Devletin Bekası Sendromundan ne Zaman Kurtulacağız?

 

 

Tarihten gelen devletin bekası sendromumuz var.  Bugün yaşanan Sistem Krizi veya yeni sistem kurma hikâyesi özünde devlet krizi. Cumhuriyetin ilanıyla oluşan devlet kimliği var olan durumu kapsayamadı ve sürdüremedi.

Liberal demokratların İkinci Cumhuriyet arayışı ile siyasal İslamcıların “Cumhuriyet parantezi kapandı” söylemi tarihsel olarak reformcularla, muhafazakârlarım mücadelesini yansıtıyor. Bugünkü tablo, muhafazakârları egemen olduğunu gösteriyor.

Ancak devletin bekası sorunu bitmiş değil. İslamcı muhafazakarlar devletin bekasını,  İslamcı değerler, söylem ve ritüllerleri öne çıkartarak  sağlayacaklarını  düşünüyorlar ve devletin  muhafazakar kanadıyla  işbirliği yaparak, Sünni İslam soslu siyaset, anlam ve değer, simge, ritüelleri  öne çıkartarak  ve  devletin askeri-silahlı gücünü büyüterek BEKA sorunun  yok  edeceklerini düşünüyorlar.  Sünni İslamcılık ve Türkçülükle bu işin çözmek için ideolojik ve siyasal olarak AKP-MHP yoldaşlığı ve devletin ulusalcı-Avrasyacı fraksiyonu birleşerek, İslamcı-Türk Milliyetçi bir iktidar bloğu oluşturdular. Bu blok 16 Nisan’da muhafazakâr kesimde yüze elli ile kabul gördü.

Bu durum huzur içinde sürdürülebilir mi?

Eğer devletin bekasından yola çıkılırsa,  sosyolojik, tarihsel realiteyi yok sayarak veya varmış gibi sayarak devlet bekasını askeri, güvenlikçi veya ideolojik, dini yolla sağlamak pek mümkün olmaz.

Neden? Tarihe dönüp bakmak lazım.  

Osmanlı Beka Sorunun Çözemedi Çöktü

 Osmanlı İmparatorluğu, imparatorluklar çağının bittiği tarihsel süreçte yıkıldı. Her imparatorluğun yıkılma veya dönüşme hikâyesi var.

Osmanlı imparatorluğu öteki imparatorluklar büyürken ve tarihin seyrine ayak uyduramadığı için yıkılan bir imparatorluk. Aynı zamanda imparatorluklar yıkılırken tarihin seyrine ayak uyduramayan devlet bekasını koruyamadığı gibi dönüştüremediği için parçalanmaktan kurtulamadı.

Cumhuriyet kuruldu ama beka sorunu o gün bugün hala bitmedi. Toplum olma ile devlet-birey ile devlet ilişkisinin nasıl olacağı ikilemi ne ideolojik ne siyasal, ne sosyal olarak aşılamadı.  

Bu nedenle, nasıl bir devletiz? Laik mi, demokratik mi, İslamcı mı ve nasıl toplumlar topluluğundan oluşuyoruz?  Resmi tanım ile reel durum hala netleşmiş değil.  Bu nedenle devletin ulus kimliği ve bekası sorunu hala tartışılıyor. Bu imparatorluktan fiili ve zihinsel alınan bir miras ve travma.

Beka sorumu Osmanlının gerileme ve çöküş dönemiyle başlayıp Mondros Mütarekesiyle ortada ne imparatorluk ne devlet kalıyor. Dört antlaşma Osmanlıyı yıkılışa götürüyor. 1699 Karlofça,  1774 Küçük Kaynarca, 1856 Paris ve 1878 Berlin antlaşması.

Osmanlı dışındaki imparatorluklar hem dünyayı değiştiren güç dengesi oldular, hem de kendileri değiştiler.  Kapitalizm, Fransız devrimiyle Monarşi, krallık ve imparatorların iktidar ve hükmetme gücüne sınırlamalar getirdi, Kilisenin imparatorla birleşen iktidar gücünü laiklik  birbirinden ayırdı. Yönetme erki ve gücü meclise verildi. Teknolojik gelişme ile birleşen ekonomik ve askeri alandaki gelişme karşısında Osmanlı imparatorluğu hem toprak vererek, hem ekonomik bağımlılığını artırarak erimeye doğru gitti.

