28 Şubat ilelebet devam edecek mi?

Hüseyin Çakır - 02/03/2007 10:28:50 (576 okunma)


28 Şubat ilelebet devam edecek mi?

28 Şubat’ın 10. yılında, Emekli Askerler, MGK, sekretaryasında görev yapanlar, 28 Şubat mağduru siyasiler… ve akademisyenler, köşe yazarları… hamaset edebiyatının ötesinde ideolojik, politik duruşlarını ve düşüncelerini net olarak ifade ediyorlar. Cumhuriyet tarihinde belki ilk kez bu kadar geniş kapsamlı olarak, militarizm, milliyetçilik/ırkçılık-ulusalcılık, faşizm üstüne ideolojik tartışma yaşanıyor. Bu duruma, sevinmek mi? üzülmek mi? endişelenmek mi? Gerekir karar vermek çok zor. Bir yandan ideolojik duruşlar sergilenirken, rejimin karakteriyle ilgili niyetler de ortaya konuyor. 

Parlamenter demokratik sistemi savunanlarla, otoriter, militarist, faşizan rejimi savunan iki zihniyet net biçimde ayrışıyor. Bütün bunları okurken ve izlerken, hukuk açısından neyin suç olup, neyin olmadığı birbirine karıştı. Düşüncelerin ve niyetlerin ortaya kanabilmesine, demokrasi açısından bir ilerleme olarak bakılabilir. Ya da, Emekli bir çok Askerin, bu kadar çok konuşması, fütursuzca, tehdit vari konuşması ürküntü de vermiyor da değil.

Emekli Askerlerin, Kuvvet Komutanlarının yazılı söyleşilerde, TV açık oturumlarında yaptıkları açıklamalarda, 28 Şubat’ın ideolojik bir zihniyet olduğunu açıkladılar. Bu zihniyeti de savundular. 28 Şubat’ın bir ideoloji olduğunu ve bunun çerçevesinin de, milliyetçilik/ulusalcılık-devletçilik olarak altını kalınca çizdiler. 

28 Şubat değerlendirmesini yapan Emekli Askerlerin söylediklerine bakınca, ortaya 12 Eylül darbe zihniyetinin devam eden resmi çıkıyor. 12 Eylül darbecilerinin yaptığı gibi vatan, millet popülizmi yapmıyorlar. Darbeciliğin teorisini, ideolojisini ortaya koyuyorlar. 28 Şubat ideolojisinin bir toplum-rejim modeli olduğu söyleniyor ve savunuluyor. Bu ideolojinin TSK’ ile sınırlı olmadığının altı çizilerek, askeri darbeler yapmadan da bu zihniyetin “ sivil toplum örgütleri” tarafından benimsenerek devam ettiği ve edeceği açıklanıyor.

Eski bir Genelkurmay Başkanı, 28 Şubat “bin yıl sürecek” demiştir. Bir TV’deki tartışmaya katılan emekli bir kuvvet komutanı olan, Tuncer Kılıç, “28 Şubat binlerce yıllık Türk devlet geleneğinin, devlet düşüncesinin tezahürüdür. 28 Şubat zihniyeti binlerce yıl değil, Türk devletinin ebediyetine kadar var olacaktır” diyor. Ve devamla. "28 Şubat zihniyetini, an gelir TSK savunur, an gelir bugün olduğu gibi “onlarca sivil toplum” örgütü savunur” dedi. Çelişkilerle dolu bir ifade gibi görünmesine karşın, bu düşünme biçimi, ırkçı/milliyetçiliği, şovenizmi, militarizmi, neo faşist/ulusalcılığı içeren ideolojiyi tanımlıyor. Tuncer Kılıç ’ın “onlarca sivil toplum örgütü” 28 Şubat düşüncesini savunuyor sözü önem taşıyor. Bu“onlarca sivil örgütün” üstünde durulmasına dikkat çekiyor. Tuncer Kılıç’ ın ortaya çıkan onlarca ulusalcı/milliyetçi-neo faşist/ulusalcı dernekleri ve vakıfları işaret ettiği anlaşılıyor. Sözü edilen bu “onlarca sivil örgüt"ler ortaya çıktığı kadarıyla, Emekli, Askeri İstihbaratçılar, Psikolojik daire elemanları, MİT ile ilişkili elemanlar, emekli savcılar, bürokratlar, MHP’den ayrılmış siyasetçiler, İP'liler… tarafından kurulmuşlar. Söylemleri, yazılan, çizilenler ve yaptıkları açıklamalara bakınca, Nazileri solda sıfır bırakacak örgütler bunlar. Birbirleriyle ilişkili veya ilişkisiz, ortaya çıkan bu örgütlerin tümünün kendini dayandırdığı ideoloji, açıklanan 28 Şubat ideolojisinin aynısı. Bu Dernekler ve Vakıflar, işaret edildiği gibi, 28 şubat'ın sivil uzantıları olarak görünüyorlar.

