AKP ‘ye karşı sol ve sağ seçenekler yola çıkıyor

Hüseyin Çakır - 19/11/2009 6:15:32 (916 okunma)



AKP ‘ye karşı sol ve sağ seçenekler yola çıkıyor

Türkiye’de yeni bir parti kurmaya kimler adım atsa, “ bir boşluk” olduğu tespiti yapılarak kollar sıvanıyor. Boşluk görece bir kavram. Dolu bir yer varki orası boşalıyor ve o boşluğu doldurmak için birileri o boşluğu doldurmaya talip olarak ortaya çıkıyor. Bizim siyaset geleneğimizde bu boşluğun nasıl bir içerikle doldurulacağından çok, boşlan yeri bir an önce kapıp doldurmak daha önemli hale geliyor.

AKP ‘nin kurulması ve 2002’de iktidara gelmesinden buyana “siyasette boşluk” lafını çok sık duyulmuyordu. Sağdan ve soldan muhalefet edenler AKP’nin kimliği üstünden kendilerini tarif etmeye çalışıyorlardı. AKP’nin demokrat olup olmadığı tartışmasını hiç ama hiç anlamadım ve bu tartışmayı yapan sosyalist gelenekten gelenleri de hiç anlamadım. Daha önce yazdığım yazılarda belirttiğim gibi, AKP’nin demokrat olup olmaması en nihayetinde AKP’lilerin sorunudur. AKP, bir programla toplumun karşısına çıkıyor ve oy istiyor. AKP’nin programını benimseyemeyenler, AKP üyesi olmayanlar veya AKP’nin programını benimseyerek ona oy vermeyenlerin, AKP’nin kimliğini; Demokrat olup olmadığını tartışmaları abes değilmidir. Olması gereken şey; AKP’nin politikalarını eleştirmek ve alternatif olarak kendi politikalarını ortaya koymak değilmidir. 

Atı arabanın önünü koşmayı çok seven insanlarız. Politikacılarımızın egemen zihniyeti, kendini anlatmak yerine ötekinin duruşuna göre kendini tanımayı en kolay propaganda yolu olarak görüyorlar.
Kendileri alternatif geliştirmek yerine karşıtlarının başarısızlığı üstünden seçenek oldukları ortaya koymayı politikacığın temel kuralı sayıyorlar.

2009’un ikinci yarısından itibaren, siyasetin merkezinin solu ve sağında AKP’ye alternatif oluşturma girişimi yoğunlaşmaya başladı. Yukarıda altını çizdiğim zihniyetle; bir yandan küresel ekonomik kriz AKP’yi yıpratacak, öte yandan demokratikleşme süreci, AKP ile devlet, devletin zinde güçleri ilişkisinde gerilimlere yol açacak. Sonuçta, AKP karşıtlığı yükselecek ve AKP yıpranacak. Siyasetin sağında ve solunda bir boşluk ortaya çıkacak. Böylesi bir durumu bekleyenler, hiç bir şey düşünmeden. demokratikleşme için hiç bir seçenek ortaya koymada, toplumun siyasal, sosyal, ekonomik taleplerine, Kürt sorunun çözümüne yönelik “yeni” hiçbir şey söylemeyerek, AKP’nin askeri vesayet rejimiyle çatışması sonucu yıpranmasını bekleyip [b]en kahraman muhalefet olarak ortaya çıkmayı umut ediyorlar[/b]. Çünkü, AKP’nin demokratikleşme yolunda attığı bütün adımlar“takiye” olarak düşünülüyor, AKP’nin kendi “iç devleti”ni oluşturduğuna inanılıyor. Bu zihniyet, İttihatçı-Kemalist ve Stalinist... otoriter ideolojik, siyasal zihniyet.

