Demokrasiyi içselleştirme ya/da Müslüman Entelektüeller


Cumhuriyet ve Türk modernleşme  ve pozitivizm eleştirisi yapan Müslüman gelenekselci aydınların yirmi yıl önce tartışma merkezinde demokrasi vardı. Demokrasi amaca ulaşmak için araç mıdır? Veya bir değerler sistemi mimdir? İslam demokrasiyi içselleştirebilir mi?  İslamın içinde demokrasi olabilir mi? Özgürlüğün sınırı ve sınırsızlığı içinde çoğulculuk neyi içerir, çok kimliklik, çok inançlılık ilkesi temelinde bir arada yaşam mümkün olabilir mi?  Demokrasi çoğulcu yaşamın politik sistemi olabilir mi?  Ulus devlet ideolojisi ve modeli içinde çoğulculuk olabilir mi tartışmasına, laik, Kemalist modernistler de katıldı, barışçı ortam modeli olarak, Abdurrahman Dilipak ile Toktamış Ateş’in birlikte TV programı yapmalarıydı.

Müslüman entelektüellerin  modernizm eleştirisi üstünden, sekülerleşme, İslam-siyaset, İslam-demokrasi ilişkisini sorgulamaya başladılar. Batı felsefi metinleri\tezleriyle İslami filozofların metinleri karşılaştırılarak, eleştirilerek, reel hayatla, İslamın vaat ve vaaz ettiği hayat ilişkisi ve çelişkisi sorgulanıyordu.  

80´li  yıllarda özellikle İslami entelektüellerle  laik, liberal bazı sol entelektüeller  felsefi, sosyolojik, teolojik ve politik tezleri müthiş diye tanımlanabilecek tartışmalar yapıyorlardı.
Yeni kentliler, Nilüfer Göle'nin  tanımıyla hayatın her alanında görünürlülükleri  helal yaşam olarak tanımlanan yaşam biçimleri her yerde yoğunlaştıkça, eski kentli ve laik modernlerle yaşanan çelişki ve politik çatışma en nihayetinde 28 Şubat’la sonlandı. Bu dönem aynı zamanda pozitif ve negatif sürecin başlangıcı oldu. Müslüman entelektüellerin önemli bir kesimi "demokrasiyi  içselleştirmek, olmazsa olmaz" ilan ettiler.
Göle’nin başka bir kavramıyla  modern “melezleşme” olarak tanımlanan yeni bir süreç, Cumhuriyet Mitingleri gerilimini arkada bırakarak yan yana durma, hoşgörü içinde empati yaparak birlikte yaşama  ortamı gelişiyordu.
Modern melezleşme   AKP'nin 2002'de  iktidara  gelmesiyle  laik ve Cumhuriyetçi kesimin sert tepkisine karşın, başörtüsü   bireysel hak ve özgürlük, insan hakları içinde görüldü,  toplumsal mutabakat sağlanmış, yumuşama süreci gelişiyordu.
‘90´lı yıllarda   bir çok marksist-sol entelektüellerle Müslüman entelektüeller,aynı mekânlarda, dergi sayfalarında  metafizik ile materyalizm, diyalektik düşünme yöntemi/metoduyla, demokrasi ve özgürlük kavramları, politika dışında kavramsal anlamı ve bağlamlarıyla tartışılıyordu. İki düşünme/felsefi gelenek kavga, gürültü yapmadan tezlerini  tartışıyordu.                                                                  
Bu felsefi, entelektüel tartışma, İslami yaşam tarzı laiklik içinde olur mu, olmaz mı noktasına taşındı. Özgürlükçü düşünce, inanç ve örgütlenmeyi içeriyorsa eğer o halde inancına göre yaşam tarzı özgürlüğün mütemmim cüzü (ayrılmaz parçası) olmalı noktasına gelindiğinde, hem laiklik hem şeriata  ( İnancına) uygun yaşam tarzının demokrasi içinde olabilir ve İslam ve laiklik demokrasi içinde bir arada yaşamak mümkündür tezine gelindi.
Başörtüsüyle üniversitelerde ve kamusal alanda  yer alınmasına sol, liberal ve laik kesimlerden destek geldi. Kürt kimliğinin tanınması, Kürtlerin temel hak ve özgürlükleri, demokrasi ve  özgürlük içi görülüyor, 
Oslo ve Öcalan'la görüşme, HDP'lilerin İmralı ve Kadille görüşerek Barış'ın sağlanması demokrasi içi görülüyordu. Müslüman entelektüeller bu zamanlarda, İslamcılık ile demokrasinin bir arada  var olmasına çoğulculuğu savunma olarak örnek gösteriyorlardı...