28 Şubat zihniyeti-ideolojisiyle ilgili yapılan açıklamalardan anlaşıldığına göre, artık darbe, cunta gibi doğrudan askeri müdahalelerinine,yerine “sivil örgütlenmelerin” başa alındığı anlaşılıyor. Ortaya çıkan ; Kuvayı Milliye, Vatan Sever Kuvvetler, Büyük Hukukçular Birliği, Yurtsever Hareket, Türk Solu, Atatürkçü Düşünce Dernekleri, Türkçü Toplumcu Budun Derneği, Milli Güç Platformu, Türkiye’m Topluluğu… gibi "sivil toplum örgütleri”, Çağdaş Türkiye Partisi, Cumhuriyetçi Demokrasi Partisi gibi siyasi oluşumlar yoluyla ideolojik, politik mücadele yürütme konseptine yönel indiği anlaşılıyor. Adı geçen Dernekler ve Vakıflar Türkiye’nin bütün illerinde, ilçelerinde ve bir çok köyünde örgütlenmiş bulunuyorlar. Kuvayı Milliye Derneği Başkanı Emekli Kurmay Albay Fikri Karadağ, “ellerinde 13.600 kişinin listesi bulunduğunu bu kişilerin Türklükle bağdaşmayan özelliklere sahip kişiler” olduklarını açıkladı. Bu yapılanmalar akla bazı sorular getiriyor: Bu yapılanmalarla, ortaya bir türlü çıkmayan Gladio’nun bir ilişkisi var mıdır. İkinci olarak, bu yapıların istihbarat desteğini, Batı Çalışma Grubunun dağıtılmış elemanları veriyor olabilir mi? Tuncer Kılıç ve başka Emekli Askerlerin yaptıkları açıklamalardan da anlaşılacağı gibi, “ilelebet var olacağına inanılan 28 Şubat ideolojisi” ile, legal ulusalcı/milliyetçi Dernek ve Vakıfların amaçları bir bütünlük arz ediyor. 

28 Şubat ideolojisini Mümtaz'er Türköne şöyle tanımlıyor. “...28 Şubat'ın da beslendiği darbe geleneği, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin geleneklerinin, Türk tarihinin özgün karakterinin eseri değildir. 27 Mayıs'la birlikte başlayan bu gelenek, ordu içinde elindeki silahı ve komuta ettiği askeri iktidara tahvil etmeye çalışan İttihatçı komitacılığın, yani çeteciliğin tezahürüdür.Bugün, marjinal bir akım olarak kendisinden söz ettiren "Yeni Ulusalcılık" da, 28 Şubat'ın başlattığı curcunadan beslenen ve faşizme uzanan bir ideolojik yozlaşma halidir.” Önümüzdeki aylar ve yıllarda karşı karşıya kalınacak olan, “faşizme uzanan bir ideolojik yozlaşma hali” dir. Murat Belge 'nin bir başka tanımlama ile altını çizdiği “lümpenleşme”, faşizm ve faşizan eylemlerin yaygınlaşmasına ortam hazırlıyor.

Bir çok temel meselesini çözemeyen, rejimini normalleştiremeyen Türkiye; siyasal istikrarsızlık ortamına sürüklenme tehlikelerinden kurtulamıyor. Cumhuriyetin 90. yılına doğru gidilirken, hala rejimin karakteri tartışılıyor. Faşizm reel bir tehlike haline gelmiş durumda. Parlamenter demokrasi sürecine, siyaset dışı asker sivil bürokrasiden sürekli müdahale ediliyor. Demokratik ortamın alanı daraltılarak, militarist, otoriter alan genişletilmeye çalışılıyor. Böyle bir ortamda demokrasiyi savunması gereken sol ise orta da görünmüyor. Sol adını artık kerhen bile kullanmayan CHP ise, ulusalcı/milliyetçi-neo faşizme doğru dolu dizgin koşuyor. 3 Mart 2007

