BARIŞ İÇİN ŞİDDETİN SON BULMASI İÇİN HERKES BİR ŞEY YAPABİLİR

Hüseyin Çakır - 19/04/2006 0:12:02 (433 okunma)

BARIŞ İÇİN ŞİDDETİN SON BULMASI İÇİN HERKES BİR ŞEY YAPABİLİR 

Tarık Ziya Ekinci, Kürt Sorunun çözümü konusunda özgün duruşuyla, düşünceler üreten bir aydın ve siyasetçi. 

"PKK'yı derhal, koşulsuz ve süresiz olarak silah bırakmaya ve yurtdışına çıkmaya çağırıyorum." dedi. 

Tarık Bey’in bu çağrısı, şiddet ortamının son bulmasını içeren çok açık ve net bir öneri. Bu çağrının derinliği vs başka bir mesele. 

Bugün gelinen nokta da: 

Şiddet ortamının son bulması için şiddetin bir tarafı olan PKK nin derhal silah bırakarak-silahları susturarak, barışçı çözüm isteyenlere kulak vermesi ve bu istemi dinlemesi, ya da susup beklemesi... lazım. 

Türkiye'nin Kürt sorununda bugün gelinen noktayı daha da derinleştirerek, barışçı çözümü herkesin istediği biçimde, 'rıza' ile, 'karşılıklı anlayış' temelinde sonlandırmak mümkün.

Türkiye Cumhuriyeti'nin bugünkü evrildiği noktada bunun olabilirliğini görmek mümkün. Ama bu meselede devlet'in bir kesimi ve PKK kendilerdilerini olmaz sa olmaz tek muhatap olarak görüyorlar. Ve onların çözüm dili, malesef şiddet ve savaş. 

Demokratik öneri getiren, Kürtler ve Türkler onların gözünde hain, dönek, düşman ya da işbirlikçi olarak tanımlanıyorlar. Her iki taraf, demokratik çözüm isteyenleri 'infaz' manğasının önüne çıkartıp yargılamak istiyor.

Kürt meselesini çözmek için: bu sorunun demokratik çözümden başka yolunun olmadığı bilincini, Türk devlet yetkililerine, Kürtlere, Kürt siyasteçilerine, anlatmak ve onları ikna etmek gerekiyor. 

Öncelikle, konuşmak anlaşmak için şiddet ve savaş ortamını yok etmek gerekiyor. Sonra evrensel hukuk-adalet ve insan hakları kuralları çerçevesinde çözüm aramak ve çözümün bu olduğuna inanmak gerekiyor.

Kürt meselesini silah -şiddet ve terör yoluyla çözmek isteyenlere, bu meselenin demokratik-barışçı yol dışında çözümünün olmadığı göstermek, belki de ikna etmek gerekiyor.

Barış ve silah bırak çağrısı kimden gelerse gelsin, öncelikle bu çağrının muhatabı: PKK veya onun yasal ardıllarına yapılıyor. Çünkü: Silahlı Kürtler olarak PKK zihinlere yerleşmiş. Kürt ile silah, Kürt ile PKK, Kürt ile -bölücü eş anlama gelmiş ya da böyle anlamlarla eşleştirilmeye çalışılıyor. 

İş öyle bir noktaya geldi ki; Diyarbakır Spor maçlarındaki anti kürt-PKK tezahüratı bu zihniyetin bir göstergesi değil mi? Sahadaki Diyarbakırlı sporculara " PKK dışarı" diye tezahürat yapılıyor. 

Ulus devlet zaten otorite ve silahlı güç üstüne kurulmuş 

Daha derinlikli bir konu ama, çağdaş modern devlet yada başka bir okuma ile ulus-devlet zaten silahlı güce dayalı bir devlet olarak var olan bir devlet.
Bu anlamda, 'ulus-devlet' zaten otoriter ve silah gücüyle var olan bir ulus-devlet. Kim ki, bu ulus-devlet 'nizamını-düzenini' bozmak ister, karşısında devletin bütün gücünü bulur. 

