Demokratikleşen Türkiye’nin Yeni Anayasası

Hüseyin Çakır - 18/10/2011 20:18:06 (721 okunma)



Demokratikleşen Türkiye’nin Yeni Anayasası

Anayasayı yeniden yapma yolunda parlamentodaki partilerin Uzlaşma Komisyonuna, koşulsuz katılacaklarını açıklamaları, yeni bir sayfa açıldığını gösteriyor. Gelinen bu durum umut vericidir. Aynı zamanda demokrasi kültürünün gelişmesine ve barış ortamının derinleşmesine çok önemli katkıdır. Umalım ki, bugüne kadar yapılan olumsuz tartışma dili, söylenen kem sözler bir odaya kapatılıp, kapısı kilitlenip anahtarı da bilinmeyen bir yere gömülsün.

Yakın zamanlarda yeni anayasa yapmış ülkelerin deneylerinde görüldüğü gibi, anayasa yapımında izlenen yöntem içeriği de belirliyor. Anayasa Mahkemesi eski raportörü Osman Can'ın anayasa tartışmalarında ifade ettiği: “Anayasa yapmak ile anayasa yazmak aynı şey değildir. Yazmak uzmanların, yapmak toplumun işidir. Toplumun ortaya koyduğu irade doğrultusunda uzmanlar anayasayı yazarlar”. Yeni anayasa toplumsal uzlaşma temelinde toplum sözleşmesi olacaksa, bu süreci belirleyen temel öğe uzlaşma/mutabakat olmak zorunda

Sıfırdan yeni bir anayasa

Yeni anayasa yapılması yolunda gelinen bu aşama şöyle okunabilir. “Siyasi partiler yeni bir anayasa yapılmasında koşulsuz uzlaştılar”. Bu olumlu başlangıç noktasının ilerleyerek devam etmesi için izlenecek metodoloji/yöntem süreci belirleyecektir. O halde yeni anayasa yapımı iki temel unsurdan oluşuyor. Birincisi, metodoloji/yöntem, ikincisi, içerik felsefesi. Yöntem konusunda en önemli eşik, “bu anayasayı kim ve nasıl yapacak” sorusu/sorunuydu. 12 Haziran seçimleri (%10 barajına rağmen) TBMM”nin anayasa yapma temsiliyetini ortaya çıkarttı. Böyle Kurucu Meclis tartışması gündemden düşmüş oldu. Bir başka olumsuz nokta, Ağustos 2007 'de AKP”nin hazırlattığı anayasa taslağı ve bu taslağa karşı oluşan tepkilerle ortamın gerilmesiydi. Bugün hiçbir partinin kendi taslağını ileri sürmemesi “yeni bir başlangıç” için sessiz uzlaşı noktası ve birlikte düşünme, birlikte arayış iradesi ortaya konuyor diye düşünmek isterim. 

Yöntem açısından bir başka temel uzlaşı noktası, “yeni anayasayı halk yapmalı, bireylerin ve Sivil Toplum Kuruluşlarının en geniş katılımı sağlanmalıdır.” En önemli mutabakat ise, Anayasa Uzlaşma Komisyonunun eşit katılımla oluşmasıdır. Uzlaşılabilecek en asgari noktalardan başlanması, sürecin olumlu gelişmesi için güven verici görünüyor. Bu yöntem şöyle okunabilir: “Kırmızıçizgiler bir kenara bırakılıp, beyaz bir sayfa açmak”. Benim naçizane önerim; Uzlaşma Komisyonu üyeleri bu beyaz sayfayı ikiye bölüp, bir tarafına “olması gerekenler”i, öbür tarafına da “olmaması gerekenler”i yazarak işe başlayabilirler. Bu aynı zamanda iyi niyet beyanıdır. Mesela toplumun ezici çoğunluğunun üstünde mutabıkolduğu “82 anayasası değişsin” talebi doğrultusunda “olması gerekenler”in ilk maddesi olarak yazılarak, “sıfırdan yeni anayasa yapılması”,ikinci başlık olarak, “anayasa yapım sürecine toplumsal katılımın sağlanması” gibi gibi yazılabilir.