Osmanlı imparatorluğu dünyanın bu değişimine kendini uydurmak için çabaladı, reformcu padişahlar vezirler olmadı değil; ancak muhafazakârlık ve “padişahım çok yaşa” dalkavukluğu hep egemen oldu. Tanzimat la başlayan askeri, idari, giyim kuşam, hukuk reformlarına karşı “dini gerekçeler, şeriata uyup uymama”  gerekçesiyle askeri, bürokratik ve saray içinde her zaman güçlü direnç oldu. II. Mahmut, Abdülmecit bu direnci kıracak otorite ve iradeyi gösteremediler.  Aynı zamanda İmparatorluk Batı ile bu bağlamda boy ölçüşecek aydınlanmacı entelektüellerden de yoksundu. Bu görüldüğü için Avrupa’ya örgenciler gönderildi, yeni veya Genç Osmanlılar Hareketi,  Osmani İttihat-i Terakki hareketi Osmanlının Batılılaşma amacının ürünü olarak ortaya çıktı.

Namık Kemal’in “Vatan kavramı”, Ziya Paşanın Kanun-i-Esasi ve meşrutiyet” peşinde koşması çöken imparatorluğu kurtarmak için yeni kimlik ve meşruti monarşi yoluyla imparatorluğu kurtarma arayışıydı.

 II. Mahmut’la başlayan Tanzimat ve ıslahat çabaları, çok kimlikli sentetik imparatorluk devleti içinde yer alan değişik milletleri bir arada tutmaya yetmedi. İmparatorluğu kurtarma arayışı içindeki reformcular meşrutiyet ilan edilip, Kanun-i Esasi kabul edilirse imparatorluktan geri kalanlarla imparatorluğun bekasını sağlayacaklarını düşünüyorlardı. Beceriksiz padişah ve sadrazamları uzaklaştırıp, “becerikli”  padişah ve sadrazamlar iş başına gelirler  “değişim” ve “yenilenme” olacağını düşündüler. Abdülaziz’i indirip, II. Abdülhamid’i  ite kaka padişah yaptılar. Daha önce  yazmıştım  II. Abdülhamit Meşrutiyeti  ilan etti ve reformcuları terk ederek muhafazakarlarla iş birliği yaptı, Rus savaşını bahane ederek Meclis-i Mebus anı kapattı.  İmparatorluğu kurtarma umuduyla padişah yapılan II. Abdülmaid Rus savaşında yenildikten sonra  Osmanlı imparatorluğunu siyasi egemenliğini farklı din, dil ve ırktan olan Hıristiyan tebayı   topraklarıyla  birlikte kaybetti. Kuzey Afrika da  Tunus, Mısır, Sudan. Girit,  Makedonya’da: Bulgaristan, Teselya, Bosna-Hersek ve Kıbrıs… 1878 Berlin Antlaşmasıyla Osmanlıdan kopuyor.

Osmanlının Bekasını Müslümanlıkta Kurtaramadı!

Çöken imparatorluk ve devletin bekası için iki kurtuluş yolu ortaya çıkıyor. II. Abdülhamit ve şürekası Berlin Antlaşmasında yer alan Müslüman olanlarla, olmayanların eşitliğini bir kenara itiyor Pan-İslamizle, İmparatorluk içinde kalan topraklarda Müslümanlaştırma veya “arındırma” Müslüman olmayanların imhası politikasına yol veriyor. Özeti şu, Osmanlı sınırları içinde yaşayan, dini, dili milliyeti ne olursa olsun “teba”  kabul ediliyordu. Teba milliyetçilik ve bağımsızlık için isyan ediyor: Balkanlarda, Sırplar, Rumlar, Bulgarlar, Anadolu’da Ermeniler, Suriye’de Dürziler Berlin Antlaşması haklarını istiyorlar. Abdülhamid kafaya pan İslamcılığı takmış. Bu politika Anadolu’da Ermenilere karşı Sünni Kürt aşiretlerinden kurulu Hamidiye Alaylarıyla Van’dan, Çukuravo, Adana’ya kadar bölgede Ermeni malına mülküne el koymayı ve katliamların önünü açıyor.

Makadenyo’da Bulgar, Sırp, Rum, Arnavut komitacılara karşı komitacılık örgütlenmesi yaparak savaşan radikal reformcu İttihat Terakkiciler komitacı örgütlenmeler yaparak Abdülhamid’i iktidardan indirdiler. II Meşrutiyeti ilan ettiler ve  imparatorluluğu kurtarma hayali ile I. Dünya savaşına katılarak Lozan’da  Osmanlı imparatorluğunu tarihe gömdüler.

 İttihat Terakkinin Edirne-Makedonya örgütü içinde yer alan ve Enver Paşa gibi radikal olmayan yenilikçi-reformcu kanadı olarak tanımlanabilecek:  Mustafa Kemal Selanik İttihat Terakki komitesinde, Kazım Karabekir Manastır, İsmet İnönü, Edirne, Refet Bele Selanik komite üyeleri.