Çünkü, bu ulus-devlet oluşumu, zihniyeti içinde demokrasi D si zaten yok. Bu nedenle cumhuriyet tarihinin uzunca bir döneminde, TC ulus-devleti, ne siyasal, ne sosyal ne inançsal hiç bir farklığı kabul etmedi. Böyle talepleri de "ezerin geçerim", senin "taleplerin dış mihrakların işi" ve bölücülük diyerek, siyasal, çoğulculuk farkı kimlikler ve inançlar hep reddedilmiştir. Çatışma ve gerginliği yaratan da bu zihniyettir. Bu zihniyet sorun çözen bir zihniyet de değildir. 

Bütün Farkılılıklar İnsanlığın Zenginliği 

Tarık Ziya Ekinci’nin çağrısındaki bir başka farklılığın altını çizmek lazım. Bir insan olarak, insan olmanın sorumluluğu bağlamında, insani çözümü; ideolojinin, kimliğin önüne alan bir yaklaşım-düşünce zihniyet içeren bir çağrı. 

Bu çağrıya “yanındayız” vs gibi klasik söylemlerle yanıtlamanın ötesinde, Kürt meselesinde çözüm arayanlar daha açık net yanıtlar vermeli, aramalı ve yeni yanıtlar bulmalılar.

Böylesi kaygılar taşıyanlardan birisi: Taha Akyol: 

Taha Akyol: 18 Nisan 2006 günlü Milliyet gazetesinde şöyle söylüyor. “Ekinci'nin çağrısını önemsiyorum, fakat ‘Silahları bırak, silahlı örgütü dağıt’ diye böyle geniş katılımlı bir çağrı organize edilebilir mi bilmiyorum.” Sayın Akyol’a “Evet organize edilebilir” diye yanıt vermek istiyorum. 

Siz veya sizin gibi, kamuoyu oluşturucusu, yapıcısı aktörlerin ellerindeki araçları bu yolla kullanmaları halinde bu mümkün olur kanısındayım. “CNN Türk ‘deki ‘Eğrisi Doğrusu’ programınızda bu meseleyi ısrarla gündeme getirebilirsiniz. 

Mesela siz, Tarık Bey ile birlikte başka bir çağrı yapabilirsiniz. 
Sizin konumunuzda olan, elinde kamuoyu oluşturucu araçlar olan başkaları bu sorunun çözümü için geniş katılımlı bir çağrı organize edebilirler.

Kürt Sorunu, Kürt Sorunu tekerlemesinden de kurtulmak lazım. Herkesin kafasında bir Kürt Sorunu tanımı var. Ve büyük olasılıkla da bu sorun PKK ile özdeşleştirilen bir zihniyetin ürünü bir Sorun olarak düşünülüyor. Ve Kürt Sorunu , Kürtlerin Sorunu gibi düşünülüyor. 

Yeri geldiğinde, Kürt sorununun Türkiye’nin sorunu olduğu söyleniyor ama , egemen zihniyette mesele: Ordu ve PKK ye havale edilerek şiddet yoluyla çözülmesi zihni olarak tezahür ediyor, ortaya çıkıyor. Bu zihniyetlerin ideoloji (ler) hegemonyası sonucu oluşmuştur demek mümkün. 

Devlet ve sağ siyaset dün ‘PKK bir avuç eşkıya, çapulcu’, sonra ‘Türkiye’yi bölecek tehlike’ olarak lanse edildi. Politik, askeri konseptler, psikolojik savaş… Bunlara göre yapıldı. 

Sol’un önemli bir kesimi ise; “aman ne güzel devlete başkaldırdılar, bizim yapamadıklarımızı yapıyorlar, çelişkileri derinleştiriyorlar, devrimci durum oluşur ‘inşallah” diyerek kıskançlıkla, gıpta ederek, övgüler düzerek bu süreci zihinlerinde kurguladılar.

