yunanistan: Yunanistan kontr-gerillasının adı “Sheepskin”dir. Yunanistan hükümeti de başlangıçta kontr-gerillanın varlığını reddetti. Ancak Başbakan Papandreu, Ekim 1990’da yaptığı açıklamada, Yunanistan’da da İtalya’daki gibi bir Gladio örgütünün var olduğunu, 1984’te iktidara geldiklerinde de örgütün varlığını bildiklerini kabul etti ve o tarihte dağıtılmasını emrettiğini ileri sürdü. 

Kontr-gerilla örgütünün kuruluş anlaşması, 25 Mart 1955’te Yunanistan Genelkurmay Başkanı General Konstantin Davos ile CİA adına general Trascott arasında imzalanarak dönemin başbakanı Papagos tarafından onaylandı. 1500 kişilik birlikler, savaş halinde 3500 kişilik birlikler haline getirilebiliyordu. Silahların, cephanenin, patlayıcı maddelerin ve telsizlerin bulunduğu 800 deposu vardı.

Almanya: Almanya’da “Anti-komünist Saldırı Birliği” adını alan kontr-gerilla örgütünün başkanı, aynı zamanda 1945-1968 yılları arasında Alman İstihbarat Örgütü BND’nin de başkanlığını yapan emekli Nazi generali Reinhard Gehlen’di. Alman kontr-gerillası “Gehlen harekatı”, “Stay Behind”, “Sword” gibi adlarla da bilinmekteydi. 1950 yılında kurulan “Alman Gençlik Örgütü (BDJ)” de bu nitelikteydi. Örgütün eski ajanlarından Dieter von Glahn, basına BDJ’nin CIA tarafından finanse edilen çok sayıdaki örgütten biri olduğunu açıklamıştı. Almanya ve Avusturya SS üyeleri bu örgüt içinde yer alıyor. 
İsviçre: İsviçre’nin kontr-gerillası 1950 yılında “Gizli Müdafaa Örgütü” adıyla kurulmuştu. Yapılan araştırma sonucunda örgütün İsviçre vatandaşlarının 1/6’sı yani 900 bin İsviçreli hakkında rapor tuttuğu ortaya çıkarıldı. Örgüt, İsviçre Genelkurmaylığı’na bağlı istihbarat örgütü “Haber ve Savunma Servisi (UNA)”ya bağlı olarak çalışmaktaydı. NATO üyesi olmamasına rağmen İsviçre kontr-gerillasının yöneticileri de Belçika’daki Süper NATO toplantılarına katılıyordu. 

İsviçre parlamentosunda kurulan soruşturma komisyonu, “Proje 26 (P-26)” adlı bir gizli örgütü ve İsviçre’nin çeşitli bölgelerinde bu örgüte ait modern silah ve patlayıcıların bulunduğu depoları ortaya çıkardı. P-26 üyelerinin adı açıklanmayan bir ülkede eğitim gördükleri ve İsviçre ordusunda kullanılmayan, gizli NATO örgütlerinde bulunan telsizleri .
Türkiye’de ilk kez resmi açıklamayı Ecevit yapmıştı. “Erzurum ziyaretinde, MHP il Başkanın “ Özel Harp Dairesinden” (ÖHD) olduğunu öğrendiğinde, zamanın Genel Kurmay Başkanı Kenan Evren’e ÖHD’sini soruyor. Evren böyle bir dairenin olduğunu, kabul ediyor. Ecevit bütçesini, harcamalarını sorduğunda, Evren bunun gizli olduğunu söylüyor. Türkiye Gladio’suyla ilgili en geniş resmi açıklama bundan öteye geçmiş değil. Başta altı çizildiği gibi, Susurluk ve sonrası ve en son Şemdinli olayları ya” münferit”, ya “çete”, ya da Çakıcı- Çatlı-Kırcı,, ilişkileri eylemlerinde olduğu gibi, mafya veya ülkücü mafya olarak büyük resimden kopartılıp özelleştirilmiştir. 
Türkiye Gladiosu, kont gerilla, Özel Harp Dairesi... adı ne zaman olmuş ise, bu yapı bugün ne durumdadır. Bu sorunun yanıtı hala verilmiş değildir. Bu yapının ortaya çıkartılmasının üstüne gidilmemektedir. 
NATO, CIA açısından İtalya’dan daha önemsiz bir ülke olmadığımız kesin. Gladio’nun Türkiye yapılanması, farz edelim ki, İtalya’dan daha geri bile olsa. İtalya’da ortaya çıkanları veri almak gerekirse; En azından şu sorulara yanıt aranmak gerekiyor:
- Paramileiter yapılanma kimler tarafından oluşturuldu, kimler yer aldı. ( Çatlı’nın Latin Amerika ülkelerindeki askeri eğitimi)
- Yerel örgütler, sivil istihbarat ağı nasıl ve kimler tarafından oluşturulmuştur. ( Komünizmle mücadele dernekleri, Ülkü Ocakları, MHP... bu fotoğrafta nasıl yer almıştır)
- Silah depoları, kontrgerilla yapılanmasının sivil ve resmi yapılanması ( Hizbullah, İslami Cihat yeşil kuşak projesi çerçevesinde kurulmuş olmasın, TİT,, ETKO ... gibi sivil görünümlü yarı resmi terör örgütleri veya JİTEM, Çiller Özel Örgütü gibi resmi ama illegal örgütler...) 
- Mafya, uyuşturucu, silah kaçakçılığı, kara para, yasadışı ekonomik faaliyetlerin Gladio yapısı içindeki yeri
Son soru aynı zamanda ilk soru: Türkiye’nin Gladio’suna ne oldu?