Bu kafalarla “bu sorun” çözülemez

Hüseyin Çakır - 24/08/2011 12:11:12 (837 okunma)


Bu kafalarla “bu sorun” çözülemez 

Ağustos 2011 ‘de ‘90’lara mı, 19. yüzyıla mı döndük tartışması hem gereksiz hem de kanayan yaraya derman olmayacak tartışma. Mesele nereye dönüldüğü değil, hangi zamanın zihniyetinde olunduğu. Sözü olan, söz söyleyen ve sözü “geçenlerin” önemli bir bölümü, ya ağaca bakıp ormanı görmek istemiyorlar, ya da ormana bakıp ağacı görmekten kaçıyorlar.

Çok fazla lafı dolandırmanın anlamı yok. Türkiye Cumhuriyetinin tarihiyle yaşıt “Kürt Sorunu” gibi önemli bir sorun var. Allaha şükür ki, son beş on yılda devlet bu sorunun varlığını kabul etti. Ve çözüm yoluna da koyuldu. En azından inkâr ortadan kalktı. Artık devletin erkânı “Kürt yurttaşlar”, “Kürt vatandaşlar”, “Kürt kardeşler” diyor. Abdullah Öcalan’ın İmralıÇarşamba görüşme notları, partilerin meclis grubu ile eş değerde basın yayın ve kamuoyunda yankı buluyordu. Bu Çarşamba acaba Öcalan ne söyleyecek beklentisi içine girilmişti. Devletin Öcalan’la görüştüğü ve protokol imzalama aşamasına geldiği kamuoyuna duyurulduğunda, toplum Kılıçdaroğlu’nun açıklamasına verdiği “tepkiyi “ verdi. Türkiye, 21. Yüzyılın uygar ülkelerinin demokratik standartlarına uygun bir ülke profili çiziyordu. Ortadoğu’nun otoriter rejimlerine “demokrasi telkin” eden, komşularıyla sıfır problem politikasını savunan, barışçı, insani değerleri önceleyen bir ülke olarak, Kürt sorunun legal, illegal taraflarıyla diyalog yoluyla çözmeye çalışan bir irade sergileniyordu. Devletin Öcalan’la görüşmesi normal karşılanıyordu. Uygar, demokratik bir ortama doğru yelken açıldı umudu yükselirken, TSK operasyonlarına hız verdi, PKK kendi yöntemleriyle operasyonlarını artırdı. 

Öldürerek sorun çözme

1 Ekim’de Meclis açılacak, Yeni Anayasa tartışması başlayacak ve PKK’nın tacizci eylemleri boşa çıkartılacak gibi bir kanı oluşmuştu. PKK’nın, adam kaçırma, “halk mahkemesi” kurma, vergi toplama gibi eylemleri, artan tacizci öldürme eylemleri, BDP’nin politikasızlık politikası, “6 ay içinde AKP hükümetini düşüreceğiz” , “sokağı durduramıyoruz”, “PKK’ye silah bırak demeyi ahlaki bulmuyoruz” sözleri, DTK’nin kuş mu deveme ne olduğu anlaşılmayan “demokratik özerklik” ilanı, ordunun operasyon yapmasına davetiye çıkarttı.

Türkiye’nin ana gündemi, dünya ekonomik krizle boğuşurken; Suriye, Libya, Somali’deki kuraklıktan meydana gelen açlık vs idi.
Başbakan Erdoğan Somoli’ye “insani yardığım” çağrısı yapıyor. Somali’ye gitmeye hazırlandığı saatlerde, PKK’nın dağlardaki kamplarına hava operasyonu emrini veriyor. Sanki her şey normalmiş gibi, Ajda Pekkanlı, Sertap Erenerli heyetle uçağa binerken gözümüzün içine baka baka el sallayıp "daha "yüce" işler için gidiyor

Nedeni, niçin’i ne olursa olsun, “insan”lar ölüyor, öldürülüyor. Kimin kimi, ne adına ne için öldürdüğü sorusu gayri meşru bir sorudur. Bu soru üstünden savunma yapmak ve tartışmak, haklı, haksız aramak 21. yy yaşayan insan ve insanlık adına utanç verici.