Şöyle bir dönem yaşadık: Susurluk, Susurluk Raporu, Faili Meçhul Cinayetleri Araştırma Raporu ... gibi devletin-TBMM'nin oluşturduğu komisyonlar, devletin yer altı-yasa dışı-illegal yapılarını araştırdılar. Yayınlanan raporlar, ulaşılan belgeler-bilgiler; Türkiye de bildiğimiz devlet yapılanmasının ötesinde başka bir devletin varlığını işaret ediyordu. 
Bu yapılanmalara "Çete" adı kondu. Devletin içinde yer almış "haylaz çocukların, haylazlıkları" gibi lanse edildi. Devlet te görev alan bu "haylaz çocuklar", "sivil haylaz çocuklarla", siyaset teki "haylaz çocuklarla", "münferit" olaylar ve eylemler yapıyorlar. 
Bu "haylazlar"ın ortaya çıkan bazıları olayları: 
Susurluk, Yüksekova "çetesi" Kumar-kara para gibi olaylar; Son seans'ta Topal' ın ön cephe de olduğu grup... 
Korkut Eken-Eymür-Ağar ilişkisinin ortaya çıkan bölümü; Çatlı, Kırcı, Ağansoy, Özel Harekatçılar... her halde vurucu tim'i oluşturuyorlardı. ( Bin operasyonu da bunlar yapmış olmalı) 
Ağca her halde bu timin ilk tetikçisi olmalı. 
Zamanla bu iş şirketleşmiş olmalı. Ekonomi dünyasında sözü geçen-dinlenen - özelleştirmelerde- bir konuma geldiler. Evcil, Güven, Daş ve 'bertaraf' edilen Kürtler'in yerine 'iyi' kürtleri bularak, Mafya kimliğine büründüler: Çakıcı- Özbir, Ağansoy, Peker, Karagümrük çetesi, Ankara çetesi, ülkücü mafya, Kürt mafyası gibi... Zaman geçti. kendi aralarında "muhtariyetlikler" ilan etmeye başladılar ve hem kendi içlerinde, hem de merkezleriyle çatıştılar. 
Ordu içinde: Ortaya çıkanlar: Veli Küçük, Cem Ersever-Yeşil ... Sonra, TİT adını kullanan bir grup( Akın Birdal'a suikast düzenleyenler)... 
İdeolojik örgüt kılıklı olarak: Türkiye Hizbullah, İslami Cihat... bunlar ortaya çıkmış olanlarlar.
Bütün bunlar tekil, münferit olaylar mıdır? Ya da bütün bunlar daha büyük bir orğanizasyonun, büyük bir resmin ortaya çıkan bölümümdür? 
Ya da bu olaylar, bu kişilerin eylemleri, daha büyük bir örgütün ortaya çıkan parçaları mıdır? Soruyu böyle sorunca ilk akla gelen “ Gladio” oluyor. 
90 ‘lı yıllarda NATO üyesi ülkelerde, “gizli NATO” ya da bilinen adıyla Gladio’ yapıları ortaya çıktı. Bir tek Türkiye ‘de ortaya çıkmadı.
Susurluk olayının ortaya çıkan bölümüyle bu soruşturma, Gladio’ yapılanması yönünde derinleştirilmek yerine, “siyasetçi-mafya-polis- işbirliği çerçevesiyle sınırlandırıldı. Susurluk taraftarları olanlar ve karşı olanlarda meseleyi, “siyaset-mafya-polis- ilişkisi bağlamıyla sınırlandırdılar. Bu sınırlılıkta en ileri nokta “çete” davası açılmasıyla sonuçlandı. Muhtemelen Susurluk’un dahil olduğu asıl büyük fotoğraf ( Gladio) gizlenmiş oldu.
Uzunca bir süre Türkiye’de Gladio var mı yok mu tartışması yapıldı. “Özel Harp Dairesi, Kontrgerilla”... sorularına resmi makamlardan ( Siyasetçi-Ordu) verilen yanıt: devlet yapılanması içinde böyle bir birim yok oldu.
Bütün NATO ülkelerinde kurulan, gizli yapılanma , iki kutuplu dünya da soğuk savaşın en sıcak noktasında bulunan Türkiye gibi, kritik bir coğrafya da, böyle bir yapılanma ortaya çıkmadı. Çıkartılmadı.
Bu konuyla ilgili çok sayıda araştırma, inceleme kitabı yayınlandı. Yüzlerce makale, dizi yazı yazıldı. Fakat hiçbir somut veri ortaya çıkmadı. Ya da yazının başında adı geçen olaylar, isimlerle, Gladio bağlantısı “bulunamadı”, kurulamadı!

