Değişimin üçüncü dalgası mı yoksa?



Değişimin üçüncü dalgası mı yoksa?

2009 Mayıs –Haziran ayında, “solda büyük buluşma”, “sosyal demokratlarla özgürlükçü sosyalist solcuların tarihsel buluşması” heyecanı yaşanmaya başlamıştı. CHP, tarihsel kökleri, Kemalist-devletçi ideolojiye bağlılığı ve Ergenekon sürecinde Baykal’ın kendini “Ergenekon avukatı” ilan etmesiyle sol adına çok sabıkası bulunarak sol defterden silinmişti. “Yeni sol” arayışı, CHP dışında, sosyal demokratlarla özgürlükçü sosyalistlerin “tarihsel buluşma”sı olarak ifade edilen “yeni bir zeminde” buluşma olarak düşünülüyordu.

“Burası Türkiye” lafının doğruluğu, Baykal’ın istifasıyla CHP’de ortaya çıkan “yeni” durumla bir kere daha kanıtlanmış oldu. CHP’nin durumunu Hasan Bülent Kahraman şöyle özetliyor: “…Baykal'ın partiyi çektiği sağ muhalefetin yetersizliği ve CHP'nin bir kere daha sınıfsal tabanlı bir sol oluşumla dönüşme ihtiyacı. Kılıçdaroğlu bu ihtiyaca cevap verir, veremez. Onu zaman gösterecektir. Ne var ki, onu adaylığa bu dinamik itmiştir.
…Kılıçdaroğlu'nun bu zorlu meselenin altından kalkması ancak yeni bir örgüt ve kadro kurmasıyla mümkündür. Dolayısıyla Kılıçdaroğlu'nun karşısında dar kadrocu oligarşik bir partiyle demokratik, özgürlükçü sol parti seçenekleri durmaktadır. Kadro ve ideoloji bu yönde verilecek kararla oluşacaktır. CHP, sol-demokrat bir parti olmanın ya da olmamanın gergin ipi üstündedir.”
 Sol da gözler kulaklar CHP’ye dönmüş durumda. Başka bir tanımla; Solda yenilik arayanlar, Türkiye’nin değişim sürecinde AKP’nin demokratikleşme adımlarına kuşkuyla yaklaşan kesimler Kılıçdaroğlu’nu “değişimin yeni temsilcisi “ gibi görüyorlar. Ya da, “soldan demokratik değişim” bekleyenler kendi düşüncelerini Kılıçdaroğlu’nun temsil ettiğini düşünüyorlar. H.B.Kahraman’ın belirttiği gibi, CHP’nin demokratik yönde değişimi: Birincisi, “ Kadro ve ideoloji bu yönde verilecek kararla oluşacaktır.” İkincisi, AKP’nin siyasal, sosyal, ekonomik reformculuğunu aşan, AKP’den daha “ilerici” politikalar ileri sürebilirse, kendini değiştiren CHP, Türkiye’nin “değişiminin 3. dalgası”nın siyasal taşıyıcısı olabilir. 