AKP sağ ve sol şeridi kapattı

AKP’nin siyasal, sosyal reformcu adımları, siyasetin sağ ve sol şeritlerini kapattı. Solun statüko karşıtı, özgürlükçü dilini kullanarak, demokratikleşme ve özgürleşme alanında bir dizi hukuki değişikler yaparak bir çok tabuyu ortadan kaldırdılar. Reformlar yolunda atılan adımlar, siyasal alanda demokrasi ve değişimden yana olanlar ve değişim karşıtlığını ortaya çıkarttı. Değişim karşıtlığını temlcisiğini en sert biçimde, milliyetçi, şoven politikalarla MHP ve CHP temsil ediyor. Bu iki parti toplumu geriyor ve şoven, milliyetçi, beyaz- Türk ırkçı seçkinciliğiyle toplumdaki kutuplaşmayı çatışma noktasına taşıyarak ötekileştirici, bölünmeci bir yol izliyorlar.

Değişimden ve demokratikleşmeden yana olan, liberal, demokrat, özgürlükçü aydınlar ve “yeni sol” adıyla; sosyal demokratlar ve özgürlükçü, demokrat, sosyalist sol, Ergenekon süreciyle birlikte kendi içinde ayrışarak AKP’ye karşı seçenek oluşturmak için çıktığı yolda somut adımlar atarak netleşmeye doğru gidiyor.

Cumhuriyet tarihinde ilk kez, demokratikleşmenin evrensel kuralları ekseninde çok net bir ayrışma süreci yaşanıyor. Demokratikleşme yolunda atılan somut adımlar, askeri vesayet rejiminin merkezini çatırdatıyor. Darbe hazırlıkları, Lahikalar, psikolojik harekat girişimleri… Türkiye’nin darbeler tarihinde ilk kez darbeciliğin 12 Eylül anayasası içinde ve toplum zihninde SUÇ olduğu belgelendi. Bu süreç, hem toplumda hem de siyasetin sağında ve solunda, statükocu, değişimci- reformcu ayrışmasının netleşmesini ortaya çıkarttı. Türkiye’nin geleneksel sağ, sol ayrışması vesoğuk savaş ideolojilerinin ötesinde, resmi ideoloji ve dilini aşan, demokratikleşme ve değişim ekseninde yeni bir siyasal kültürün, siyasette yeni bir dilin ve zihniyetin oluşmasının yolu açıldı. Taraf gazetesi tam da bu dilin ve zihniyetin ifadesi olarak ortaya çıktı demek hiç de abartı olmaz. Bu süreç hiç kuşkusuz siyasal temsiliyetini de ortaya çıkartacaktır.

Türkiye’nin demokratik değişimden yana dinamikleri AKP ile, AKP’de bu dinamiklerin taleplerini dikkate alarak bu doğrultuda adımlar atarak reformcu bir yol izledi. AKP'nin resmi ideolojinin ezberci dili ve söylemine karşı çıkışı AKP’yi geleneksel devletle, devletçi zihniyetle karşı karşıya getirdi. AKP’nin bu tutumu, siyaseten solun geleneksel muhalif tutumuyla üst üste düştü. Buruda, Rasim Ozan’dan ödünç alacağım tanımla, “Laik Sünni Türk Yaşam Tarzını Benimseyen” geleneksel orta sınıfı, beyaz Türkleri, Cumhuriyetin modernist, “ilerici”, “batılılaşma”dan yana olan Kemalist solcu kesimleri, resmi ideoloji ve devletin tabularına yönelik demokratik adımlar karşısında paniklemeye başladılar. Milli Görüşgeleneğinden gelen AKP’nin demokratikleşme adımlarını, cumhuriyeti ve devleti yıkmaya yöneldiği laik yaşam tarzını ortadan kaldırmaya yönelik "yakın tehlike" korkusuna inanır oldular. Cumhuriyet gazetesi, Bekir Coşkun, Emin Çölaşan, Emre Kongar, Özdemir İnce gibi yazarların yazdıkları bu kesimleri milliyetçi şoven çizgide radikalleşmeye yöneltiyor. “Laik Sünni Türk Yaşam Tarzını Benimseyen” geleneksel orta sınıf, beyaz Türkler , Cumhuriyetin modernist, “ilerici”, “batılılaşma”dan yana olan Kemalist solcu kesimlere göre, Kürt sorunun çözümü için atılan adımlara karşı, şoven, milliyetçi, ulusalcı temelde Ergenekonu- darbeciliği savunmak yurtseverlik haline geldi. 