Sol açısından İmralı Duruşmaları yaz ortası kar yağmış gibi şok yarattı. 
Sol aydınların önemli bir kesimi, sustu, susmak zorunda kaldı. Taha Akyol’un belirttiği gibi, "TİP kökenli Ekinci daima teröre karşı oldu, PKK partilerinin ısrarlı çağrılarını reddetti, 'vitrine konulmayı' kabul etmedi” Bu konumda olan başka aydınlar, siyasetçiler, toplumsal kanaat önderleri var. 

Mesela; Feridun Yazar’ın açıklaması, çağrısı da Tarık Bey ile paralel bir çağrı. Çok bilinen olarak; Murat Belge, Ahmet İnsel, Ali Bayramoğlu, Etyen Mahçupyan gibi bir çok aydın düşünür, bir çok sivil toplum örgütü ve aktivisti olduğunu sizde biliyorsunuz. 

Sayın Taha Akyol; Şiddetindurdurulması için geniş katılımlı bir çağrı organizasyonun mümkün olduğunu düşünüyorum. 

Türkiye’nin bu kadim sorunun ve bugünkü şiddet ortamının son bulması için herkes elinden geleni yapabilir, yapmalıdır diye düşünüyorum. 

Herkes bilgisi kadar, elindeki olanakları zorlayarak, elinden ne geliyorsa yapabilir, yapmalılar diyebiliriz. 

Bu yazıyı bu bağlamda başka bir çağrı ya da başka bir çağrı teklifi olarak düşünebilirsiniz

Ya da, siz başka bir çağrı da yapabilirsziniz, sürece başka bir biçimde müdahale edebelirsiniz .... 
Bütün mesele; bu süreçte susmamak, yutkunarak durmamakta.... 