Beyaz sayfanın “olması gerekenler”in toplamı, uzlaşı ve mutabakatla yürünecek yol haritasını ortaya çıkartmış olacaktır. Bu mutabakat noktaları aynı zamanda yeni anayasanın “temel ilkeleri”nin neler olması gerektiğinin taslağını ortaya çıkartacaktır. Uzlaşma Komisyonu “olması gerekenler”listesiyle toplumun tartışmasının ve katılımının yolunu açacak bir çerçeve ortaya koymuş olacaktır. 

Listenin “olmaması gereken”lerinde de uzlaşma sağlandığında, yeni anayasa yolunda, demokratikleşme ve özgürlük sürecinin önündeki engellerde ortaya çıkmış olacaktır. Mithat Sancar 'ın deyimiyle “anayasa yolunda yol temizliği” yapılacak cüruflarda ortaya çıkmış olacak. Uzlaşma Komisyonu “olmaması gerekenler” listesinden yola çıkarak TBMM'ne “yol temizliği” yapılacak paket sunabilir. 

Yeni anayasada “yeni BİZ” ruhu olmalı

Yeni anayasa yapma yöntemi, toplumun birlikte yaşama iradesini ortaya koymasına olanak sağlamalı. Bekir Ağırdır'ın sık sık altını çizdiği “BİZ”ruhunun yeniden oluşmalı. Cumhuriyetin kuruluş felsefesindeki, “Türklük-Türk” temelinde yaratılmak istenen tekçi ulus-devlet “Biz” i oluşmadı.Kürtlerin kimlik mücadelesi ve asimilasyonu reddetmeleri, Alevilerin inanç özgürlüğü talepleri, başörtülülerin inandıkları gibi yaşamak için kamusal alanda yer alma mücadeleleri, “Azınlıkların”, azaltılarak yok sayılmasına karşın, “var”olduklarını duyurmaları” Cumhuriyetin yukarıdan aşağıya, dayatılarak, otoriter yöntemlerle, asimilasyoncu “Biz” yaratma felsefesi parçalandı. “Yeni BİZ” , bütün farklıların, farklılıklarını özgürce kendini ifade edebileceği, barış içinde bir arada yaşama felsefesi, yeni anayasanın ruhunda yer almalı. Bu noktaya gelmek için, yeni anayasa sürecinde en geniş ifade özgürlüğü ve katılım yolu açık olmalı. Devlet ve hükümet bu olanakları yaratmalı ve desteklemeli. Ne demek istiyorum: Demokratik ve özgür tartışma ortamının önünü kesen tüm engeller kaldırılmalı. Bu şu demektir. Bu süreç boyunca devletin bazı organları ve aktörleri, içinden geçilen değişim süreci ve zamanın ruhuna göre, anti demokratik kuralları işletmemeli. Ya da herkesin her şeyi söyleyebildiği, demokratik, özgür ortamı sağlayacak yasal düzenlemeler yapılmalı. TMK’da yapılacak değişiklikle, düşünce ve ifade özgürlüğü ortamı güvence altına alınmış olur. Düşüncelerinden ve siyasi nedenlerle tutuklu olanlar serbest bırakılır. Yoksa KCK’a yöneticileriyle devlet ve hükümet adına görüşmeler yapılırken, bir savcının önündeki yasaya bakarak, Remzi Kartal”la söyleşi yapan Neşe Düzel için “terörist” olma suçlamasıyla dava açtığı gibi abuk durumlar kaçınılmaz olur. 