Oysa:Gladio'nun Türkiye şubesi olan “kontrgerilla” NATO'ya girildikten bir yıl sonra kuruldu. Örgüt ilk başlarda ‘anti-terör örgütü' olarak adlandırılıyordu. 
“Gizli-Süper NATO”, Özel Harp Dairesi, Kontrgerilla veya Gladio... adı şu ya da bu nasıl tanımlanırsa tanımlansın. Bütün NATO ülkelerinde ki yapıları, üyeleri ve eylemleri, eş ve benzer nitelikler taşıyor. 
Aşağıda Gladio’nun NATO üyesi ülkelerde açığa çıkan yapılanmaları ve eylemlerine kısaca göz atılırsa, “Türkiye Gladio”sunun ne olup olmadığı hakkında bir fikir verebilir. 

Gladio’nun kuruluşu ve örgütlenişi 

Latince’de kılıç anlamına gelen Gladio sözcüğünü isim olarak kullanan örgüt, Amerikan ve İngiliz kontrgerilla örgütlenmesi olan Stay Behind tarafından 1952 yılında kuruldu. CIA tarafından yönetildi ve finanse edildi. Daha sonraki yıllarda örgütün yapısının genişlemesine paralel olarak, CIA ve NATO mali desteğini artırarak sürdürmeye devam etti. 
Gladio, 1956 yılında ABD ile işbirliği içinde, casusluk ve gerilla savaşı yapmak üzere örgütlendi. İtalya/ Sardunya’da örgütün ilk eğitim kampı kuruldu ve Kuzey İtalya’da 139 yerde silah ve mühimmat depoları oluşturuldu. Resmi adı Müttefik Koordinasyon Komitesi (Allied Co-Ordination Committe) idi.
1956 sonrasında ikisi kadın 622 kişi ABD ve İngiliz gizli servisleri tarafından eğitildi. 1990 yılında Gladio’yu ortaya çıkaran soruşturmalar esnasında bu 622 kişinin grup liderleri oldukları, her bir grup liderinin belli sayıda kişiyi idare ettiği, böylece toplam sayının 15.000’e yaklaştığı ortaya çıktı.
İtalya’da Mussolini döneminin eski faşistleri bu örgüt içinde yer alıyorlar. Bu gizli ordu, paramiliter, geniş bir kontra gerilla savaşı için hazırlanmış silahlı grupların yanında, gündelik hayatta, işinde gücünde olan toplumun hemen her kesiminden kişilerden: Papazlar, savcılar, hakimler, polisler, esnaf, iş adamı, öğretmen, doktor, belediye başkanı, yerel siyasetçiler.... dan oluşan geniş bir istihbarat ağı oluşturuluyor.

GLADİO’nun Ortaya Çıktığı NATO Ülkeleri 

İtalyan Gladio’sunun ortaya çıkarılması bir İtalyan savcısının 1972 yılında yaşanmış bir cinayetin soruşturmasını derinleştirmesiyle başladı. 1988 yılında da Kuzey İtalya’da yere gömülü olarak 127 adet silah ve patlayıcı madde deposu ortaya çıkarılmıştı. Bu depoların İtalya Haber Alma Örgütü SİSMİ’nin denetiminde olduğu anlaşıldı. 
SİSMİ arşivlerinin incelenmesiyle, Gladio’nun ABD ve İtalya gizli servisleri tarafından 1956 Kasım ayında kurulduğu ve ayrıca örgütün İtalya Cumhurbaşkanı Cossiga, P-2 Mason Locası ve 1993 yılında mafya ile ilişkileri nedeniyle yargılanan Başbakan Andreotti’yle bağlantılı olduğu anlaşıldı.
Soruşturmaların ünlü yargıcı Felice Casson, gizli servis arşivinde yaptığı incelemelerde, 1972 yılındaki bir bombalamanın kesinlikle NATO destekli bazı gizli örgütlerce yapıldığı sonucuna ulaştı. Yargıç Başbakan Andreotti’nin bilgisine başvurdu, 1972’de bu olay tespit edildiği için Başbakan örgütün varlığını kabul etti, ancak 1972’de kapatıldığını söyledi. Araştırmalara devam edilince Gladio’nun faaliyete devam ettiği ortaya çıktı.
Eylemlerin en büyüğü 1980 Ağustos ayında Bologna tren istasyonunda patlayan bomba ile 85 kişinin ölümü idi. İtalya’da 1969-80 arasında 4.298 terör olayı meydana geldi. Yapılan soruşturmalar sonucu, bunların önemli bir bölümünden Gladio sorumlu tutuldu. Bazı eylemleri bizzat yapmakla, bazısında patlayıcı ve silah sağlamakla, bazısında da tahrik ve yönlendirme yapmakla suçlanmıştır.