Şöyle bir dönem yaşadık: Susurluk, Susurluk Raporu, Faili Meçhul Cinayetleri Araştırma Raporu ... gibi devletin-TBMM'nin oluşturduğu komisyonlar, devletin yer altı-yasa dışı-illegal yapılarını araştırdılar. Yayınlanan raporlar, ulaşılan belgeler-bilgiler; Türkiye de bildiğimiz devlet yapılanmasının ötesinde başka bir devletin varlığını işaret ediyordu. 
Bu yapılanmalara "Çete" adı kondu. Devletin içinde yer almış "haylaz çocukların, haylazlıkları" gibi lanse edildi. Devlet te görev alan bu "haylaz çocuklar", "sivil haylaz çocuklarla", siyaset teki "haylaz çocuklarla", "münferit" olaylar ve eylemler yapıyorlar. 
Bu "haylazlar"ın ortaya çıkan bazıları olayları: 
Susurluk, Yüksekova "çetesi" Kumar-kara para gibi olaylar; Son seans'ta Topal' ın ön cephe de olduğu grup... 
Korkut Eken-Eymür-Ağar ilişkisinin ortaya çıkan bölümü; Çatlı, Kırcı, Ağansoy, Özel Harekatçılar... her halde vurucu tim'i oluşturuyorlardı. ( Bin operasyonu da bunlar yapmış olmalı) 
Ağca her halde bu timin ilk tetikçisi olmalı. 
Zamanla bu iş şirketleşmiş olmalı. Ekonomi dünyasında sözü geçen-dinlenen - özelleştirmelerde- bir konuma geldiler. Evcil, Güven, Daş ve 'bertaraf' edilen Kürtler'in yerine 'iyi' kürtleri bularak, Mafya kimliğine büründüler: Çakıcı- Özbir, Ağansoy, Peker, Karagümrük çetesi, Ankara çetesi, ülkücü mafya, Kürt mafyası gibi... Zaman geçti. kendi aralarında "muhtariyetlikler" ilan etmeye başladılar ve hem kendi içlerinde, hem de merkezleriyle çatıştılar. 
Ordu içinde: Ortaya çıkanlar: Veli Küçük, Cem Ersever-Yeşil ... Sonra, TİT adını kullanan bir grup( Akın Birdal'a suikast düzenleyenler)... 
İdeolojik örgüt kılıklı olarak: Türkiye Hizbullah, İslami Cihat... bunlar ortaya çıkmış olanlarlar.
Bütün bunlar tekil, münferit olaylar mıdır? Ya da bütün bunlar daha büyük bir orğanizasyonun, büyük bir resmin ortaya çıkan bölümümdür? 
Ya da bu olaylar, bu kişilerin eylemleri, daha büyük bir örgütün ortaya çıkan parçaları mıdır? Soruyu böyle sorunca ilk akla gelen “ Gladio” oluyor. 
90 ‘lı yıllarda NATO üyesi ülkelerde, “gizli NATO” ya da bilinen adıyla Gladio’ yapıları ortaya çıktı. Bir tek Türkiye ‘de ortaya çıkmadı.
Susurluk olayının ortaya çıkan bölümüyle bu soruşturma, Gladio’ yapılanması yönünde derinleştirilmek yerine, “siyasetçi-mafya-polis- işbirliği çerçevesiyle sınırlandırıldı. Susurluk taraftarları olanlar ve karşı olanlarda meseleyi, “siyaset-mafya-polis- ilişkisi bağlamıyla sınırlandırdılar. Bu sınırlılıkta en ileri nokta “çete” davası açılmasıyla sonuçlandı. Muhtemelen Susurluk’un dahil olduğu asıl büyük fotoğraf ( Gladio) gizlenmiş oldu.
Uzunca bir süre Türkiye’de Gladio var mı yok mu tartışması yapıldı. “Özel Harp Dairesi, Kontrgerilla”... sorularına resmi makamlardan ( Siyasetçi-Ordu) verilen yanıt: devlet yapılanması içinde böyle bir birim yok oldu.
Bütün NATO ülkelerinde kurulan, gizli yapılanma , iki kutuplu dünya da soğuk savaşın en sıcak noktasında bulunan Türkiye gibi, kritik bir coğrafya da, böyle bir yapılanma ortaya çıkmadı. Çıkartılmadı.
Bu konuyla ilgili çok sayıda araştırma, inceleme kitabı yayınlandı. Yüzlerce makale, dizi yazı yazıldı. Fakat hiçbir somut veri ortaya çıkmadı. Ya da yazının başında adı geçen olaylar, isimlerle, Gladio bağlantısı “bulunamadı”, kurulamadı!

Oysa:Gladio'nun Türkiye şubesi olan “kontrgerilla” NATO'ya girildikten bir yıl sonra kuruldu. Örgüt ilk başlarda ‘anti-terör örgütü' olarak adlandırılıyordu. 
“Gizli-Süper NATO”, Özel Harp Dairesi, Kontrgerilla veya Gladio... adı şu ya da bu nasıl tanımlanırsa tanımlansın. Bütün NATO ülkelerinde ki yapıları, üyeleri ve eylemleri, eş ve benzer nitelikler taşıyor. 
Aşağıda Gladio’nun NATO üyesi ülkelerde açığa çıkan yapılanmaları ve eylemlerine kısaca göz atılırsa, “Türkiye Gladio”sunun ne olup olmadığı hakkında bir fikir verebilir. 