12 Eylül sonrası Türkiye’nin değişim dalgaları

12 Eylül sonrası Türkiye’nin sosyal sınıfsal değişiminin “birinci değişim dalgası” Özallı ANAP’ı ortaya çıkarttı. Dışa kapalı devletçi, askeri-bürokratik kapitalizm, küresel piyasacı kapitalizme açıldı. Özelleştirmeler – satışlar- yoluyla, kapitalizm hem dikey, hem yatay olarak genişlemeye başladı. Bu süreç aynı zamanda AB ile ilişkilerin gelişmeye başlama süreci, eş zamanlı olarak Türkiye kapitalizminin devletçi kapitalizmden koparak uluslararası piyasalara açılması ve kapitalizmin evrensel siyasal, ekonomik kurallarının Türkiye’de hakim olması talebinin öncelikle TÜSİAD başta olmak üzere, iş dünyasının her kesiminder gelmeye başladı. TÜSİAD’nın demokratikleşme, yeni anayasa paketi, Özal’ın Kürt sorununa askeri yöntem dışında çözüm arayışları. Anayasa değişikliği girişimleri…“İkinci değişim dalgası”na kapı araladı.“Birinci değişim dalgası”nın ilerlemesine karşı duran, devletçi-askeri bürokratik yapının “28 Şubat karşı darbe” girişimi ile siyasal iktidarı değiştirmesi ve sonrasında AKP’nin ortaya çıkmasıyla devam eden süreçtir. Bu süreç, küresel kapitalizmle başlayan ilişkilerin çok yönlü geliştiği bir süreç olmuştur. İkincisi, devletçi-askeri bürokratik kapitalizmin tasfiyesi ve egemenlik alanlarının yok oluşu sürecidir. “Ergenekon” operasyonlarını bu değişim süreci ortaya çıkartmıştır. Devletin mafyatik uvuzları yer yer kesilmiş, yer yer köreltilmeye çalışılmıştır. Kapitalizmin bu gelişme evresinde devletin böylesi “derin yapılarının” yerinin olmayacağı kararlılığı ortaya çıkmıştır. Ergenekon operasyonları tek başına AKP’nin siyasi iradesiymiş gibi görünse veya gösterilse de, aslında Ergenekon operasyonları; Devletin askeri-sivil bürokratik kesimi içinde, Türkiye’nin değişiminden yana olanlar kesimlerinin desteği ile ilerleme kaydedilmiştir. (Aynı kesimler CHP’nin değişmesi gerektiğinin de “akil”kesimleridir) 

Dikey ve yatay genişleyen kapitalizmin dikey gelişmesinde gelinen nokta, TÜSİAD’la, MÜSİAD arasında hiçbir farkın kalmadığı aynı sınıfsal skalada buluştuklarını ilan etmeleridir. Yatay genişleme de, KOBİ’lerden bazıları sınıf atlayarak uluslararası işletmeler sınıfına dahi olurken, dikey gelişme aynı zamanda KOBİ’lerden bazıları yok edip, yeni yeni KOBİ’lerin piyasaya girmesini sağladı. Kaybedenler ve kazanalar skalası değişti.Siyasal iktidara yakın olanlar kazananlar hanesinde yer aldı.

Yatay genişlemedeki en önemli sosyal sınıfsal değişim, küçük esnaf ve nüfusun %75’inin kentte yaşayan kesiminin ezici çoğunluğunu oluşturan“kentli yoksullar”ın yaşam koşulların daha da kötüleşmesi oldu. Siyasal olarak muhafazakar, abdestinde- namazında olan bu mütedeyyin kesim,İdris Küçükömer’in tanımıyla “çevre”, AKP iktidarıyla birlikte “merkeze” gelme, “adam yerine konma” heyecanını yaşadı. “Hiç” sayılırken “kendi olma, kendinde olma” bilincine ulaştı. AKP siyasal kimliğinde “devlet” karşısında yurttaş olmanın özgürlüğü ve ayrıcalığını yaşamaya başladı. AKP’nin sosyal politikaları, “merkeze” karşı “dik duruşu”, bu kesimin ruhunu okşadı. Hala da okşamaya devam ediyor. 28 Şubat sonrası AKP bu sosyal sınıfsal tabana dayandı. Ve toplumsal iradenin büyük çoğunluğunun oy desteğiyle iktidara geldi. AKP iktidarı Kapitalistleşme sürecinin dikey gelişiminin önünü açarken, yatay gelişiminin çelişkilerini derinleştirdi.

Kapitalizmin yatay gelişimi 

Kapitalizmin yatay gelişmesi, AKP’nin oy potansiyeli olarak dayanmış olduğu sosyal sınıfsal kesimlerin tümünü memnun edemedi. Yeni mağdurlar ortaya çıktı. İslami-mütedeyyin kesim içinde “sınıfsal” düşünme eğilimi gelişmeye başladı. Kendilerini “müslüman sol” olarak tanımlayan bu kesim, anti-kapitalizm tezlerini İslam düşüncesine dayandırarak, bir anlamda İran’da Ali Şeriati felsefi-siyasal düşüncelerinden de esinlenerek sınıfsal tutum almaya başladılar. Bu kesim çevrenin temsilcisi olarak merkezle siyasal mücadele eden AKP’yi kapitalizmin siyasal temsilcisi olarak tanımlıyor, İslamiyet üstünden siyaset yapanları sınıfsal konumlarına göre ayrıştıran, emekçi-yoksul-mağdur eksenli politik bir söylem geliştiriyorlar.