Ölmeyi ve öldürmeyi kutsallığa, inanca ve ideolojiye büründürüp “kutsallık “ zehrini yutturmak, ne adına yapılırsa yapılsın, ahlaki, hukuki ve de dünyanın insan hak ve özgürlüklerinin geldiği düzeyden baktırdığında, bunun adı cinayettir. Bu cinayetleri, cinayet olarak görmeyen, susan alkışlayan, cinayete gerekçe üreten, sıfat takan her kim olursa olsun, öldürmeye ve cinayete ortak olduğunu unutmamalı. 

Güzide toplumumuz zaten cinayet işlemeye meyilli bir toplum. “Töre” adı altında kadınları öldürülüyor, cinayetler işleniyor. 2010 yılında 228 kadın “töre” adına öldürülüyor. Büyük olasılıkla 228 cinayeti işleyen anne ve baba, amca, kardeş vs beş vakit namazında, Ramazan ayında orucunu tutuyor. Gene büyük olasılıkla, işçi, memur, esnaf, iş adamı vs. Yani toplum içinde “itibarlı” kişiler olmalı. Töre cinayetlerine onay verenler ile isyancı Kürt gerillasını top yekûn öldürmek aynı “meşruluk” zihniyeti içinde görülüyor. Peki, toplum böyle de, devlet aklı, iktidarı, muhalefetiyle siyaset ve dağdaki gerilla komutanlarının, gerillaların aklı, zihniyeti toplumun aklından farklı mı? Farklı olmadığı için, bu kafalarla bu “sorun” çözülemiyor.

Çocuklarınızı öldürdüğümüzün farkında mısınız?

Sanki “akıl tutulması” na yakalanmış bir hal var ortada. Olup biten gerçekliği algılamayan, görmeyen, duymayan, duygusunu ve aklını yitirmiş bir toplum ve sağıyla, soluyla bir siyaset var sanki diye olumsuz akıl yürütmeye çalışırken, Mısır’da Tahrir Meydanındaki isyancılara saldıranlara, Libya’da Kaddafi gaddarlığına, Suriye’de Baas rejiminin katliamlarına bu toplumdan, siyasi, bireysel ve STK’lar dan “insani” tepkilerin veriliyor. Bunları görünce insan umutlanıyor. Dünya yurttaşı gibi düşünmeye başladık, insan olmanın, insani refleksleriyle davranıyoruz ne güzel diyorken; Kürt isyancıların bulunduğu dağlara F16 sortileri yapılıyor. Sorti demek: Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı olan, isyan edip dağlara çıkmış Kürt yurttaşların topluca öldürülmesi demek. Kendi yurttaşını öldürme haberleri; Tsk.tr de şöyle veriliyor. “Irak’ın kuzeyinde Kandil Dağı, Sinath-Haftanin, Hakurk ve Gara bölgelerinde tespit edilen bölücü terör örgütüne ait 20 hedef grubu Türk Hava Kuvvetleri uçakları tarafından 19 Ağustos 2011 günü sabah ve müteakiben akşam saatlerinde icra edilen hava harekâtı ile etkili olarak vurulmuştur.” Savaş dili ya da savaş yoluyla sonuç elde etme dili böyle bir şey işte. İnsan, canlı, annesi, babası, kardeşi, oğlu, kızı gibi kavramlara yer yok. Savaş dilinde; “hedef” var. “imha” var. “etkisizleştirme, zayiat” var açıklaması yapılıyor. Bu açıklamayı okunca Hasan İzzetin Dinomo’nun “ Kutsal İsyan” anlattığı Dersim dağlarını bombalayanlar “ Zilan semalarında ve tepelerinde tayyarelerimiz şakiler üzerine çok şiddetli bombardıman ediyorlar. Asiler daimi olarak infilak ve ateş içinde inlemektedirler. Türk’ün Demir Kartalları asilerin hesabını temizlemektedir. Zilan Deresi ağzına kadar ceset dolmuştur." Zilan Harekatı’nı dan bir süre sonra Başbakan İnön, olayla ilgili şu sözleri söylemiştir. “Bu ülke de sadece Türk ulusu etnik ve ırksal talep etme hakkına sahiptir. Başka hiç kimsenin böyle bir hakkı yoktur.” Yıl 2011 Ağustos ayı, İçişleri Bakanlığı basın açıklamasında şöyle diyor; “17-18 Ağustos 2011 tarihinde Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından Kuzey Irak’ta bulunan Kandil, Hakurk, Zap, Avaşin, Sideka ve Metina’da ki bölücü terör örgütü kamplarına yapılan yoğun hava ve topçu atışları sonucunda, BTÖ kamplarına ağır zayiat verdirilmiştir. Türk jetlerince söz konusu kamplara ağır bombardıman gerçekleştirilmiş, ayrıca sınırdaki kamplara yoğun topçu atışı yapılmıştır.” Bu açıklamalar yan yana getirildiğinde sorunun çözümünün neresindeyiz noktasına baktığımızda, yüz yıldır Kürt meselesinde sonun çözme zihniyetinin değişmediği ortaya çıkıyor. Tsk.tr ve İçişleri Bakanlığı basın açıklamasındaki dil ve söylem ile İnönü’nün Dersim açıklaması arasında ne fark var? 

