ADALETİN ADİLLİĞİ Mİ?

Hüseyin Çakır - 16/11/2007 17:06:03 (507 okunma)

ADALETİN ADİLLİĞİ Mİ?

Üç haber: “Batıdan gelen memurlar, hâkimler işin ciddiyetini anlamıyorlar… Onun üzerine hizaya gelsinler diye iki yere bomba attırdım. Anladılar ki, çok dikkatli olmalılar.” Emekli korgeneral Atilla Tokat Yeni Aktüel dergisine verdiği röportajda böyle demişti. Açılan dava sonuçlandı. Korgeneral Tokat berat etti. İstanbul 2.Asliye Ceza Mahkemesi suç unsurunun oluşmadığını ifade etti. Bomba attırdığını itiraf etmesine rağmen, savcılık, “hayır sen böyle şey yapamazsın, yapmamışsındır, korgeneralliğe kadar yükselmiş bir kişinin bunu yapması düşünülemez” diye karar verdi. 

İkinci haber: Atatürk’ün Diyarbakır’a gelişinin 70’inci yıl dönümünü kutlamalarında kent merkezine doğru yürüyen askeri kortejin attığı sloganlar: “Şehitler ölmez vatan bölünmez, Her Türk asker doğar, Tek vatan, tek dil”. 

Üçüncü haber: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya, Demokratik Toplum Partisi (DTP) hakkında Anayasa Mahkemesi'ne kapatma davası açtı. Başsavcı, DTP'nin “Devletin bağımsızlığına, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne” aykırılık oluşturduğu, bu nitelikteki fiillerin partinin üyelerince yoğun bir şekilde işlendiği, bu durumun partinin büyük kongre, genel başkan, merkez karar ve yönetim organlarınca açıkça benimsendiği, bu fiillerin doğrudan doğruya parti organlarınca kararlılık içinde işlendiğini ve söz konusu fiillerin odağı haline geldiği iddialarını kapatma davasına gerekçe yaptı. 

Yukarıdaki üç haberden ikisi, hukuki karar. Bu iki karar, içinde yaşadığımız siyasal ortamın gerginliğinden bağımsız biçimde adil olarak gerçekleşmiş kararlar mıdır? “Adalet’in kestiği parmak acımaz” diye düşünerek, bu kararların Türkiye’de şahinleşen, militaristleşen siyasal ortamdan etkilenmediği söylenebilir mi? Hukuku uygulayanların kanaatlerinin oluşumunda siyasal ortamdaki gerginlik ve bölünmüşlük etkili olursa, adaletin adil tecellisinin üstüne gölge düşmüş olmaz mı? Hukuk felsefesi, evrensel hukuk kurallarını bir yana bırakarak, kendini bir ideolojiye / resmi ideolojiye bağlı kabul ederse, adaletin özgür, eşit, adil tecelli etmesi mümkün olabilir mi? Hukuku siyasallaştıranlar, parlamenter demokratik sistemin kuvvetler ayrılığı ilkesi doğrultusunda işleyişinin önünü tıkamaktadır. Demokrasinin kurumları ve kurallarıyla işlemesi felç olmaktadır.

Bütün sorunların çözüm yeri olması gereken TBMM hızla devre dışı kalıyor.

Asker ölümleriyle tırmanmaya başlayan, sivil alandaki milliyetçilik, siyasal alandaki militarist söylem, bazı basın yayın organları ve köşe yazarları, emekli askerlerin TV, TV dolaşarak yaptıkları savaş çığlığı, açık ve örtük Kürt düşmanlığı söylemleri, sonuç ta yargıyı da etkilemiş görünüyor. 

Aynı militarist, şahin hava AKP’yi demokratik sürecin işletilmesi ya da militarist söylem konusunda tarafsızlaştırmaya doğru iteliyor. Süreç böyle ilerlerse, AKP içinden de AB süreci, demokratikleşme karşıtı şahinler ortaya çıkacaktır.Erdogan, DTP’lilerin dokunulmazlıklarının kaldırılması istemine karşı çıktı, “silah bırakılmalı” dillendirmesi üstünden yirmi dört saat geçmeden, DTP’nin kapatılması kararı çıktı. Hükümetin siyasi iradesi, Yargıtayın DTP’yi kapatma kararıyla kadükleşmiş oldu. TBMM cumhurbaşkanını seçimindeki 387 meselesi gibi, siyasi ve TBMM nin çözmesi gereken sorunu yargıya götürüp Yargıyı TBMM üstünde güç olarak kabul etmesiyle, Yargının siyasal süreçlere müdahale etmesine meşruiyet yolu açılmıştı. Değişti, değişecek tartışmalarının yapıldığı anayasanın anti demokratik, çağdaş olmayan, darbeci ruhu yeniden kendisine kan bularak işlemeye başladı.

“Kürt sorunundan” soyutlanmış terörizm korkusu, Kuzey Irak’taki oluşumunun Terörü destekliyor ve Türkiye'yi bölecekler korkusu hızla yayılırken, oklar DTP’ye de yöneldi. Nihayet beklenen oldu. DTP’nin kapatılması davası açıldı.

Demokratikleşme sürecinden “savaş koşulu”, güvenlik” gerekçe gösterilerek ya geriye çekilinecek, ya da siyasal irade üstündeki hukukun siyasal tercihlerle karar vermesinin önüne geçilecek. Birileri, “terör” ve “şehitler” üstünden şahin politikaları egemen kılmak için canla başla çalışıyorlar.

Atatürk’ün Diyarbakır’a gelişinin 70. yılındaki askeri geçit töreninde “Tek vatan, tek dil” Özellikle “tek dil” sloganının attırılmış. Bu sloganı, askerlerin kendiliğinden atmadıkları askeri hiyerarşide bunun olamayacağı bilinir. Bu taciz edici, provokatif, bölücü slogan attırılarak tansiyonu yükletmekten amaç nedir? Sekiz askerin yargılanmasında izlenen yöntem, askerlerin sokaklarda slogan atmaları, bütün bunlar TSK’ni siyasetin içine çekmiyor mu? 

Bir yandan sınır ötesi operasyon, öte yandan Ortadoğu daki çok denklemli askeri, siyasal ve ekonomik denklemler… Türkiye içte militaristleşirken, dış politikada, uzun erimli çok seçenekli politik stratejisi olmayan AKP, “terör” e endeksli yükselen milliyetçilik dalgasından etkilenerek, militarist politikalar karşısında demokratik işleyişten geri adım atma eğiliminde görülüyor. AKP bu yola giderse, AKP’yi siyasal olarak bitiren bir sürecin fitilini ateşlemiş olacaktır. Seçim öncesinde MHP-CHP ortak çizgisindeki politik sürecin yolu açılmış olacaktır. Birilerinin böyle politik stratejik hesapları var mıdır yok mudur bilemem ama, Anti militarist, AB süreci ve demokratikleşmeyi her koşulda koşulsuz savunacak bir sol ortaya çıkmazsa, dön baba dön siyaseti devam edecektir