Gladio’nun kuruluşu ve örgütlenişi 

Latince’de kılıç anlamına gelen Gladio sözcüğünü isim olarak kullanan örgüt, Amerikan ve İngiliz kontrgerilla örgütlenmesi olan Stay Behind tarafından 1952 yılında kuruldu. CIA tarafından yönetildi ve finanse edildi. Daha sonraki yıllarda örgütün yapısının genişlemesine paralel olarak, CIA ve NATO mali desteğini artırarak sürdürmeye devam etti. 
Gladio, 1956 yılında ABD ile işbirliği içinde, casusluk ve gerilla savaşı yapmak üzere örgütlendi. İtalya/ Sardunya’da örgütün ilk eğitim kampı kuruldu ve Kuzey İtalya’da 139 yerde silah ve mühimmat depoları oluşturuldu. Resmi adı Müttefik Koordinasyon Komitesi (Allied Co-Ordination Committe) idi.
1956 sonrasında ikisi kadın 622 kişi ABD ve İngiliz gizli servisleri tarafından eğitildi. 1990 yılında Gladio’yu ortaya çıkaran soruşturmalar esnasında bu 622 kişinin grup liderleri oldukları, her bir grup liderinin belli sayıda kişiyi idare ettiği, böylece toplam sayının 15.000’e yaklaştığı ortaya çıktı.
İtalya’da Mussolini döneminin eski faşistleri bu örgüt içinde yer alıyorlar. Bu gizli ordu, paramiliter, geniş bir kontra gerilla savaşı için hazırlanmış silahlı grupların yanında, gündelik hayatta, işinde gücünde olan toplumun hemen her kesiminden kişilerden: Papazlar, savcılar, hakimler, polisler, esnaf, iş adamı, öğretmen, doktor, belediye başkanı, yerel siyasetçiler.... dan oluşan geniş bir istihbarat ağı oluşturuluyor.

GLADİO’nun Ortaya Çıktığı NATO Ülkeleri 

İtalyan Gladio’sunun ortaya çıkarılması bir İtalyan savcısının 1972 yılında yaşanmış bir cinayetin soruşturmasını derinleştirmesiyle başladı. 1988 yılında da Kuzey İtalya’da yere gömülü olarak 127 adet silah ve patlayıcı madde deposu ortaya çıkarılmıştı. Bu depoların İtalya Haber Alma Örgütü SİSMİ’nin denetiminde olduğu anlaşıldı. 
SİSMİ arşivlerinin incelenmesiyle, Gladio’nun ABD ve İtalya gizli servisleri tarafından 1956 Kasım ayında kurulduğu ve ayrıca örgütün İtalya Cumhurbaşkanı Cossiga, P-2 Mason Locası ve 1993 yılında mafya ile ilişkileri nedeniyle yargılanan Başbakan Andreotti’yle bağlantılı olduğu anlaşıldı.
Soruşturmaların ünlü yargıcı Felice Casson, gizli servis arşivinde yaptığı incelemelerde, 1972 yılındaki bir bombalamanın kesinlikle NATO destekli bazı gizli örgütlerce yapıldığı sonucuna ulaştı. Yargıç Başbakan Andreotti’nin bilgisine başvurdu, 1972’de bu olay tespit edildiği için Başbakan örgütün varlığını kabul etti, ancak 1972’de kapatıldığını söyledi. Araştırmalara devam edilince Gladio’nun faaliyete devam ettiği ortaya çıktı.
Eylemlerin en büyüğü 1980 Ağustos ayında Bologna tren istasyonunda patlayan bomba ile 85 kişinin ölümü idi. İtalya’da 1969-80 arasında 4.298 terör olayı meydana geldi. Yapılan soruşturmalar sonucu, bunların önemli bir bölümünden Gladio sorumlu tutuldu. Bazı eylemleri bizzat yapmakla, bazısında patlayıcı ve silah sağlamakla, bazısında da tahrik ve yönlendirme yapmakla suçlanmıştır.


Fransa: Kontr-gerillanın Fransa’daki adı “Rüzgar Gülü”ydü. Savunma bakanı Jean Pierre Chavenement, 1950’li yıllarda bu gizli örgütün Fransa’da da kurulduğunu kabul ediyor ve devlet başkanı Mitterand tarafından dağıtıldığını söylüyordu. Ancak İtalyan kaynakları, dağıtıldığı açıklanan tarihten sonra da, Brüksel’de yapılan “Süper NATO” toplantısına Fransa kontr-gerillasının temsilcisinin katıldığını söylüyor.

