Barış için savaş! Öyle mi...

Barış için savaş! Öyle mi...



İnsani nedenlerle Suriye’ye mutlaka askerî müdahale yapılmalı”...

Tıpkı, 12 Eylül darbesinin gerekçesi gibi.

Anarşiyi, terörü durdurmak için Türk Silahlı Kuvvetleri yönetime el koymak zorunda kaldı.

Kenan Evren, anılarında, darbe yapmak için, şiddet ve terörü iç savaş boyutuna nasıl getirdiklerini itiraf ediyor.

Suriye’ye insani nedenlerle askerî müdahale diye bağıranlara sormak gerekiyor. Bugüne kadar ölen yüz binin üstündeki insanın ölümünde, iç savaşı kışkırtan, muhalefete politik, askerî ve silah yardımı yapanların günahı yok mu?

Ölüm ve vahşet çift taraflı  olmuyor mu?

Bugüne kadar ölenlerbarış ve demokrasi için mi öldüler, öldürüldüler?

AKP yönetiminin, Suriye’ye rejim ihraç etmesini “insanlık” adına savunuyoruz demek, Sovyetler’in Afganistan’ı işgalini savunmak gibi...


Suriye’ye askerî müdahale doğru mu yanlış mı
 tartışmasını yapmanın insani değerlerle hiçbir alakası yok. Bu tartışma, tamamen, ideolojik, siyasal ve askerî staratejik çıkar amaçlı tartışma.

Nedeni ne olursa olsun, insanları öldürme üstünden ne barış ne de demokrasi kuruluyor; Irak, Afganistan bunun yakın örnekleri...

Suriye’ye askerî müdahaleyi insan hakları ve demokrasi adına savunanların samimiyetine inanmak için; Çin’de insan hak ve özgürlük ihlallerine, Kafkaslar’a Rusya’nın müdahalesine, İran’da şeriat kurallarının uygulanmasına... aynı duyarlılıkla, aynı heyecanla neden sahip çıkmadıklarını sormak gerekiyor. Dünya’da BAAS rejimini aratmayacak birçok ülke var.

Bunları söyleyince “sen, Esad’ı mı savunuyorsun diyorlar. Bu 12 Eylül 2010 Referandumu’na evet diyorsan, 12 Eylül Anayasası’na evet diyorsun mantığı ile aynı mantık.

Dünyada hiçbir savaş, “nedeni”, savaşın gerçek amacı olmamıştır. Bütün savaşlar, adına askerî müdahale, ne denirse densin , “çıkar” için yapılıyor. Alman Komünistleri’nin, I. Dünya Savaşı’na karşı çıkışlarındaki haklılık ve gerekçe hâlâ geçerlidir.

İnsan hakları, demokrasi adına Suriye’ye müdahaleyi savunanlara soralım. Suudi Arabistan rejimi, Suriye’den daha demokratik ve insancıl mı?

Hakikat ile propaganda “gerçekliği” birbirine karışınca, insan zihni doğruları, yanlış, yanlışları doğru olarak algılıyor, hakikatin yerini algı yönetimleri alıyor.


İDEOLOJİK DIŞ POLİTİKA

Suriye’de zaten savaş var. Dışarıdan askeri müdahale ile iç savaşların durdurulamadığına dair tarihte onlarca örnek var.

Suriye’ye hava harekâtının sınırları belirlenmiş. “İktidar düşürülmeyecek, Esad kalacak, ama iç savaşta gücü kırılacak.” Bunun anlamı, iç savaşın “eşit” koşullarda sürmesini sağlamak.

Böylesi bir saçmalık kabul edilebilir mi?

Başka bir saçmalık, Esad’ı iktidardan düşürecek askerî müdahale yapılsın. Bu kara savaşıdır. Bu tezi savunan Erdoğan Türkiye’yi Ortadoğu’da savaş batağının içine çekiyor. Böylesine önemli konularıo açılış, şu toplantı bu toplantıda söylüyor. Meclis devrede değil. Olup bitenden Meclis bilgilendirilmiyor.

Erdoğan ve ekibinin Suriye politikası, AKP’nin 2011 sonrası dış politikada pro-aktif ideolojik politika çizgisi. İran’la yarışır gibi, İslam dünyasına, siyasi ve ideolojik yön verme hayali görüntüsü ortaya çıktı.

Erdoğan, Esad’ı iki ay içinde düşürüp, rejimi değiştirerek, Suriye Müslüman Kardeşleri’ni iktidara getirmeyi umut ediyordu. Mısır, Suriye, Suudi Arabistan... Kominter partileri gibi, İslam dünyasında AKP’cikler oluşturulacak ve Erdoğan, 250 milyonluk Arap ve 1,5 milyarlık İslam dünyasının ‘post-modern halifesi’ olacak hayalini kuruyor olabilir miydi?

Ya da birileri onu bu hayale inandırmış olabilir mi?

İslam İşbirliği Teşkilatı’na üye 57 ülkenin dünya ticaretindeki yüzde 17,5’luk payı, 1 trilyon 8 milyar dolar ithalatı ve 2 trilyon 150 milyar dolar ihracatına sahip olmak gibi post-emperyal proje yapanlar olmuş olabilir mi?

İnsan hayatını siyasetin ve ekonomik çıkarların ‘aracı’ hâline kim ne amaçla getiriyorsa, insanları öldürüyorsa; zalim, zorba ve katildir...

Bunun “ama”sı vs. olmaz.

Ekonomik, siyasi, diplomatik onlarca yaptırım ve tarafları uzlaştırarak, çatışma dışı çözüm yolu varken, adına savaş ve cinayet bile deme cesareti gösteremeyip, “müdahale-harekât” diyenler, böylesi cinayetlerin sorumluluğundan, bugün kurtulabilirler, kendilerini alkışlayanlar da olur; tarihin ilerleyen zamanlarında, o zamanın insanları bu utanç verici cinayetlerden dolayı, insanlıktan özür dileyecekler.

Zalime, zalimce ders vererek” adalet sağlanamadığının açık örneği Irak değil mi; bir buçuk ayda Irak’ta 1500 kişi öldü. Suriye’ye müdahaleci ideolojik “vicdan” nerede peki? Irak’a da mı müdahale edilsin diye çağrı yapacaksınız!

Demokratik değişim ve dönüşümün kolay olmadığını, askerî vesayet rejimini ortadan kaldırma mücadelesinde Türkiye yaşadı ve hâlâ yaşıyor.

Savaş dendiğinde aklıma, askerî sanayi geliyor.

Türkiye’nin askerî sanayiinde hangi şirketler araştırma, geliştirme için devletten ne kadar fon alıyor; hangi şirketler, silah ve askerî araç üretiyor bilen var mı?