Fransa: Kontr-gerillanın Fransa’daki adı “Rüzgar Gülü”ydü. Savunma bakanı Jean Pierre Chavenement, 1950’li yıllarda bu gizli örgütün Fransa’da da kurulduğunu kabul ediyor ve devlet başkanı Mitterand tarafından dağıtıldığını söylüyordu. Ancak İtalyan kaynakları, dağıtıldığı açıklanan tarihten sonra da, Brüksel’de yapılan “Süper NATO” toplantısına Fransa kontr-gerillasının temsilcisinin katıldığını söylüyor.

İspanya: Bir İtalyan Gladio üyesi, İspanya televizyonunda yaptığı açıklamada, 1966 yılında Kanarya Adaları’nda Amerikan askerleri tarafından İspanyollarla birlikte eğitim gördüklerini söyleyerek, İspanya’da kontr-gerilla örgütlenmesinin varlığını duyurdu. 1994 yılında bir polisin yaptığı itiraflar ise gerçeği reddedilemeyecek biçimde ortaya koydu. BASK Bölgesi’nin bağımsızlığı için mücadele veren ETA üyesi olduğu gerekçesiyle 1987 yılında Anti-Terör Kurtarma Grubu (GAL) tarafından Fransa’dan kaçırılan Basklı bir kişinin ETA ile bir ilişkisinin olmadığı ortaya çıkmıştı. Bu olay üzerine açılan mahkeme ve yapılan araştırmalar sonucunda, 1983-1987 yılları arasında 23 kişinin ETA üyesi olduğu gerekçesiyle GAL tarafından kaçırıldığı ve öldürüldüğü açığa çıktı. 
Belçika: Belçika’da kontr-gerilla “Glaive” (Kılıç) adıyla 1949 yılında, İngilizler’in yardımıyla, Belçika ordusu haber alma teşkilatı SGR’nın alt birimi SDRAB’ya bağlı olarak kurulmuştu. Çekirdek kadrosu 8 aktif ve 10 emekli subaydan oluşturuldu. 

Hollanda: “Operasyon ve Keşif” adlı gizli örgüt ortaya çıkarıldı. Örgütün daha önce 1983 yılında Velp şehrinde gizli bir silah deposu ortaya çıkarılmıştı. Bu örgüt her yıl Savunma Bakanlığı’nın gizli fonundan 2 ila 4 milyon mark alıyordu. 

Yunanistan: Yunanistan kontr-gerillasının adı “Sheepskin”dir. Yunanistan hükümeti de başlangıçta kontr-gerillanın varlığını reddetti. Ancak Başbakan Papandreu, Ekim 1990’da yaptığı açıklamada, Yunanistan’da da İtalya’daki gibi bir Gladio örgütünün var olduğunu, 1984’te iktidara geldiklerinde de örgütün varlığını bildiklerini kabul etti ve o tarihte dağıtılmasını emrettiğini ileri sürdü. 

Kontr-gerilla örgütünün kuruluş anlaşması, 25 Mart 1955’te Yunanistan Genelkurmay Başkanı General Konstantin Davos ile CİA adına general Trascott arasında imzalanarak dönemin başbakanı Papagos tarafından onaylandı. 1500 kişilik birlikler, savaş halinde 3500 kişilik birlikler haline getirilebiliyordu. Silahların, cephanenin, patlayıcı maddelerin ve telsizlerin bulunduğu 800 deposu vardı.

