Başbuğ açıklamalarıyla “suç” işliyor mu?

Hüseyin Çakır - 17/10/2008 12:48:07 (523 okunma)



Başbuğ açıklamalarıyla “suç” işliyor mu?

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Başbuğ gazetelerin genel yayın yönetmenleri ve Ankara temsilcileriyle bir araya geldiğinde nasıl bir genelkurmay başkanı olacağını ortaya koymuştu. Toplantıya katılanlar bu mesajı almak yerine, “sevindirici haber” olarak “Genelkurmay'da haftalık basın toplantıları yapılacak, savunma muhabiri ağırlığı artacak. Genelkurmay, 24 saat ulaşılabilir bir hale gelecek.” dediler. Terör ve güvenlik amaçlı bilgilendirme de Başbuğ, “Kimse TSK'yı siyasete alet etmesin, TSK üzerinden siyaset yapmasın” dedi. Ancak kendisi ilk günden itibaren en temel konularda siyasal açıklamalarda bulundu “ TSK'nın 28 Şubat'taki görüş ve tavrının aynen devam ettiğini, bu konuda bir değişiklik olmasının mümkün olmadığını ifade etti.”

Balıkesir konuşması B-muhtıradan başka bir şey değil. Ahmet Altan Başbuğ'a ” Siz, böyle saygısız, nezaketsiz, tehditkâr bir konuşma üslubunu benimseme cüretini nereden buluyorsunuz? Ağzınızdan çıkanı kulağınız duyuyor mu sizin?“Siz doğru yerde durmuyorsunuz.” diye sordu. Bu sorunun bir tarafı genelkurmay başkanı TSK ise, öteki yanı TBMM ve siyasettir.

Genel kurmay başkanı nerede durduğunu açık seçik ortaya koydu. Şimdi Ahmet Altan kadar cesaretle, cesur ve demokrasinin yanında yer alacak siyaset alanından sivil toplum alanına başka seslerin çıkması gerekiyor. TSK genelkurmay başkanının şahsi düşüncesine terk edilemeyecek kadar Türkiye Cumhuriyetinin ve halkın kurumudur. Darbe yapan generallerin emir komuta zinciri diyerek bütün bir orduyu dünya gözünde suçlu hale getirmeye kimsenin hakkı olamaz. 

Başbug’un söylediği “kimse TSK'yı siyasete alet etmesin” sözü kulağa hoş geliyor. Ama, siyasetin sınırlarını kendisi çizen bir Genelkurmay başkanı parmağını sallaya sallaya, Taraf gazetesini ve Taraf gazetesini merkeze alarak tüm basını, sivil toplumu, siyaseti, ve TBMM’ni tehdit edebilme cesaretini nereden alıyor. Bunu sorgulamak ve bu cesaretin kaynağını ortadan kaldırmak gerekiyor. Balıkesir konuşmasında ve basın temsilcileriyle yaptığı konuşmada İlker Başbuğ, TSK geleneğini yıkan teamülleri aşan ve Anayasa, iç hizmet kanununda TSK’ya verilen görevlerin ötesinde bir şey de yapmıyor. Başbuğ o konuşmalarında “TSK'nın tavrının değişmeyeceğini” söyleyerek orduda geleneğin devam ettiğini hatırlatıyor. Bu toplantılarda bir cesur bir gazeteci, çıkıp ta; Sayın Genelkurmay başkanı siyasi, konularda yaptığınız açıklamalarla, TBMM'nin ve hükümetin yetkisine, TBMM’nin ve hükümetin siyasi iradesine müdahalede bulunduğunuzun farkında mısınız ve suç işlediğinizi düşünüyor musunuz?’ diye soramadı, soramıyor. Bu sorular sorulabildiği ölçüde “TSK siyaset dışında” demektir. Bu soru sorulmadığı sürece, bir çok e-muhtıralar, olağanüstü hal çağrıları ve orduyu siyasetin içine çekecek, rejimi militarize edecek, otoriter sistem yöntemleri gündeme getirilecektir. Ordu kışlasına çekilip “mesleğini yapmadığı” sürece demokrasi ve demokratikleşme adına çarpık durum devam edecektir ve 12 Eylül zihniyeti devam ediyor demektir.