İspanya: Bir İtalyan Gladio üyesi, İspanya televizyonunda yaptığı açıklamada, 1966 yılında Kanarya Adaları’nda Amerikan askerleri tarafından İspanyollarla birlikte eğitim gördüklerini söyleyerek, İspanya’da kontr-gerilla örgütlenmesinin varlığını duyurdu. 1994 yılında bir polisin yaptığı itiraflar ise gerçeği reddedilemeyecek biçimde ortaya koydu. BASK Bölgesi’nin bağımsızlığı için mücadele veren ETA üyesi olduğu gerekçesiyle 1987 yılında Anti-Terör Kurtarma Grubu (GAL) tarafından Fransa’dan kaçırılan Basklı bir kişinin ETA ile bir ilişkisinin olmadığı ortaya çıkmıştı. Bu olay üzerine açılan mahkeme ve yapılan araştırmalar sonucunda, 1983-1987 yılları arasında 23 kişinin ETA üyesi olduğu gerekçesiyle GAL tarafından kaçırıldığı ve öldürüldüğü açığa çıktı. 
Belçika: Belçika’da kontr-gerilla “Glaive” (Kılıç) adıyla 1949 yılında, İngilizler’in yardımıyla, Belçika ordusu haber alma teşkilatı SGR’nın alt birimi SDRAB’ya bağlı olarak kurulmuştu. Çekirdek kadrosu 8 aktif ve 10 emekli subaydan oluşturuldu. 

Hollanda: “Operasyon ve Keşif” adlı gizli örgüt ortaya çıkarıldı. Örgütün daha önce 1983 yılında Velp şehrinde gizli bir silah deposu ortaya çıkarılmıştı. Bu örgüt her yıl Savunma Bakanlığı’nın gizli fonundan 2 ila 4 milyon mark alıyordu. 

Yunanistan: Yunanistan kontr-gerillasının adı “Sheepskin”dir. Yunanistan hükümeti de başlangıçta kontr-gerillanın varlığını reddetti. Ancak Başbakan Papandreu, Ekim 1990’da yaptığı açıklamada, Yunanistan’da da İtalya’daki gibi bir Gladio örgütünün var olduğunu, 1984’te iktidara geldiklerinde de örgütün varlığını bildiklerini kabul etti ve o tarihte dağıtılmasını emrettiğini ileri sürdü. 

Kontr-gerilla örgütünün kuruluş anlaşması, 25 Mart 1955’te Yunanistan Genelkurmay Başkanı General Konstantin Davos ile CİA adına general Trascott arasında imzalanarak dönemin başbakanı Papagos tarafından onaylandı. 1500 kişilik birlikler, savaş halinde 3500 kişilik birlikler haline getirilebiliyordu. Silahların, cephanenin, patlayıcı maddelerin ve telsizlerin bulunduğu 800 deposu vardı.

Almanya: Almanya’da “Anti-komünist Saldırı Birliği” adını alan kontr-gerilla örgütünün başkanı, aynı zamanda 1945-1968 yılları arasında Alman İstihbarat Örgütü BND’nin de başkanlığını yapan emekli Nazi generali Reinhard Gehlen’di. Alman kontr-gerillası “Gehlen harekatı”, “Stay Behind”, “Sword” gibi adlarla da bilinmekteydi. 1950 yılında kurulan “Alman Gençlik Örgütü (BDJ)” de bu nitelikteydi. Örgütün eski ajanlarından Dieter von Glahn, basına BDJ’nin CIA tarafından finanse edilen çok sayıdaki örgütten biri olduğunu açıklamıştı. Almanya ve Avusturya SS üyeleri bu örgüt içinde yer alıyor. 
İsviçre: İsviçre’nin kontr-gerillası 1950 yılında “Gizli Müdafaa Örgütü” adıyla kurulmuştu. Yapılan araştırma sonucunda örgütün İsviçre vatandaşlarının 1/6’sı yani 900 bin İsviçreli hakkında rapor tuttuğu ortaya çıkarıldı. Örgüt, İsviçre Genelkurmaylığı’na bağlı istihbarat örgütü “Haber ve Savunma Servisi (UNA)”ya bağlı olarak çalışmaktaydı. NATO üyesi olmamasına rağmen İsviçre kontr-gerillasının yöneticileri de Belçika’daki Süper NATO toplantılarına katılıyordu. 