İkinci değişim dalgası” nı sürdüren AKP’nin aşması gereken birbirine bağlı iki engel vardı. Birincisi, “yeni bir anayasa”, ikincisi Kürt meselesinin çözümü. AKP’nin tek başına iktidarda olduğu dönemde “yeni bir anayasa” yapmasının pek mümkün olmadığı görülüyor. Toplum sözleşmesi olacak bir anayasa için toplumsal mutabakat gerekiyor. AKP ne yaparsa yapsın mutabık olmayacak, güven duymayacak çok önemli bir kesimler var. Baykal’lı CHP bu kesimin radikal sözcülüğünü yapıyordu. 2011 seçim sonrası ortaya çıkan TBMM tablosu sonrası “yeni anayasa “ nasıl gündeme gelir bekleyip göreceğiz.”Yeni anayasa”, aynı zamanda devletin soğuk savaş zihniyetini yeniden yapılandırmaktır. AKP karşıtı, sivil-asker, bürokrat kesim ve Cumhuriyetçi, laikçi, Kemalist sosyal tabakalar, AKP’nin anayasa değişikliğinden “şeriat getirecekler” korkusu içindeler. Baykal'lı CHP bunu sürekli körüklerdi. Korku karşıtlığa dönüştü, mutabakat zemini yok edilmeye çalışıldı. Ve Kürt meselesi; Bu meselenin çözümü aynı zamanda “yeni anayasa” meselesi. Devlet yapısının yeniden tanımlanması meselesi. Bölünme korkusunu ve Türk milliyetçiliğini saldırğanlığını önüne geçilebilmesi, ancak CHP gibi devletçi bir partinin, Kürt meselesinin demokratik çözümünü savunmasıyla yumuşama ortamı daha kolay sağlanabilir. 

Bana göre Türkiye değişimin ÜÇÜNCÜ DALGASI ‘na doğru ilerliyor. CHP deki operasyon, "değişimin üçüncü dalgasının" siyasal taşıyışının hazırlanması gibi geliyor. Yukarıda anlatmaya çalıştığım ilk üç dağlanın yapamadıklarını “soldan yaklaşımla” CHP ‘nin yapması “planlanıyor” gibi geliyor. “Plan”ı uluslararası güçler, emperyalizm vs, vs olarak düşünmüyorum. Türkiye kapitalizminin 12 Eylül sonrası gelişmesinin yeni bir evresi olarak bu süreci okumak gerektiği kanısındayım. Bu değişim askeri-vesayet rejiminin son bulması, yeni bir anayasa ve bu temelde devletin siyasal, ekonomik, sosyal yeniden yapılanması.“Türkiye değişmeli,” derken, söz konusu değişim veya değişecek olan ne? Bu soruya iki yanıtverilebilir. Var olan bu sistem radikal biçimde başka bir sistemle değişmeli mi? Eski kimi yoldaşlar buna “sosyalizm” diyorlar. Bende onlara “hangi sosyalizm diye soruyorum”. Yaşanmış dışında bir öneri varsa seve seve … 1917 Ekim devrimi sonrası SSCB ve ÇİN vs “devletçi sosyalizmse”,tarih bu biçimin yaşama şansının olmadığını gösterdi. Bu model yaşandı ve bitti. 