Ağustos 2011’de Kürt sorunun çözümü için isyan eden Kürt genç kızları ve genç erkeklerini öldürülerek sorunun çözüleceğine düşünmek tek kelimeyle cinayettir. Bu ülkenin çocuklarını öldürdüğünüzün farkında mısınız? O dağlarda ölenlerin gerillaların anaları, babaları F16’larınız Obus’lerin bomba yağdırdığında yürekleri kan ağlıyor, geceleri gündüzleri zehir oluyor mu? Sizin hedef olan noktalarda o anaların babaların çocukları yok mu? 

Devlet böyle yapıyor da, dağda çıkan isyancı Kürt gerilla komutanlarının yöntemleri farklı mı ? PKK, saldırıları "Kürdistan Özgürlük Mücadelesinin meşru mücadelesi" olarak açıklanıyor. Devlette "senin dağ kanunu tanımam" gelir bombalarım diyor. Böylece "savaşta" çok kolay anlaşıyorlar."Apocu Gençlik" yaptığı "öz savunma' çağrısı"n da "cennette yaşayacaksak beraber yaşayacağız, cehennemde yanacaksak beraber yanacağız," TAK " hedef gözetmeden saldıracağız" diyor

Ağustos 2011’de Kürt sorunun çözümü için isyan eden Kürt genç kızları ve genç erkeklerini öldürülerek nede, asker, sivil çaçırıp, yola mayın döşemek, orayı buraya basarak ve sonra da “demokratik yöntemlerle” sorunları çözülebilir mi? Aklın gücü yerini savaş uçakları, Obusler, mayınlar, el bombaları aldığında, hangi çağın zihniyeti içinde bulunduğunuzu sanıyorsunuz. Askerlerin öldürüldüğü yere “beyaz tülbent” bırakan analardan öğreneceğiniz çok şey var.

F16’ların Obus’ler O dağlara bomba yağdırdığında Kürt anaların yürekleri kan ağlıyor, geceleri gündüzleri zehir olmuyor. PKK mayınlı tuzağında kocası kaybolan kadının feryadını kimse duymuyor. “kapımı çalan yok” diyor. Kürt anaları ne devlete, ne PKK’ye “çocuklarım nerede” diye soramıyor. Siz öldürenlerin “hedef” dediği noktalarda anaların babaların çocukları ölüyor. Kaç kişinin öldüğü bilinmiyor. TSK "yüz kişi öldürdük, 80 yaralı" diyor. HPG "üç gerilla 7 sivil" diyor. HPG-BİM "2 özel harekat polisinin öldürüldüğünü,Bingöl’ün Genç ilçesinde bir trene yönelik eylemde iki vagonun imha edildiği" edildiği haberini veriyor. Savaşan iki taraf, "zafer" beyannamesi yayınlıyor

Hükümet adına açıklama yapanlar, “hainleri inlerinde yok ettik” açıklaması yapıyorlar. Ne hükümet ne PKK saldırılar sonucu ölenlerle ilgili açıklama yapıyor. Karşılıklı kara propaganda yapıyorlar. HPG “7 gündür yüzlerce savaş uçağının katılımıyla binlerce bombanın yağdığı dağlarımızda sadece 3 değerli arkadaşımız, 3 Özgürlük Savaşçısı şehit düşmüştür” TSK, "Harekâtta; 73 barınak, 6 sığınak, 18 mağara, 8 depo, 14 tesis/bina, 1 cephanelik, 9 uçaksavar mevzii, 3 kontrol noktasının etkili olarak vurulduğu belirlenmiştir." diyor.