Öte yandan CHP ve MHP “devlet bölünüyor, rejim adım adım değiştiriliyor” diyerek bu kesimin korkularını diri tutarak, bölünme ve laik rejim elden gidiyor korkusunu büyütmeye çalışıyorlar. 

Reformcu adımlar ilerledikçe CHP’nin sol kimliği hızla sağa, milliyetçiliğe, şovenizme kaymaya devam ediyor. CHP,“Demokratik açılım” a karşı aldığı tutum ve Dersim çıkışıyla sol çizgiden sağ şeride atlayarak şarampole uçup gitti. Dersim çıkışıyla sol kamuoyu, özellikle alevi toplum için CHP’nin solcu olmadığı bir kere daha ortaya çıktı. Solda boşluk fikrinden yola çıkanlar için perde daha net olarak açılmış oldu.

Uzunca bir zamandır CHP’yi teorik ve politik olarak solda görmeyen sosyal demokrat, demokrat, özgürlükçü solcular, sol merkezde “boşluk”olduğunu ve bunu doldurma arayışı içindeydiler. Ancak, AKP demokratik değişim reformları devam ettiği sürece, Türkiye’nin solunun söyleye geldiği söylemin önemli bölümünü kullandığı için AKP “sol şeridi” kapatıyordu. Öte yandan, CHP'ye 9 milyon 200 bir kişi bu partiyi, laiklik, cumhuriyetçilik, modemleşmeci, ilerici, solcu gibi gerekçelerle oy veriyor. Türkiye toplumunun solculuğu böyle bir şey. Türkiye toplumun sol alğısı, batının sınıfsal, ideolojik çatışmalar yaşayarak ayrışmasıyla oluşan soldan çok farklı bir şey. Bizim solumuz; Cumhuriyetçi, Kemalist ve ulus-devletçi ve “kültürel”, sosyal geleneksel” ci, muhafazar bir solculuk. Bu nedenle AKP’nin muhafazalığı ve reformculuğu geniş toplum kesimlerinde karşılığını buluyor.AKP’den daha ileri, değişim ve reform talebiyle ortaya çıkan bir sol olmadığı için, toplumda sol seçenek beklentisi, heyecanı görülmüyor.

AKP'ye sağ dan seçenek arayışları

Siyasetin merkezinde sağ muhafazakar seçenek olma için ANAP’la birleşen DP, geleneksel devletçi, statükocu kimlikle AKP’ye alternatif olmaya çalışıyor. DP başkanı Hüsamettin Cindoruk, birleşme kongresinde yaptığı konuşmayla, geleneksel devletçiliği, Ergenekoncuları destekleyerek DP kimliğinin çerçevesini çizmiş oldu. Öte yandan Cindoruk, demokratik değişim ve reformlar karşısında statükonun sağını ve solunu bir araya gelmeye çağırdı. ‘68’li Deniz Gezmiş’in yakın arkadaşı olmakla her zaman övünen ve Sosyal Demokratların gelecekteki lideri gözüyle bakılan Celal DoğanDP’ye katıldı. Cindoruk, “ gelin merkezde buluşalım. Bu merkez, şehir merkezi gibidir. Solculara da sağcılara da açıktır. “ çağrısı yaptı. Merkezde ve statükodan yana bir başka partileşme Abdüllatif Şener kurduğu Türkiye Partisi. Bu parti kurulmadan önce, adı AKP’ye karşı yapılacak darbe sonrasında darbecilerin partisi olacağı dedikodusuna karıştı. Merkezin sağındaki ideolojik, misyon partisi olarak tanımlanabilecek üçüncü parti,Numan Kurtulmuş’la atağa geçerek Fazilet Partisi. FP, AKP tabanındaki Milli Görüş geleneğinden gelen kadroları ve seçmenleri kazanmaya çalışıyor. AKP’yi kapitalizmin ve yozlaşmanın partisi olmakla eleştiren Numan Kurtulmuş, AKP’nin muhafazakar tabanını etkilemeye çalışıyor. 

AKP'ye soldan alternatifler

Siyasetin merkezinin sağ cenahında bunlar olup biterken, sol cenahta daha hareketli, solcular açısından daha heyecanlı girişimler oluyor.