Kurtuluş savaşı ve Cumhuriyeti kuran ekip, en nihayetinde ittihat terakkinin içinden gelen ve devletin iyi padişahlarla kurtulamayacağını anlayan ve önce batan imparatorluğu bir yana bırakarak yeni bir devlet kurma ve bunun için işgal edilen  son coğrafyayı kurtarma için yola  çıkıyorlar  ve amaçları cumhuriyet, bu cumhuriyet nasıl olacak sorusu daha sonraya bırakılıyor.

Önce devlet kuralım fikri etrafında birleşen, asker sivil ekip yola çıkıyor ve devlet kurma aşamasına gelince, Cumhuriyet kurma fikri galip geliyor.

Bu devlet tarihini Türklerin tarihine kadar götürerek, Türk kimlikli modern ulus devlet olarak tasarlanıyor.

Evdeki hesap çarşıya uymuyor. Önce siyasal muhalefet farklı rejim ve sistem öneriyor, sonra 1925 Şeyh  Sait ayaklanmasıyla Kürtler devleti bölecekler  sendromuyla  devletin beka sorunu depreşiyor.  Cumhuriyeti kuran kadro zaten imparatorluğun bekasını sağlayamamanın sendromu içinde olan bir ekip. Azınlıklar ve Kürtler Cumhuriyet devletini bölecek ve parçalayacaklar ve yabancı devletler bunlara destek verecek paranoyası takıntı olarak kaldı ve devam ediyor.

Devletin bekası tehlike de takıntısı, bir gün gelecek Kürtler isyan edip bizi bölecekler,  Komünistler güçlenecek Rusları çağıracaklar, Ruslar Türkiye’yi işgal edecek ve Humeyni sonrası “Türkiye İran olacak, Şeriat gelecek…”

Bu Topraklarda Yaşayan Herkes Türk’tür

Cumhuriyet Türk kimliği üstüne kurulduğunu ilan etti. Beka sorununu bertaraf etmek için ideolojik, kültürel Türkçülük ve herkesi Türkleştirmek “Vatandaş Türkçe konuş” veya tek parti dönemi Adalet Bakanı Mahmut Esat Bozkurt 19 Eylül 1930'da Milliyet  gazetesine verdiği demeçte  Benim düşüncem şudur: Herkes, dostlar, düşmanlar ve dağlar, bu ülkenin efendisinin Türkler olduğunu bilmelidir. Saf Türk olmayanların, Türk Ana Vatanında sadece bir tek hakları vardır: Hizmetkâr olma hakkı, köle olma hakkı.” Keza, Ağrı’da patlak veren Kürt ayaklanması üzerine yaptığı bir konuşmada Başbakan İnönü de şunları söylüyordu: “Bu ülkede sadece Türk ulusu etnik ve ırksal haklar talep etme hakkına sahiptir. Başka hiç kimsenin böyle bir hakkı yoktur.” Bu zihniyetin ideolojik takipçileri aramızda yaşıyorlar.

Üç Anayasa da millet ve devlet tanımı şöyle yapılıyor:1921 Anayasası; ki belki Teşkilatlanma Sözleşmesi demek daha doğru bir tanım olur. Teşkilatı Esasiye 24 maddeden oluşur. Hakimiyet bilâ kaydü şart milletindir. İdare usulü halkın mukadderatını bizzat ve bilfiil idare etmesi esasına müstenittir.” Ve “Türkiye Devleti Büyük Millet Meclisi tarafından idare olunur ve hükûmeti “Büyük Millet Meclisi Hükûmeti” ünvanını taşır.”

1924 Anayasası Türkiye Devleti Bir Cumhuriyettir. Türkiye Devlet,  Bir Cumhuriyettir. “ der ve 4. Maddede  “Türk milletini ancak Türkiye Büyük Millet Meclisi temsil eder ve Millet adına egemenlik hakkını yalnız o kullanır.” Türkiye Devletinin dini, İslâm’dır: Resmi dili Türkçedir; makkarı Ankara şehridir.”

1961 Anayasasına Başlangıç   Maddesi konur ve anayasanın ruhu ve felsefesi tarif edilir. “Tarihi boyunca bağımsız yaşamış, hak ve hürriyetleri için savaşmış olan;  Anayasa ve Hukuk dışı tutum ve davranışlarıyla meşruluğunu kaybetmiş bir iktidara karşı direnme hakkını kullanarak 27 Mayıs 1960 Devrimini yapan Türk Milleti;  “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” ilkesinin, Milli Mücadele ruhunun, millet egemenliğinin, Atatürk Devrimlerine bağlılığın tam şuuruna sahibolarak” diye devam eder.