 Bu noktaya elbette çok kalay gelinmedi: Müslüman, laik, sol-Marksist entelektüellerin özgürlük ve demokrasi kavramları konusunda sert tartışmaları oldu. Birbirini görmeme, yok sayma gibi ötekleştircilik, kutuplaşmışlık demokratik ve özgür ortamın gelişmesiyle ortadan kalkacaktır iyimserliği yayılıyordu.

Felsefi-İlahiyat ağırlıklı tartışma,  yaşam tarzlarının iç içe geçmesi 2010’dan başlatılan kutuplaşma diliyle zehirlenmeye başladı. Kutuplaştırma politik dilde sertleştikçe genel entelektüel camia içinde AKP’ye taraf olma veya karşı ayrışmasıyla sığlaşmaya başladı.  Demokrasinin olanakları İslamcı ideolojik varoluşun ve hegemonya kurmanın (millet iradesi)  aracı olarak: Tıpkı cumhuriyet modernleşmesi ideoloji zihniyetinde olduğu gibi muhalifler, gayri meşru, hain ilan edildi. Bir zamanların Müslüman entelektüellerin ezici çoğunluğu, siyasal İslamcı pratik-politika alanında olma tercihi yaparak, tıpkı Hitler ve Nazizm’in yanında yer alan Alman filozofların durumuna düştüler ve dün devletin ceberretluğuna karşı olan dünün özgürlükçü Müslüman düşünürleri,  bugün militan “devlet çıkarı, devlet savunusu“ yapıyorlar, Kürtlerin haklarını savunanları, savaşa karşı çıkanları, terörist, bölücü, vatan haini olarak suçluyorlar.

”Müslüman gençlik yaratacağız” sözünü duyan Müslüman entelektüellerin isyan etmemesi çok şaşırtıcı; aynı zamanda demokrasiyi içselleştirememenin ve Kemalizm’in devlet dini temelindeki mevcut laiklikten hiçte rahatsız olmamaları, iktidarın ve devletin organik parçası ve  haline geldiklerinin göstergesi oldu. Müslümanları cumhuriyet modernleşmesine İslamcılık adına  ( düşünce değil) monte  eden fetvalar vermeye  başladılar, entelektüel olmanın özgürlü yerine iktidarın organik parçası olma ve devletçilik ideolojinin yeni kuruculuğuna soyundular.

Bir zamanların reklamında  “yok aslında birbirimizden farkımız” da olduğu gibi, Cumhuriyet Moderniz mi,  modernleşme Müslüman olanları da içine çekerek devlet merkezine ve devletçi zihniyete  taşıyor, devletin içindeki bir kanatla – Ergenekoncuların önemli bir kesimi- işbirliği içinde toplumu "merkezde" yeniden kurma ve  kurgulama ideolojisini, İslamcılık üstünden gerçekleştirmeyi planlıyorlar.  Müslüman gençlik yaratma, Sünni İslam referanslı, eğitim, yaşam tarzı ve değerleri metalaştırarak otoriter ideoloji dayatılıyor. Araf’ta bir süreçten geçiliyor. Ülkeyi yöneten gerçek ve tek güç hala Milli Güvenlik Kurulu ve Kırmızı Kitap olmaya devam ediyor. “İrtica ile Mücadele”  durduğu yerde hala duruyor. Bugünün iktidar ve kudret sahibi olanlara bunu sık sık hatırlatmak lazım ki, özgürlük ve demokrasi daraldıkça bir bakmışsınız sizde çemberin içine girivermiş siniz.
Bu yazının sonucu olarak: Kürt kimliği ve temel hakları,  Müslümanların başörtüsü gibi yaşam tarzı hakları kamusal alandaki geri alınamaz. Yeni devlet, toplum kurgusu varolan çoğulcu ortamı yok edemez.   Otoriter bir rejim kurma konusunda devlerin bir kanadı ile Erdoğan   anlaşmış görünüyor.