Demokrasilerde genelkurmay başkanı böyle konuşamaz

Demokratik ülkelerde siyasal konularda genelkurmay başkanları açıklama yapmaya cesaret edemez. Akıllarına da gelmez. Türkiye öyle veya böyle, şu veya bu kadar ‘demokratik rejim’e sahiptir. Demokrasiyle "askeri veyaset" rejimi bir arada olamaz, olamıyor. Ordunun siyasal alanla bu kadar iç içe geçmiş olması ve siyasal alana girdiği oranda da siyasal alanı daraltmasının nedenini açık seçik sorgulamadan ve bu nedeni ortadan kaldırmadan “askeri vesayet” rejimi değiştirilemiyor. Çünkü “askeri vesayet” meselesi, o veya bu genelkurmay başkanının şahsi özelliğinin ötesinde ordunun ideolojik olarak taraf olmasıdır. “ Ülkesi ve milletiyle bölünmezlik ideolojisi”, ordu ya koruma ve kollama görevi yüklüyor. Anayasa başta olmak üzere bütün kurumlarının ruhuna bu ideoloji egemen durumdadır. Bu nedenle Genelkurmay başkanından er’e kadar askeri üniforma içindekiler kendileri devleti korumakla görevli kabul ediyor. 

Asker-siyaset, asker- toplum ilişkisinin demokratik sistemlerde olduğu gibi olabilmesi için rejimin demokratikleşmeye açık halde olması lazım. Bunun için en başta Anayasa’nın “askeri vesayet”e kapalı olması gerekiyor. 

Anayasa’nın başlangıcında yer alan “(Değişik: 3.10.2001-4709/1 md.) "Hiçbir faaliyetin Türk millî menfaatlerinin, Türk varlığının, Devleti ve ülkesiyle bölünmezliği esasının, Türklüğün tarihî ve manevî değerlerinin, Atatürk milliyetçiliği, ilke ve inkılâpları ve medeniyetçiliğinin karşısında korunma göremeyeceği ve lâiklik ilkesinin gereği olarak kutsal din duygularının, Devlet işlerine ve politikaya kesinlikle karıştırılamayacağı” Ve Anayasanın Madde 2. "Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk devletidir.”Bu değiştirilemez ve değiştirilmesi dahi teklif edilemez maddelerin içine yerleştirilen “Atatürk milliyetçiliği, ilke ve inkılâpları… Atatürk milliyetçiliğine bağlı,” lık rejimin niteliğini belirliyor. 

Ayrıca TSK'nın TSK’nin İç Hizmet Kanunu Madde 35 "Silahlı Kuvvetlerin vazifesi; Türk yurdunu ve Anayasa ile tayin edilmiş olan Türkiye Cumhuriyetini kollamak ve korumaktır.” madesi durumdan vazife çıkartılması konusunda ordu komutanlarından ilçe jandarma komutanına kadar herkese gerekli meşruiyeti veriyor. 

Orduyu siyasetin içine çeken Anayasanın başlangıç ilkesi ve ikinci maddesindeki “Atatürk milliyetçiliği” ve ona “ bağlılık”, TSK ‘nın “koruma ve kollama” yetkisi görev haline gelmiş bulunuyor. İlker Başbuğ, ideolojik içerikli konuşmalar yapma, sivillerle buluşan yurt gezileri düzenleme, brifingler verme yetkisini anayasa da yazılı, “Atatürk milliyetçiliği ve ona bağlılık” tan alıyor. Bu anlamda yaptığının “ suç” değil görev olduğunu düşünüyor. Bu yeni bir durum değil. TSK’de İttihat Terakki ordu siyaset geleneği, Cumhuriyet’ten sonra, “tek parti “ dönemi, parti, devlet, ordu içi içe sistemi ve Kemalizm ideolojisiyle bütünleştirilmiştir. Bu nedenle anayasanın bütün maddeleri değiştirilse bile, “Atatürk milliyetçiliği, ilke ve inkılâpları… Atatürk milliyetçiliğine bağlı,” lık ve TSK’nın “İç Hizmet Kanunu”nun 35. maddesi açık seçik görev tanımı yapmadığı sürece TSK ve genelkurmay başkanları geleneği sürdürmeye, resmi ideolojiyi koruma ve kollamaya devam edeceklerdir.

Bu nedenledir ki Anayasanın geçici 15 maddesi şöyle düzenlenebiliyor. Ve kalabiliyor. "12 Eylül 1980 tarihinden, ilk genel seçimler sonucu toplanacak Türkiye Büyük Millet Meclisinin Başkanlık Divanını oluşturuncaya kadar geçecek süre içinde, yasama ve yürütme yetkilerini Türk milleti adına kullanan, 2356 sayılı Kanunla kurulu Millî Güvenlik Konseyinin, bu Konseyin yönetimi döneminde kurulmuş hükümetlerin, 2485 sayılı Kurucu Meclis Hakkında Kanunla görev ifa eden Danışma Meclisinin her türlü karar ve tasarruflarından dolayı haklarında cezaî, malî veya hukukî sorumluluk iddiası ileri sürülemez ve bu maksatla herhangi bir yargı merciine başvurulamaz.” 

Demokratik rejim anayasalarında böyle bir maddeler olabilir mi? Böyle maddeler durduğu sürece, genelkurmay başkanları kendilerini TBMM’nin üstünde görmeye devam ederler. Daha çok Balıkesir konuşmaları dinleriz.