Daha geç olmadan, geç kalmadan...


Daha geç olmadan, geç kalmadan...

İnsan kendi üstüne düşünmeli.
(H. Arent)

Güç, bütün devletlerin özünde bulunur” diyor H. Arent. Bir siyasi hareketin güç ve şiddet ile ilişkisi, devlete sahip olunca ortaya çıkıyor. İktidar, modern demokrasi kurum ve kurallarıyla, ilke ve ahlakiyle devam ettirilemiyorsa devlet eliyle, devlet adına, devletin çıkarı(!) için güç ve şiddet kullanılması meşru görülüyor.

Devleti koruma, devletin milli güvenliği adına, güç ve şiddet kullanımı için yasa, hukuk kılıfı hazırlanıyor. Bu da yetmiyor, seçimlerde alınan oy çokluğu ile “millet adına” güç ve şiddet kullanma meşru kabul ediliyor.

Bu zihniyetin, Politik düşünme ve iktidar tarzının demokrasi kavramının ve uygulamalarının geldiği bugünkü durumla ilgisi ve alakası yoktur. Bu tarz, üçüncü dünyanın otoriter, dikta rejimlerinin “demokrasi” tarzıdır.

Katılımcı ve müzakereci demokrasilerde, devlet gücünün bazı sosyal sınıfların yararına kullanılmaması, bireyler ve sosyal guruplar arasında eşitsizlik olmaması için; iktidar, yürütme organı olarak, devlet kurumlarının hukuka uygun olarak, bütün yurttaşlara adil ve eşit uygulanmasını sağlar. Siyasi parti olarak iktidar, seçimlerde söz verdiği politikaları devlet olanakları ve organları yoluyla yerine getirirken, bütün toplumun hakkını, adaletini, özgürlüğünü ve eşit haklılığını gözetir. Modern demokrasilerde iktidar-devlet ilişkisinde olması gereken budur.

Muhalefet partileri ve sivil toplum ise; devletin ve iktidarın yürütme (erk)gücü karşısında, karşı gücü oluşturur. Muhalefet ve sivil toplum, iktidarın siyasi ve temsil ettiği sosyal sınıfların, partililerin veya seçmenlerin devlet olanakları ve kaynaklarını kullanıp kullanmadıklarını denetlerler. Devlet ve iktidar topluma ve bireylere karşı güç kullanıyorsa ve bu gücün kaynağını anayasa ve yasalardan alıyorsa, muhalefet ve sivil toplum, anayasa ve yasaları, toplumun/ kamunun çıkarlarını korumak adına değiştirilmesi talebinde bulunur, parlamentoya baskı uygular.

 

SİBER DÜNYAYA KARŞI YASAKÇILIK

Yukarıda sözü edilen demokratik sistem, Türkiye gerçekliği bağlamından kopuk olarak düşünüldüğünde; kavgasız, gürültüsüz, insanların birbirine saygılı, bireylerin ve sosyal gurupların kendilerini gerçekleştirebilme imkân ve olanaklarının olduğu, devlet ve iktidarın Denge ve Denetleme mekanizması işletilerek denetlenebildiği bir hayat...

Ama nerede böylesine huzurlu bir Türkiye? İktidar ve devlet yoluyla tepeden aşağıya toplumu ve bireyleri kuşatarak, huzursuzluk, öfke, nefret, kavga boca ediliyor.

Şiddet, polisin fiziki şiddeti olarak, gaz kullanma yoluyla gaz bulutu “kapsama alanı” içinde kim varsa herkese uygulanıyor. Şiddet, illaki fiziki darbe, gaz bulutu yoluyla olmuyor: TV ekranlarından seçim kampanyası bağlamında yapılan konuşmada kullanılan dil yoluyla, oturduğunuz yerde gözünüzün içine baka baka size hareket ediliyor, aşağılanıyor, nefret sözlerini duyuyorsanız, psikolojik, ruhsal şiddet darbesine uğruyorsunuz.

Özgürlük alanınızın ortadan kaldırılması da, iktidar ve devlet tarafından uygulanan başka bir şiddet yolu olarak kullanılıyor. TwitterYouTube... erişiminin yasaklanması, siyasal sistemin otoriter karakterini gösterir; bilgiye erişim, paylaşım, haberleşme özgürlüğünü, kötü amaçlı(!) kullanıcılar var diyerek herkesin erişimini ortadan kaldırmak/ yasaklamak başka bir biçimde iktidar, devlet şiddeti kullanımıdır. “Twitter’ı mivıtırı kapatırım” zihniyeti, bilgi çağı dünyası zihniyeti olamaz. Siber dünyaya karşı yasakçılık, “ben gözlerimi kapatırsam her taraf kapkaranlık olur”zihniyetidir.

Bu “Twitter’i mivitırı kapatırım” diyen teknoloji özürlü devlet ve iktidar zihniyetiyle; başta MİT Başkanının olduğu devlet zirvesi toplantısının güvenliğinin bile sağlanamayacak kadar aciz duruma düşüldüğü ortaya çıktı.

Gerilmiş, kutuplaştırılmış, hakikat bağlamından kopuk bireyler, siyasi parti üyeleri, seçmenlerle üç seçim maratonunun ilki sonuçlanıyor. Bu koşullarda, demokrasinin, özgür bireylerin iradesinin vicdanlarının sesini dinleyerek tecelli etmesinden söz edilebilir mi?

Baştaki alıntıya bir kere daha dönersek: Akıl tutulması hipnozundan uyanarak, daha geç olmadan, geç kalmadan “Allah kahretsin” deme zamanı gelmeden, İnsan kendi üstüne düşünmeli”.