Dünyadan anayasa yapma deneyimleri

Türkiye soğuk savaş sonrası dünyada yeni anayasa yapıyor. Türkiye’nin anayasa yapma deneyimi, Güney Afrika’dan sonra son 50 yılın en önemli deneyim olacak. Bu anlamda olağanüstü dönemler sonrasında anayasa yapmış ülkelerin anayasa yapma deneyimleri, “yapılmaması gerekenler”konusunda yol gösterici/katkı sunucu olabilir düşüncesiyle, benim de düzenleyicileri arasında yer aldığım 'Yeni Anayasa Yolunda' konferansı 15 Ekim’de yapıldı. Friedrich Ebert Stiftung Derneği Türkiye Temsilciliği (FES), Sosyal Demokrasi Vakfı (SODEV), Küresel ve Yerel Düşünce Derneği(KÜYEREL), Türkiye Sosyal Ekonomik Siyasal Araştırmalar Vakfı (TÜSES), İstanbul Bilgi Üniversitesi İnsan Hakları Hukuku Uygulama ve Araştırma Merkezinin düzenlediği konferansa, Almanya'dan Prof. Hans Peter Schneider, İspanya'dan Prof. Carles Viver, Güney Afrika Anayasa Mahkemesi Eski Başkanı Dr. Albie Sachs ve Polonya Anayasa Mahkemesi Eski Üyesi Prof. Miroslaw Wyrzykowski katıldı . Bu ülkelerin deneyimlerini paylaşmak için, partilerin Anayasa Komisyonu üyeleri, Meclis Başkanı ve Anayasa Uzlaşma Komisyonu üyeleri davet edildi. Maalesef bu davete Sezgin Tanrıkulu dışında icabet eden olmadı. Ömer Çelik Ve Mustafa Şentop, başarı telgrafı gönderdiler. 

Konferansta paylaşılan deneyimlerin çarpıcı olanları Medya”da yer aldı. Konuk katılımcılar, “bizim olumsuz deneyimlerimizi yapmadığınızda, kendinize özgü yöntemleri bulabilirsiniz” dediler.

”Yeni Anayasa Yolunda” konferansında konuşmacıların deneyimlerinden öne çıkanlar:

-Anayasalar siyasi mücadele aracı değildir. Birleştirici olmalı, en geniş uzlaşma oluşturulmalı. Anayasa yapmak bir veya birkaç partinin işi değildir ulusun/toplumun işidir dedik.( Almanya)

-Sivil toplum katılımı meclisteki partiler yoluyla yapıldı. Bask bölgesi partileri Anayasa komisyonunda yer almadı. Bugün bu eksikliğin yarattığı sorun hala devam ediyor. (İspanya) 

-Sivil toplum katılımı meclisteki partiler yoluyla yapıldı. Bask bölgesi partileri Anayasa komisyonunda yer almadı. Bugün bu eksikliğin yarattığı sorun hala devam ediyor. (İspanya) 


Güney Afrika’nın anayasa yapma deneyimi, Türkiye”nin içinden geçtiği çatışmalı ortama kısmen benziyor. Güney Afrika Anayasa Mahkemesi Eski Başkanı ve ANC üyesi, politik sürgün hayatı yaşamış, kendisine yönelik suikastta bir kolunu ve gözünü kaybetmiş Dr. Albie Sachs”ın altını çizdiği önemli noktalar şöyle:

- Yeni bir anayasa yapmak, size yeni imkanları keşfetmek için fırsatlar sunar, yeni kapılar açar. Bizim 300 yıl süren bir sorunumuz vardı. Ama sonunda dünyanın en yapıcı anayasalarından birini yapmayı başardık. Türkiye de şu anda özel bir anayasa yapmaya çalışıyor. Bu zorlu bir süreç. Anayasa yaparken toplumu sürece dâhil etmek sadece daha iyi bir anayasa yapmanızı sağlamaz. İnsanların kendini bu sürecin bir parçası olarak hissetmesini sağlar. Bu büyük bir deneyim.
-Müzakereci ekip kuruldu. En basit ve tartışmaların en az olduğu noktadan başlandı.

- Süreç, oy birliği, nitelikli çoğunluk “yeterli uzlaşma” temelinde devam etti. 