İkinci yanıt, kapitalizm koşullarında değişim ve yenilenme. Türkiye’nin yaşadığı kapitalizm içinde değişim ve yenilenme. Türkiye’de kapitalizmin evrensel koşullarının ( insan hakları, demokrasi, özgürlükler, çoğulculuk, sosyal adalet gibi) sağlanması. Demokratikleşme talebinin özü de bu olmalı. Liberal veya neo-liberal demokratikleşme ve özgürlükçülüğün "insan ve insani" boyutunu öne çıkartan, demokratikleşme ve özgürleşme olmalı. buna radikal demokarasi de denilebilir. “Yeni sol” radikal demokrasi talebleri, liberal demokrasiyi aşan, hayatın her alanında katılımcı demokrasiyi talep eden ve sistem içinde, hak, hukuk adalet, özgürlük talepleriyle bu sisteme içten alternatif arayan olmalı. Bu sistem içinden, sisteme soldan alternatiftir. Hem devrimci, hem reformcudur. 

Yukarıdaki gibi “yeni sol”, “radikal demokrasi” siyasal talebiyle ortaya çıkarak, üretimden, tüketime her alanda her bireyin yerel ve küresel “söz hakkı”nı ve insanın, insani yaşam standardının yükseltilmesi savunmalıdır. Türkiye’nin ücüncü değişim dalgası, devletin değiyiminin tamanlandığı demokrasi ve bireyin temel hak ve özgürlüklerinin yükseltilmesi temelini esas alan bir değişim olacak. Bunun içinde “soldan değişime” ihtiyaç vardır.

AKP, “üçüncü değişim dalgası”nı yönetebilir mi?

AKP, “üçüncü değişim dalgası”nı yönetebilir mi? Başka bir seçenek çıkmazsa kör apar topar götürebilir. Ancak “üçüncü değişim dalgası “,demokratikleşmenin derinleşeceği, sosyal ve ekonomik taleplerin yükseleceği, demokratik hak ve özgürlerin, çoğulculuk, çok kültürlülük temelinde kurumsallaşacağı bir süreç olacak. Bu talepler “hayata soldan bakan, sol siyaset” geleneğinin talepleri. Başka bir ifade ile, Türkiye kapitalizminin bundan sonraki gelişmesi –ilerlemesi için “radikal demokrasi” ve sol siyasete ihtiyacı var gibi geliyor. CHP’deki “değişim dalgası” nın böylesi ihtiyaç talebi sonucu ortaya çıktığı görülüyor. CHP’de bu sürecin siyasal taşıcısı olarak sahneye taşınmaya çalışılıyor.

Kılıçdaroğlu’nun birkaç günlük söylemine ve sözlerine bakılırsa CHP’yi değiştirebilmesi hem mümkün, hem zor olarak ortaya çıkıyor. CHP sola doğru yönelerek mi değişir, yoksa, devletin değişim isteyen güçlerinin, değişen devletin yeni partisi olarak mı CHP değişir bunu zaman gösterecek.Ama her halükarda Türkiye dünya kapitalizminin önemli bir aktörü olarak üçüncü değişim dalgası içine doğru gidiyor. Bu değişim dalgasında sol,“yeni sol” olur mu olmaz mı bunu zaman gösterecek. Bugüne kadar yaşandığı gibi, "değişim kendi siyasal taşısını buluyor".

Yazının başında belirtilen 2009 Mayıs ayında ortaya çıkan “yeni sol”un (EDP) böyle bir değişimin taşıyıcısı olamayacağını söylemek ne ihanettir, ne kehanettir. CHP olabilir mi? Beklemek ve yaşamak lazım.

 “yeni bir sol “ 

temas grubu SHP ve aralarında, [b]Mithat Sancar, Erol Katırcıoğlu, Aydın Engin, Fuat Keyman… ve 10 Aralık’ın 

Yeni bir sol” umut treni” Demokrat, eşit, özgür bir Türkiye’de solun merkezini ayağa kaldırmak üzere tartışmaya, fikirlerimizi paylaşmaya davet ediyoruz,” Türkiye’nin birçok ilinde ve değişik meslek gruplarıyla yapılacak toplantılar yapılacağı"  

 solun Türkiye için bir seçenek olarak nasıl ortaya çıkacağını