Değişen Türkiye ve demokrasi yolu buraya kadar mı?


Değişen Türkiye ve demokrasi yolu buraya kadar mı?
  

"İlginç zamanlarda yaşayasınız”  (Çin bedduası)

 

Demokrasi ve demokratlar bir kere daha sınavdan geçiyor.  Olup bitenler açık seçik ortada ve gözle görülürken bu gerçeklere mi bakacağız, ya da seksen yıldır dinlediğimiz,  iç-dış düşmanlar, hainler,  komplo diyen çığırtkanların, Allah'ın bildiğini kuldan saklamanın en mahir, sadık taze müritlerinin on parmakta on marifet,  gerçekleri perdelemek için komplo teorilerinden ürettikleri algı mühendisliklerine mi inanacağız.

Ortaya çıkan yolsuzluk pislikleri daha önceki iktidarlara da bulaşmış olan virüs neyse aynı virüsün AKP’ye de bulaştığı ortaya çıktı.

 Ortaya çıkan buz dağının ucu belki.

Devlet bankaları, TOKİ, enerji, alt yapı ihaleleriyle rant dağıtan iktidarın pürü pak kalması, kedi ile ciğerin tahammül içinde yan yana kalması ne  kadar mümkün ise, iktidar çevresinin devlet rantıyla iç içe  “ak” kalmasının da o kadar mümkün olduğu ortaya çıktı. Rant dağıtan devlet mekanizması değişmediği, değiştirilmediği sürece, yolsuzluk kader değildir.  AKP, 11 yıllık iktidarı döneminde,  devlet yoluyla rant dağıtım sistemine dokunulmadı, iktidar ve çevresinin faydalanacağı biçimde düzenlendi.

Ortaya çıkan yolsuzluğun yarattığı panikle,  hukuki sürecin önünü, siyasi ve ideolojik hegemonya ile kesme telaşı, daha büyük çaplı yolsuzluk söylentilerinin ortaya çıkacağını doğruluyor gibi. Özellikle askeri ihalelerin kapağı açılırsa, ortalığa neler saçılacaktır.

12 Eylül den sonra iktidarlar darbeyle ( 28 Şubat hariç)  değil ama yolsuzluklarla gidiyor. AKP’yi bu travma/korku sarmış olmalı.

Yolsuzluk yokmuş gibi yapıldığında, yok olmuyor. Yolsuzluğun üstü “vatan, millet, yüce devlet, hainler…” gibi soyut laflarla örtülmüyor.  Hele demokrasi ve Barış Süreci adına yolsuzluğun üstünü örtme çabası, Roboski’yi görmemekle aynı çabadır.

Algı hegemonyası savaşı

“Siyasete müdahale!”  oluyor diye çığlık atanlar, özünde siyasal çoğulculuğa, eleştirel siyasete tahammül edemiyorlar. Bu sakat siyaset anlayışı,  temsili demokrasinin en kaba biçiminde bile yoktu. Günümüz evrensel demokrasi değerleri ve demokratik sistem: Çoğulculuk, çok seslilik temelinde, katılımcı, müzakereci demokrasi yolunda ilerliyor. Demokrasiyi, seçimler ve parlamentonun açık olmasına indirgeyerek demokrasiyi bununla sınırlandırdığınız zaman, Kim hanedanı, Kuzey Koresi  ile Putin Rusyası arasında rejimden başka bir rejim ortaya çıkmaz.

 Geçmişte ve günümüzdeki bütün dikta ve otoriter rejimlerde olduğu gibi, siyasal, ideolojik ve toplumsal bütün muhaliflik, “devlete karşı dış güçlerle işbirliği yaparak iktidarı indirme ve liderini hedef alma” komplo teorileriyle doludur. Stalin- Hitler, Franko… mahkemeleri,  nasıl işlemişse, İstiklal mahkemeleri, 12 Mart, 12 Eylül mahkemelerinin işleyişinin nedeni aynı nedendir.

Hayali korkular,  iç ve dış düşman komplo teorileriyle neden-sonuç ilişkisi yaratılmıştır. Algılardan, olgular üretilip hakikat diye ortalığa saçılıyor. İktidarın partizan/organik yazarları, özellikle sonradan iktidar kayığına binen yazarlar/yorumcular, yolsuzluk gibi ortada duran hakikate, alakasız, ilgisiz nedenler üreterek, iktidar lehine şapkadan tavşan çıkartır gibi sonuçlar çıkartıyorlar.

Muhalefeti düşman gören, yok sayan iktidar zihniyeti, eleştiri ve muhalifliği Barış Sürecini sabote etme,   iktidarı yıkma neden-sonuç ilişkisine bağlayarak siyasi şantaj yapılmaktadır.

Gezi eylemcilerinden, CHP-MHP, BDP gibi meclisteki partilere, TÜSİAD’a, Koç, Boydak grubu gibi iş dünyasına, bugün Gülen cemaatine, yarın Alevilere… her türlü siyasi ve toplumsal muhalefeti;  işbirlikçi, hain, düşman ilan eden zihniyetten demokrasi zihniyeti çıkar mı?  Demokrasi, açık toplum bu zihniyetle ilerler mi?

Geriye dönüş korkusu

AKP iktidarı, demokrasiyi derinleştirmek yerine, demokratik kurumları, siyaseti, sivil alanı yasaklar ve iktidarın mutlaklığını sağlayacak biçimde kuşatıyor. Tıpkı 12 Eylülcülerin, her demokratik talep karşısında “12 Eylül öncesine mi dönmek istiyorsunuz” dedikleri gibi, Erdoğan ve AKP yöneticileri,  “geri dönüş” öcüsüyle toplumu esir almaya çabasındalar.

Hiçbir olguya dayanmayan “iktidarı demokratik olmayan yoldan yıkma” boş laflarına herkesin inanacağı sanılıyor. Medya ve meydan söylevleri üstünden imaj ve algı hegemonyası kurma dilini, argümanlarını sayfanın bir yanına alt alt yazın,  öteki sayfaya da Kenan Evren’in konuşmalarını yazın, cümlelerin bile aynı olduğu görülecektir.

Başbakan ve onun çevresindeki politika üreticileri ve PİAR çalışması yapanlar, algı mühendisleri,   Erdoğan’ın ve AKP’nin resmi söylemi dışındaki her eleştirel sözü, Erdoğan’ı indirme, iktidara karşı komplo ve darbe korkusu olarak yeniden üretiyorlar,  mağduriyeti sürekli hale getirmeye çalışıyorlar.

 Mütedeyyin insanların zihnindeki ceberut devletin geçmişte yarattığı/yaşattığı mağduriyet,  dışlanmışlık, aşağılanmışlık, baskı ve şiddet, hayali korku bulutlarıyla taze tutulmaya çalışılıyor. Birilerinin, “makarna, bulgura oy veriyorlar” diye aşağıladığı inanları, Erdoğan, AKP yönetimi, iktidar ve devlet medyası,  son yolsuzluğu perdelemek için sirk cambazlarına taş çıkartacak numaralar yapıp gözlerini boyamaya çalışıyorlar.

AKP’ye oy verenleri ve inanları salak, yerine koyuyorlar.

2014’e girerken demokrasi aracı yokuş yarısında batağa saplandı, patinaj yapmaya başladı, ileriye gitme umudu yitirildiği için aynadan geriye bakıp, uçuruma yuvarlanma korku ve telaşı içinde şuursuzca hareketler yapılıyor.

Değişen Türkiye ve demokrasi yolu buraya kadarmış.

Haydi, sıradaki,  deneme sırası sende…