1982  Anayasası Başlangıcı maddesiyle devletin ideolojik temellerini belirler. Türk Vatanı ve Milletinin ebedî varlığını ve Yüce Türk Devletinin bölünmez bütünlüğünü belirleyen bu Anayasa, Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu, ölümsüz önder ve eşsiz kahraman Atatürk’ün belirlediği milliyetçilik anlayışı ve O’nun inkılâp ve ilkeleri doğrultusunda;” ve devamla “Hiçbir faaliyetin Türk millî menfaatlerinin, Türk varlığının, Devleti ve ülkesiyle bölünmezliği esasının, Türklüğün tarihî ve manevî değerlerinin, Atatürk milliyetçiliği, ilke ve inkılâpları ve medeniyetçiliğinin karşısında korunma göremeyeceği ve lâiklik ilkesinin gereği olarak kutsal din duygularının, Devlet işlerine ve politikaya kesinlikle karıştırılamayacağı;

Her Türk vatandaşının bu Anayasadaki temel hak ve hürriyetlerden eşitlik ve sosyal adalet gereklerince yararlanarak millî kültür, medeniyet ve hukuk düzeni içinde onurlu bir hayat sürdürme ve maddî ve manevî varlığını bu yönde geliştirme hak ve yetkisine doğuştan sahip olduğu;

Topluca Türk vatandaşlarının millî gurur ve iftiharlarda, millî sevinç ve kederlerde, millî varlığa karşı hak ve ödevlerde, nimet ve külfetlerde ve millet hayatının her türlü tecellisinde ortak olduğu, birbirinin hak ve hürriyetlerine kesin saygı, karşılıklı içten sevgi ve kardeşlik duygularıyla ve “Yurtta sulh, cihanda sulh” arzu ve inancı içinde, huzurlu bir hayat talebine hakları bulunduğu;

FİKİR, İNANÇ VE KARARIYLA anlaşılmak, sözüne ve ruhuna bu yönde saygı ve mutlak sadakatle yorumlanıp uygulanmak üzere,

TÜRK MİLLETİ TARAFINDAN, demokrasiye âşık Türk evlatlarının vatan ve millet sevgisine emanet ve tevdi olunur.”

 Geldik Bugüne: Sistem Krizi-Devlet Krizi

 Devlet bekası hala devam ediyor. Bugün sistem değişikliği krizi özünde devlet bekası arayışı krizi, sonuç olarak bir devlet krizi, devlet içinde çatışmalı bir dönemin içinden geçiliyor.

Örtük biçimde devlet kimlik krizi yaşıyor.  Türk kimliği ve Laiklik temeli üstüne kurulan cumhuriyet devletinde kimlik çözüldü, artık her düzeyde siyasi ve devlet katında, Kürler, Lazlar, Çerkezler, Abazalar, Aleviler… vs gibi Osmanlı içinde yer alan neredeyse bütün kimlikler  resmi söylem  düzeyinde resmileşrmiş  durumda!, anayasal olarak  hala “Türk ve Sünni” kimlik  yerli yerinde duruyor.

Anayasadaki laiklik ilkelerinin çevresinden dolanan siyasal İslam resmi devlet –Müslümanlığı olarak devletle bütünleşti, devletin bekasının kurtarıcı rolünü üstlendi. Devlet bekasının 2017 deki anlamı: (Rabia  idi ama artık kullanılmıyor) tek devlet, tek dil, tek millet, tek bayrak.  Devlet bekasını ifade eden bu dört şık kendi içinde sorunlu olan “tek millet.”  Çünkü imparatorluk tebeyı milletleştiremediği için çöktü. Cumhuriyet Türk kimliği milletine dayanan devlet kurmayı amaçladı. Devletin bekası olarak ilan edilen dört şıktaki  “tek millet” için, “Türkler, Kürtler, Çerkezler, Abazalar, Romanlar, Lazlar, Aleviler, Sünniler…”  diye sık sık cumhurbaşkanı nutuk atıyor. Ve hepimiz Türk milletiyiz diye noktalıyor. Nasıl bu sayılanların hepsi Türk oluyor?

Devletin içinde kimlik krizi sistem ve rejim çatışması olduğu bir gerçek. Bu çatışma hem Türkiye deki Kürt sorunu ve bölgedeki Kürtlerin sorunları bağlamında Türkiye’nin Bekası sorunu olarak kapı önünde, kapı ardında devletin açık ve derinliklerinde tartışılıyor. Tarihsel olan iki eğilim: Reform ve muhafazakârlık gene karşı karşıya; Muhafazakârlar siyasal Müslümanlık ve Türkçülük etrafında birleşerek devletin bekasını kurtarmak için el ele verdiler.

Reformcular… Pardon öyle birileri var mı? Onlar kah solculuk,   kah anti emperyalizm adına milliyetçi-ulusalcı oluyorlar ve müesses nizamın yanında yer alıyorlar.

Belki milliyetçilik, anti-emperyalist ulusalcılıktan uzak kalmış reformcular varsa da… onlara da gelen vuruyor, giden vuruyor.