60 yıllık iktidar-muhalefet tablosu değişir mi


60 yıllık iktidar-muhalefet tablosu değişir mi




 1950-2011
genel seçimlerinde Muhafazakâr, Milliyetçi,
 İslamcı “sağ “ Cumhuriyetçi, Modernist-laik “sol” oy dağılımı


60 yıllık iktidar-muhalefet tablosu değişir mi





















                                                  
İktidar ve ana muhalefet “dengesi”, çok partili hayata geçişten bu yana değişmiyor.

Şerif Mardin, “Muhalefet, iktidarın gücünü sınırlama, kontrol etmek ise, Osmanlı’da padişah karşısında bu mümkün değildi. Cumhuriyet döneminde ise, muhalefet bölücülük, vatana ihanet ve düşmanlık olarak görüldü” diyor.


1950, çok partili hayata geçiş ve 2011 seçim sonuçları tablosuna bakıldığında, iktidar ve muhalefet bloklarının yüzde dengesinde büyük değişiklik olmadığı görülüyor.
 1970’lerde siyasal İslam üçüncü bir seçenek gibi ortaya çıktı, AKP  geleneğin 2000’lerdeki devamcısı oldu.

Muhafazakâr, milliyetçi-İslamcı başlığı altında toplayabileceğimiz (buna sağ diyelim) siyasi partilerin oy oranları ortalama yüzde 63, devletçi, cumhuriyetçi, laik, modernist, Kemalist, (buna da sol) parti (CHP) ve partilerin (HP-SHP-DSP) ortalama oy oranı yüzde 28’dir.

Seçimlere katılan sosyalist, işçi, emek vs. adındaki bütün partiler, 1965 seçimlerinde 2,97(TİP), 1977 0,14 (12 Mart sonrası kurulan TİP) ve 1999 seçimleri 1,21. 2011 seçimlerinde blok dışı sosyalistler 0,21’dir.

Demokrat Parti (DP) ve Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) eksenli siyasi bloklaşması ve politik tercih 60 yıl boyunca değişmiyor. 1950’de sekiz milyon geçerli oy kullanılmış, 2011’de 43 milyon. 1950’dekentlerde yaşayanlar yüzde 30kırlarda yaşayan yüzde 70 ve 2010 yılında kentlerde yaşayanyüzde 76kırlarda yaşayan yüzde 24 olmasına karşın iki blok tercihi değişmiyor.

Çok partili hayata geçişten buyana dört kuşak oy kullanıyor. Köylü toplumundan kentli, küresel dünyanın parçası, bilgi iletişim toplumu oluyoruz, ancak politik tercih geleneği değişmiyor! Tercihin değişmiyor olması, değişim olmuyor, yerinde sayılıyor anlamına gelmiyor.

Bu tabloya başka okumalar yaparak, yeni sorular sorup, yeni yanıtlar aramak gerekiyor.


Her şeye rağmen “melez”leşiliyor


DP’den AKP’ye, siyaset
, kültürel, ahlaki, geleneksel muhafazakâr ve dinî değerler üstünden yapılıyor. Muhafazakâr, milliyetçi, siyasal İslamcı, ideolojik dünya görüşü bu değerlerle oluşturuluyor. Tarihsel süreçte bu ideolojik bileşenlerden bazen biri, bazen öteki öne çıkıyor. Toplumla, siyasi ilişki bu değerler üstünden kuruluyor. Bu gelenek siyasal yelpazede “sağ”cı olduklarını savunmadı.

AKP’nin İslamcı siyasallığına yönelik, “şeriat getirecekler, Türkiye, İran, S. Arabistan olacaksözlerini duymuyoruz.


CHP ise
, ideolojik, siyasi, ekonomik devletçilik ve tek kimlikli ulus-devlet savunusundan, cumhuriyetçiliği, laikliği ve öteki blok karşıtlığını ortanın solu, sol sosyal demokrasi diye ilan etti.Her iki blok, sınıf yok millet var, halk var tezi üstünden, millet-halk kutuplaşmasını ördü. CHP bugün, devletçilik, tek kimlikli ulus-devlet ideolojini aşma sancıları yaşıyor. AKP, CHP’nin önüne sürekli tek parti dönemi icraatlarını koyarak, o tarihî tünele hapsederek kendini güncelleyip zamanın ruhuna uygun muhalefet yapmasının önünü tıkamaya çalıyor. CHP de, AKP’yi din üstünden siyaset yapmakla suçluyor. Tarihsel bloklaşma, tarihsel olaylar üstünden düşmanca dille devam ettirilmeye çalışılıyor. Bu zihniyet devam ettirilse, sonuçları önümüzdeki seçimlerde ortaya çıkacak.

Mısır’daki darbe, kutuplaştırma diline fren konulması uyarı yapmış gibi görünüyor.


Gri alanlar, siyaset zihniyetini, iktidarı ve muhalefeti etkiliyor


Besim Dellaloğlu
, din siyaset ilişkisini şöyle tanımlıyor: “...Bir dinin, ideoloji haline gelmesi de modern bir şeydir. Belki kimileri buna post-modern diyebilir. Türkiye’de seksen sonrası yükselen Müslümanlık değil siyasi İslam’dır. Bu ikisini ayırt etmek çok önemlidir. ‘İslam yeniden doğuyor’ söylemi tuhaftır. Müslüman elli yıl önce ne yapıyorsa şimdi de aynı şeyi yapıyor.

Yaşam tarzı, değerler, simgeler, inanç, ahlak üstünden siyasi kutuplaşma ve bloklaşma negatif siyasi algılar oluşturuyor. Siyasetçiler her zaman bu tarz siyaseti en kolay siyaset yapmak olarak görüp kullanıyorlar. Ancak, iç içe geçmiş hayat tarzları, sosyal ilişkiler ağı; ideolojik ve siyasal kutuplaştırma çabalarına karşın, kamusal alanlarda, ilişkiler gelişiyor, insanlar birbirlerine değiyorlar çok yönlü “melez”leşmeler, yaşanıyor. İki blokun önyargılarının çözülmesini hızlandırıyor.


Devlet gücü el ve yer değiştirdi demiştim. Gezi Direnişi, bu tarihsel kutuplaşmanın alanlarda çatışması oldu aynı zamanda. Çatışma üstünden de olsa “
ötekileştirilmiş” olanlarla, sokak yoluyla “ilişki!” kuruldu, “biz” ve “onlar” tartışması, anlamayı ve düşünmeyi getirdi.

Her şeye rağmen kutuplaştırıcı ve bloklaştırıcı siyasetin meşruiyet alanı daralıyor. Daralan bu alanın dışında gri alanlarda, yeni muhalefetyeni siyaset oluşuyor. İnternet üstünden bireysel girişimlerle başlayan kampanyaların, yasama yürütmeye doğrudan müdahale örneklerini görüyoruz. Daha önce “taş atan çocuklar” gibi, en yenisi, ehliyet yenileme ücretine karşı kampanya, ücretin düşürülmesini sağladı.


Gri alan
ların gelişmesi, kutuplaştırıcı siyaset zihniyetini değişime zorluyor.