Darbe devam ederken, devleti kim reorganize edecek kavgasına dikkat...



 Ne oluyor?  Bu soruya kesin yanıt veren yok. Herkes diken üstünde, OHAL ne hal olacak esprisi gırla gidiyor. Darbe girişimine ilişkin istihbarat bilgisinde çok sayıda  kör ve karanlık noktalar var.
Yorum yapanlar 
“An”a bakarak, o an'ki olay  üstünden sonuca varmaya çalışıyor.

Nedene bakmadan sonuç üstünden konuşularak yapılan yorumlar niyet okuması gibi.
Yakın, orta ve uzun zamanlı bütün olaylar ve bilgiler bir kenara itiliyor, güzellemeler yapılıyor.

 Mesela,  istihbaratı eniştesinden aldığını söyleyen Cumhurbaşkanı, olayı eşimden dostumdan duydum diye basına açıklama yapan Başbakan, neden MİT müsteşarını, Genel Kurmay Başkanını açığa alıp soruşturma açtırmıyor?

Bu soruları sorduktan sonra,  bu noktaya nasıl gelindi, bu sonucun arkasındaki nedenler? Bu sorunun yanıtını bulmak için üstü örtülü dosyaları açıp bakmak lazım.

Susurluk Olayından sonra  sık sık “Devlet bağırsaklarını temizliyor”  deniliyordu. Aynı deyim, Ergenekon, Balyoz  operasyonları zamanında  iktidarın en tepesinden söylendi. Demek ki, bağırsaklar  temizlenmemiş, kör düğüm olmuş.

Şimdi  “kanser Ur”u metaforu üstünden durum açıklanmaya çalışılıyor.

 Dünya değişti Türkiye değişemedi

  Meselenin özü, cumhuriyet paradigmasının değişim sancısı. Bu değişim demokratik kurallar içinde, devletin demokratikleşmesiyle mi olacak, yoksa kurucu paradigmanın temel unsurları, resmi ideoloji esnetilerek, zamanın ruhuna uygun, Türk usulü demokratik bir devlet yapılanmasına mı gidilecek? Bu soru, devlet elitleri ile devletin Bekasını koruyan zinde kuvvetler mi yapacak? Toplum bu sürece nasıl ve ne kadar katılacak.  Özal döneminde bu soruya yanıt aranmaya başladı.  Kürt kimliğini tanıyıp tanımama tartışması başlamıştı ki, meşhur ‘90’lı yıllar karanlık dönemi başladı.  Aynı yıllarda soğuk savaşı ortadan kaldıran Berlin Duvarının yıkılmasıyla “ABD-NATO’nun öncü karakolu” olarak tanımlanan Türkiye’nin jeo stratejik skaladaki yerini değiştirdiler, ama Türkiye bu değişimi anlamadı ya da anlamak istemedi.

Soğuk savaş zamanında oluşturulan Gladio’nun, 1990’lı yıllarda neredeyse bütün NATO ülkelerinde askeri, sivil yapıları ortaya çıkartıldı, Türkiye’de çıkmadı! o yıllarda “süper bir savcı” beklendi. Devlet Türkiye’de Gladio olmadığını söyledi. Gladio’nun askeri kanadı olarak deşifre olan Özel Harp Dairesinin lağvedildiği ve yerine Genel Kurmay Başkanlığı bünyesinde yasal Özel Kuvvetler kurulduğu söylenmekle zevahir kurtarılmış oldu.

 MGK kararıyla FETÖ’yü bitirme adı altında Türkiye Gladio'sunun silahlı, silahsız, sivil, bürokratik yapısını temizleme girişimi için düğmeye basıldı her halde. 15 Temmuz darbe girişimi, devlet içinde uzun zamandır gardlarını almış, birbirlerine tuzak kuran ulusalcı, küreselci (Pentagon-NATO) çizgisinde olanların artık silaha sarılmış kavgası mı? 

Gülen Cemaatine Gelince...

En son söyleneceği ilk başta söyleyerek başlamak gerekirse: Gülen Hareketi, Türkiye Gladiosu yapılanmasının çok önemli bir parçası olan  harekettir. Kökeni, "Komünizmle Mücadele Dernekleri" ne dayanmakta, Gülen'de bu derneğin yöneticilerindendi.

 Gülen hareketi,  Nur hareketi içinden ve  Said-i Nursi (Kurdi) referansıyla  ortaya çıkmış İslami bir hareket, bu konuda yazılmış onlarca araştırmada, hareketin örgütlenişinin illegal, yarı legal olduğu biliniyor. Esas mesele, bu hareketin, Türkiye Gladio yapısına eklemlenmesinden sonra yatay ve dikey yapılanma stratejisinin yeni boyut kazanmasıdır. Birinci alan eğitim, ikinci alan sivil toplum, üçüncü alan, medya ve sivil toplum. Bu üç elitist, entelektüeller ve kamuoyu yapıcıları:  Kamuoyunu, siyasal karar alıcıları ve uygulayıcıları etkileyecek pozisyonlarda yer almışlar.
Hemen her alandaki Gülenci STK'ların sivil  olmadıkları  (organik) ortaya çıktı.

Fethullah Gülen  Said Nursi'nin talebesi değildir. Nur hareketleriyle arası hep açık olmuş, Nurcular Gülencileri kendilerinden kabul etmemişlerdir...
Gülen konuşmalarında Said Nursi'nin sözlerinden alıntı yaptığı için Nur hareketinin izleyicisi olarak düşünülmüştür.
Gülen hareketi küresel siyasal strateji  ilişki içinde, derin devlet yapılanması içinde yer alan  bir harekettir
.