- Genel af çıkartıldı. Komünist Parti serbest bırakıldı. 

-Müzakerelerde kadınlar ve erkekler eşit temsil edildi. 

Anayasa yapımında hız meselesi önemli, başlandığında bir zaman konulup bu sürede bitirilmeli. 

- Herkes o anayasanın aynasında kendisini görebilmeli.

-Biz hükümetten 'düşman' diye bahsederdik, onlar da bizden 'terörist.' Bu, müzakere süreciyle beraber dönüşmek zorunda kaldı. Terminoloji önemli. Sakince her şeyi planlayıp, gelinen aşamayı topluma, parlamentoya sürekli anlattık. Bunu yapınca insanlar kendilerini ihanete uğramamış, tam tersine eğitilmiş hissetti. 

- Biz silah bıraktırma sürecinde her şeyi aşamalı yaptık. 'Konuşma' iradesi belirince, her iki taraf da silahları kullanmama kararı aldı. Bu birinci aşama. Sonra insanların hapisten çıktığını, konuşma özgürlüğünüz olduğunu görürsünüz. Bu başka bir aşama. Ardından silahların kontrol aşaması gelir. Silahlar uzlaşmayla belirlenecek bir mekâna toplanır ve yerini de birkaç komutan bilir. Sonra bu kontrol, kıdemli siyasi figürlere bırakılır. Ama bu aşamaların hepsi müzakerelerde gelinen aşamalarla desteklenen adımlar. Sürecin sonunda insanlar orduya katıldı. Ellerine yine silah aldılar ama bu kez çok sevdikleri ülkelerini korumak için.

-Yeni bir anayasa yapmak sadece bir geçiş değil, büyük bir değişimdi. Irkçılığı temel alan bir anayasadan, insan haklarını temel alan bir anayasa geçtik”

- Burada herkes 'Kürt Sorunu' diyor. Bu bir Kürt sorunu değil, Türkiye sorunu. Siz Kürt sorunu deyince tüm sorumluluğu onlara yüklüyorsunuz.


Bu ve benzer deneyimlerin paylaşılacağı daha çok ortamlar yaratılmalı. Anayasa Uzlaşma Komisyonu beyaz sayfanın “ olması gerekenler” sütununa bu notu da düşmeli.

“içine şeytan kaçmış” Dağdaki gerilla lideriyle, Ankara’daki hükümet yetkilileri, legal siyaset yapan PKK çizgisindeki Kürt siyasetçilerle, AKP, CHP, MHP arasında zihniyet olarak hiçbir fark yok.  “Kürtler için talep ettikleri, siyasal, sosyal, kültürel istedikler”  Talep zihniyeti 21. yüzyıla ait, yöntem ve araçlar 19. yy araç ve yöntemleri.  hava saldırılarıyla, PKK, devlet ve iktidar aynı yüzyılda, aynı zihniyette buluştular.

Hani anaların göz yaşa dindirilecekti?

PKK, BDP, dağda taşta öldürülen Kürt çocukların ölümünden sorumlu olduğunuzun farkında mısınız? Ben çekiliyorum, halk savaşa başlatacağız diyenler ne duruyorsunuz başlatın, 300 uçakla Kandili bombalayacağız diyenler, gidin bombalayın”  
Kürt ve Türk anaların iki eli yakanızda olacaktır.



Bu yazının kısa hali 24 Ağustos 2011 'de Taraf gazetesinde yayınlandıŞimdi toplumsal barışın kapısını açmak Başbakan Erdoğan’ın elindedir. Hem milletvekili krizini çözmek, hem Kürt sorununda köklü bir çözümün kapısını açmak Ak Parti liderinin elindedir. Bugün böyle bir tarihsel liderliğe ihtiyacı var Türkiye’nin. Bunu gerçekleştiren lider, tarihe geçer.”





BDP ve bağımızlar bu ortamda demokratikleşme sürecine ve yeni anayasa yapımına en güçlü destek veren katılımcı olacak diye düşünüyorum.