İsviçre parlamentosunda kurulan soruşturma komisyonu, “Proje 26 (P-26)” adlı bir gizli örgütü ve İsviçre’nin çeşitli bölgelerinde bu örgüte ait modern silah ve patlayıcıların bulunduğu depoları ortaya çıkardı. P-26 üyelerinin adı açıklanmayan bir ülkede eğitim gördükleri ve İsviçre ordusunda kullanılmayan, gizli NATO örgütlerinde bulunan telsizleri .
Türkiye’de ilk kez resmi açıklamayı Ecevit yapmıştı. “Erzurum ziyaretinde, MHP il Başkanın “ Özel Harp Dairesinden” (ÖHD) olduğunu öğrendiğinde, zamanın Genel Kurmay Başkanı Kenan Evren’e ÖHD’sini soruyor. Evren böyle bir dairenin olduğunu, kabul ediyor. Ecevit bütçesini, harcamalarını sorduğunda, Evren bunun gizli olduğunu söylüyor. Türkiye Gladio’suyla ilgili en geniş resmi açıklama bundan öteye geçmiş değil. Başta altı çizildiği gibi, Susurluk ve sonrası ve en son Şemdinli olayları ya” münferit”, ya “çete”, ya da Çakıcı- Çatlı-Kırcı,, ilişkileri eylemlerinde olduğu gibi, mafya veya ülkücü mafya olarak büyük resimden kopartılıp özelleştirilmiştir. 
Türkiye Gladiosu, kont gerilla, Özel Harp Dairesi... adı ne zaman olmuş ise, bu yapı bugün ne durumdadır. Bu sorunun yanıtı hala verilmiş değildir. Bu yapının ortaya çıkartılmasının üstüne gidilmemektedir. 
NATO, CIA açısından İtalya’dan daha önemsiz bir ülke olmadığımız kesin. Gladio’nun Türkiye yapılanması, farz edelim ki, İtalya’dan daha geri bile olsa. İtalya’da ortaya çıkanları veri almak gerekirse; En azından şu sorulara yanıt aranmak gerekiyor:
- Paramileiter yapılanma kimler tarafından oluşturuldu, kimler yer aldı. ( Çatlı’nın Latin Amerika ülkelerindeki askeri eğitimi)
- Yerel örgütler, sivil istihbarat ağı nasıl ve kimler tarafından oluşturulmuştur. ( Komünizmle mücadele dernekleri, Ülkü Ocakları, MHP... bu fotoğrafta nasıl yer almıştır)
- Silah depoları, kontrgerilla yapılanmasının sivil ve resmi yapılanması ( Hizbullah, İslami Cihat yeşil kuşak projesi çerçevesinde kurulmuş olmasın, TİT,, ETKO ... gibi sivil görünümlü yarı resmi terör örgütleri veya JİTEM, Çiller Özel Örgütü gibi resmi ama illegal örgütler...) 
- Mafya, uyuşturucu, silah kaçakçılığı, kara para, yasadışı ekonomik faaliyetlerin Gladio yapısı içindeki yeri
Son soru aynı zamanda ilk soru: Türkiye’nin Gladio’suna ne oldu?