Gülen Cemaatinin, Yeşil Kuşak Projesinin ortaya çıkarttığı "sivil" yapılanma olduğunu bilmeyen yok.

Türkiye’de  derin devlet ve Gladio olarak Özel Harp Dairesi deşifre oldu. Bu yapının, Genel Kurmay Başkanlığına Özel Kuvvetler Komutanlığı yapılandığı  ve yasallaştığı  ilan edildi. OysaTürkiye’nin Nato’ya  girişiyle başlayan Gladio’nun sivil ve paramiliter  yapılanması bir türlü ortaya çıkartılmadı veya çıkartılmak istenmedi, devlet bekası adına üstü örtüldü.

Siyasi iktidarlar,  bu yapılanmayla her zaman iyi geçinme yolunu seçtiler ve birbirlerini kullandılar.

Ne zaman ki Türkiye’de askeri strateji de NATO, Pentagon’dan farklı sesler çıkmaya başladı: Şangay beşlisine katılma, Rusya, İran, Çin’le ittifak,  Çin’le füze savunma sanayi kurma... en önemlisi de İslam dünyasında, ABD stratejisi dışında izlenen strateji... 

 Devlet içinde yaşanan kavga

Devlet içinde yaşanan kavga bugün ortaya çıkmış değil. Birincisi,  iktidar ve en küçüğünden en büyüğüne kadar bütün muhalefet devleti ele geçirmeyi temel amaç görmekte,  her siyasi parti devletin orasına burasına adam yerleştirmek için çabalar,  ikincisi, devlet ve kurumlar demokratik değilse ve rant dağıtma aracı bir yapıya sahipse,  iktidar kavgası devleti ele geçirme kavgası olageldi.  

 Bu nedenle devlet kurumlarında kavga hiç bitmemiştir.  Soğuk savaş sonrası kavga ve ayrışma, küresel dünyada devletin yeniden nasıl yapılanacağı oldu. Üstelik kavgaya küresel güçler, askeri politik stratejik ortak devletler ve kurumlar (ABD- NATO) da doğrudan ve dolaylı müdahil oldular.

2002’de  AKP iktidarıyla  birlikte “muhafazakâr İslamcı”  tezi ortaya atıldı.

AKP bu tezlerini Gülenciler yoluyla gerçekleştireceklerini düşündü.

Evdeki hesap çarşıya uymadı.

İlker Başbuğ  Balyoz ve  Ergenekon operasyonları  arkasında ABD’nin olduğunu sık sık söyleyerek, çatışmanın  başka boyutuna dikkat çekiyor.  Anlaşılan, radikal normal, laik, Kemalist ve ulusalcılara karşı, AKP  ve Gülen ekibi,  ABD, NATO, Pentagon desteğiyle operasyona  girişmiş. Bu ittifakın bozulması, AKP’nin toplumu kendi ideolojisi doğrultusunda anti-laik karşı rejim kurmaya yönelmesi olmuş her halde.  Erdoğan’ın kutuplaştırıcı sözleri, dini referans alan söylemleri devleti bu zeminde yeniden yapılandırarak, Türkiye’yi İslam dünyasına veya NATO dışı yapılanmalara ekleme çabası ciddiye alınmış olmalı ki, düğmeye basıldı.   

Kılıçlar Kından çıktı

 Devlet içinde süregelen güç, hegemonya  kavgasında Gülen Hareketi MGK kararıyla Terör Örgütü ilan edildi; kılıçlar kınından çıkmış oldu

Devleti re organize etmek isteyen güçler ellerindeki bütün güçleri sahaya sürdüler. Darbe bastırıldı ama kimse rahat olun diyemiyor.  Güvenlikçi önlemler hızla alınıyor. Her kesim  yandaşlarından  görevlendirmeler yapmak için savaşıyor.  En çarpıcı olanı  Ergenekon, Balyozcuların orduda  etkin görevlere  getirilmesi...

Son olarak:  Devler arşivlerinde “irticacı” olarak kaydedilmiş diğer cemaat mensupları, imam hatip kökenliler için yazıyor ne yazmıyor  bakmak gerekiyor.

Mesela: CHP-MSP koolisyonu döneminde “ takunyalılar” tepkisiydi, bugünlerde bunlar hiç konuşulmuyor. Mesela Korkut Özal’ın  İçişleri Bakanı olduğu dönemdeki kadrolaşma, sonra Oğuzhan  Asiltürk’ün İçişler Bakanlığı dönemi... Bu dönemlerin sayfaları, dosyaları da açılacak mı?

AKP’yi tedirgin eden, diken üstünde tutan şey de tam burası: Kırmızı Kitap ve MGK kararlarında  “irtica ile mücadele” strateji nerede başlayıp nerede bitiyor. Bu nedenle AKP’liler sokaklara parti bayrakları, radikal İslamcı pankartlarla çıkılmamasına özen gösteriyor...

Pek çok ama...larla dolu bir zaman tünelinden herkes korka korka çıkmaya çalışıyor.

Darbe girişim önlendi. Şimdi soğukkanlılıkla sorunları çözmeye koyulma zamanı


Devlet içindeki kavga: Devleti kim re organize edecek