Almanya: Almanya’da “Anti-komünist Saldırı Birliği” adını alan kontr-gerilla örgütünün başkanı, aynı zamanda 1945-1968 yılları arasında Alman İstihbarat Örgütü BND’nin de başkanlığını yapan emekli Nazi generali Reinhard Gehlen’di. Alman kontr-gerillası “Gehlen harekatı”, “Stay Behind”, “Sword” gibi adlarla da bilinmekteydi. 1950 yılında kurulan “Alman Gençlik Örgütü (BDJ)” de bu nitelikteydi. Örgütün eski ajanlarından Dieter von Glahn, basına BDJ’nin CIA tarafından finanse edilen çok sayıdaki örgütten biri olduğunu açıklamıştı. Almanya ve Avusturya SS üyeleri bu örgüt içinde yer alıyor. 
İsviçre: İsviçre’nin kontr-gerillası 1950 yılında “Gizli Müdafaa Örgütü” adıyla kurulmuştu. Yapılan araştırma sonucunda örgütün İsviçre vatandaşlarının 1/6’sı yani 900 bin İsviçreli hakkında rapor tuttuğu ortaya çıkarıldı. Örgüt, İsviçre Genelkurmaylığı’na bağlı istihbarat örgütü “Haber ve Savunma Servisi (UNA)”ya bağlı olarak çalışmaktaydı. NATO üyesi olmamasına rağmen İsviçre kontr-gerillasının yöneticileri de Belçika’daki Süper NATO toplantılarına katılıyordu. 

İsviçre parlamentosunda kurulan soruşturma komisyonu, “Proje 26 (P-26)” adlı bir gizli örgütü ve İsviçre’nin çeşitli bölgelerinde bu örgüte ait modern silah ve patlayıcıların bulunduğu depoları ortaya çıkardı. P-26 üyelerinin adı açıklanmayan bir ülkede eğitim gördükleri ve İsviçre ordusunda kullanılmayan, gizli NATO örgütlerinde bulunan telsizleri .
Türkiye’de ilk kez resmi açıklamayı Ecevit yapmıştı. “Erzurum ziyaretinde, MHP il Başkanın “ Özel Harp Dairesinden” (ÖHD) olduğunu öğrendiğinde, zamanın Genel Kurmay Başkanı Kenan Evren’e ÖHD’sini soruyor. Evren böyle bir dairenin olduğunu, kabul ediyor. Ecevit bütçesini, harcamalarını sorduğunda, Evren bunun gizli olduğunu söylüyor. Türkiye Gladio’suyla ilgili en geniş resmi açıklama bundan öteye geçmiş değil. Başta altı çizildiği gibi, Susurluk ve sonrası ve en son Şemdinli olayları ya” münferit”, ya “çete”, ya da Çakıcı- Çatlı-Kırcı,, ilişkileri eylemlerinde olduğu gibi, mafya veya ülkücü mafya olarak büyük resimden kopartılıp özelleştirilmiştir. 
Türkiye Gladiosu, kont gerilla, Özel Harp Dairesi... adı ne zaman olmuş ise, bu yapı bugün ne durumdadır. Bu sorunun yanıtı hala verilmiş değildir. Bu yapının ortaya çıkartılmasının üstüne gidilmemektedir. 
NATO, CIA açısından İtalya’dan daha önemsiz bir ülke olmadığımız kesin. Gladio’nun Türkiye yapılanması, farz edelim ki, İtalya’dan daha geri bile olsa. İtalya’da ortaya çıkanları veri almak gerekirse; En azından şu sorulara yanıt aranmak gerekiyor:
- Paramileiter yapılanma kimler tarafından oluşturuldu, kimler yer aldı. ( Çatlı’nın Latin Amerika ülkelerindeki askeri eğitimi)
- Yerel örgütler, sivil istihbarat ağı nasıl ve kimler tarafından oluşturulmuştur. ( Komünizmle mücadele dernekleri, Ülkü Ocakları, MHP... bu fotoğrafta nasıl yer almıştır)
- Silah depoları, kontrgerilla yapılanmasının sivil ve resmi yapılanması ( Hizbullah, İslami Cihat yeşil kuşak projesi çerçevesinde kurulmuş olmasın, TİT,, ETKO ... gibi sivil görünümlü yarı resmi terör örgütleri veya JİTEM, Çiller Özel Örgütü gibi resmi ama illegal örgütler...) 
- Mafya, uyuşturucu, silah kaçakçılığı, kara para, yasadışı ekonomik faaliyetlerin Gladio yapısı içindeki yeri
Son soru aynı zamanda ilk soru: Türkiye’nin Gladio’suna ne oldu?