Nereye döndüğümüz belli, öldür

Bugün nereye döndüğümüzün önemi yok. Ama 18.19 yüzyılın sorunun çözümüyle uğraşıldığı bir gerçek. Sorunun mağduru ve sorunun yaratıcısı bu sorunu 21. Yüzyıl aklıyla çözemediği için 18. Ve 19 yüzyılın kaba şiddet yöntemiyle, yani soruyu yaratanı ve sorun olanı fiziki olarak yok ederek çözmeye çalışıyorlar. İşin Türkçesi; sorun olan ve sorun yaratan insanları öldürerek sorun çözmeye çalışıyorlar. Sonra gözümüzün içine baka, baka, demokrasi, demokratlık, çağdaşlık vs lafları ediyorlar. Devlet ve PKK, “içine şeytan kaçmış” mantığıyla birbirini öldürerek şeytan kurtulacaklarını sanıyorlar. Bugünkü savaş yoluyla sorun çözme, 90’lı yıllara dönmek değil ama 18. yy sorununu 18.yy mantı ve yöntemleriyle çözmeye zihniyeti.Dağdaki gerilla lideriyle, Ankara’daki hükümet yetkilileri, legal siyaset yapan PKK çizgisindeki Kürt siyasetçilerle, AKP, CHP, MHP arasında zihniyet olarak hiçbir fark yok. Fransız devrimi ile başlayan ulus-devlet kurma trenini kaçıran Kürtlerin Ağustos 2011’de “Kürtler için talep ettikleri, siyasal, sosyal, kültürel istedikler” ile bu isteğin yerine getirilmesi için mücadele yöntemleri ve araçları örtüşmüyor. Talep zihniyeti 21. yüzyıla ait, yöntem ve araçlar 19. yy araç ve yöntemleri. PKK böyle de, devlet zihniyeti ve siyasi iktidar bundan çok mu farklı. Çukurca’ mayınlı saldırısı ve hava saldırılarıyla, PKK, devlet ve iktidar aynı yüzyılda, aynı zihniyette buluştular.

Hani anaların göz yaşa dindirilecekti?

PKK, BDP, dağda taşta öldürülen Kürt çocukların ölümünden sorumlu olduğunuzun farkında mısınız? Hala bugün çözümün adresi Öcalan açıklaması yapan BDP politikacılara sormak gerekiyor. “Ben çekiliyorum, halk savaşa başlatacağız diyenler ne duruyorsunuz başlatın, 300 uçakla Kandili bombalayacağız diyenler, gidin bombalayın” demedi mi? Bir ayda işlenen bütün cinayetler ve gelinen bu noktanın sorumluluğu Hükümet, muhalefet, BDP, PKK ve şiddeti, şiddetle savunan yazar çizer vs değil mi?Ayıptır, günahtır, vicdansızlıktır. 
Kürt ve Türk anaların iki eli yakanızda olacaktır.



Bu yazının kısa hali 24 Ağustos 2011 'de Taraf gazetesinde yayınlandı

Şimdi toplumsal barışın kapısını açmak Başbakan Erdoğan’ın elindedir. Hem milletvekili krizini çözmek, hem Kürt sorununda köklü bir çözümün kapısını açmak Ak Parti liderinin elindedir. Bugün böyle bir tarihsel liderliğe ihtiyacı var Türkiye’nin. Bunu gerçekleştiren lider, tarihe geçer.”





BDP ve bağımızlar bu ortamda demokratikleşme sürecine ve yeni anayasa yapımına en güçlü destek veren katılımcı olacak diye düşünüyorum.