Solda birden çok girişim vardı. 2009 sonbaharından sonra birden çok girişimler sadeleşmeye başladı. Baykal ve onun çevresindeki Politik Büroolarak tanımlanan ekibe karşı CHP içinden çok sayıda muhalefet çıktı. Bu çıkışların hiç birisi kelimenin tam anlamıyla dikiş tutturamadı. Bu muhalif çıkışlar, CHP’ye yeni bir program ve kimlik kazandırmak yerine, Baykal iktidarı yerine kendi iktidarlarını seçenek olarak ortaya koyuyorlardı. Bu nedenle başka bir seçenek olarak ortaya çıkamadılar. Mustafa Sarıgül Baykal’a karşı genel başkan adayı olarak ortaya çıktı. Bugün CHP’ye ve AKP’ye alternatif bir parti kuruyor. Ayrıca sosyal demokrat solda CHP’ye muhalif ve CHP’yi sol dışı gören Murat Karayalçın’ın başkanlığında SHP veDİSK genel başkanı Süleyman Çelebi, ve Burhan Şenatalar’ın sözcülüğünü yaptığı 10 Aralık Hareketi ortaya çıktı. Murat Karayalçın’ın CHP’ye geçmesinden sonra , ’68 kuşağından demokrat kimliğiyle bilinen Hüseyin Ergün SHP genel başkanı oldu. Ve “çağdaş sol bir parti” için SHP’nin bu süreçte ne yapması gerekiyorsa yapacağını ilan etti.

Öte yandan, CHP’den ayrılan ve son seçimlerde DSP’den Şişli’de üçüncü dönem Belediye başkanı seçilen Mustafa Sarıgül, işadamları ve tanınmış siyasetçilerle bir araya gelerek oluşturduğu partiyi, 6 Ocak 2010’da Ankara’da düzenleyeceği bir mitingle tanıtacak. Sarıgül’ün partisinin adının da “Türkiye Değişim Partisi” olması kesinleşti. Sarıgül’ün partisinin 6 Ocak 2010 kuruluşunu açıklayacak ve hemen ardından Anadolu mitinglerine başlayacak. Programı ve tüzüğü hazır olan partinin yetkililerinin sık sık, CHP, SHP ve ÖDP’li gruplarla da bir araya gelerek nabız yokladığı söyleniyor. Onur Kumbaracıbaşı, Hikmet Çetin gibi isimler de Sarıgül’ün partisinde yer alacak isimler olarak telaffuz ediliyor.

Solda "kitlesel sol bir parti oluşumu " gibi büyük bir iddia ve Türkiye'de sosyal demokratlarlar, sosyalistlerin (özgürlükçü , demokrat solcular)tarihsel birleşmesinin sağlanacağı duyurusu yapıldı. Bu duyuru solcuların cehahında heyecan verici, umut dolu bir açıklama oldu. Ufuk Uras ‘la birlikte ÖDP’den ayrılanlar, SHP’de Hüseyin Ergün’ün “çağdaş sol bir parti” için yola çıktığını açıklaması ve liberal, demokrat, sol gelenekten gelen aydınların ve 10 Aralık arasında yapılan görüşmeler sonucunda “yeni bir sol “ oluşturma düşüncesi somut adıma dönüştü.

Ufuk Uras’ın çağrısıyla bir araya gelerek oluşan “temas grubu” bir dizi görüşmeler yaptıktan sonra SHP ve aralarında, [b]Mithat Sancar, Erol Katırcıoğlu, Aydın Engin, Fuat Keyman… ve 10 Aralık’ın yer aldığı “yeni sol”[/b] oluşumcular start verdiler.

Yeni bir sol” oluşturmak için “umut treni” yola çıktı. “Demokrat, eşit, özgür bir Türkiye’de solun merkezini ayağa kaldırmak üzere tartışmaya, fikirlerimizi paylaşmaya davet ediyoruz,” Bu kapsamda, "Türkiye’nin birçok ilinde ve değişik meslek gruplarıyla yapılacak toplantılar yapılacağı" duyuruldu. 

Solun merkezinin nasıl ayağa kaldırılacağını, solun Türkiye için bir seçenek olarak nasıl ortaya çıkacağını önümüzdeki günlerde hep birlikte yaşayarak göreceğiz.