Dijitalleşme ve birden çok kapitalizm modeli

 

 

Küreselleşme ve 4. Sanayi Devrimini anlamadan, bu süreçlerin içine girmeden, ne işletmeler, ne eğitim-öğretim, ne de siyaset alanında başarılı olmak zor ve imkânsız hale geliyor.

Dijital Dönüşüm dediğimiz şey 3. Sanayi Devrimini başlattı. 4. Sanayi Devrimi dijitalleşme temelinde en ileri teknolojiler üretim içinde derinlemesine yerleşiyor.  Makine, ürün, sistemler, süreçler ve insanlar, sensörler ve uyarıcılar yoluyla birbirine bağlanıyor ve tüm süreç boyunca birbirleriyle iletişim kuruyorlar. Bütün bunlar nesneler interneti olarak tanımlanıyor. Hayatımızdaki bütün eşyalar ve kullandığımız bütün nesneler birbiriyle konuşuyor. Uzun uzun yapılan işlemler artık yapay zekâ ve makine öğretisine emanet.Bu süreç Türkiye ve dünyayı olumlu ve olumsuz etkiliyor ve yönlendiriyor; birbiriyle çelişen kapitalizmleri ortaya çıkartıyor.

FARKLI KAPİTALİZMLER

 

Kapitalizm gelişirken, burjuvazi, ticaret, vergi hukuku para değeri ve bütün bunların devlet sınırları içinde standart olmasını istedi. Ulus devlet sınırları böylece çizilmiş oldu.  Devlet ve devletlerarası hukuk, uluslararası ticaret hukuku, devlet yönetim sistemleri 1. 2.ve 3. Sanayi devrimlerinin gelişmesinin önünü açacak biçimde düzenlendi.  Demokrasi, insan hakları, 3. Sanayi devrimiyle birlikte evrensel ilkeler haline geldi.

Küreselleşme ve 4. Sanayi Devrimi, üretim, ticaret, sermaye hareketleri alanında ulus devlet ötesi, küresel ağlar ilişkisi içinde hareket ediyor. Ulus devlet modelini aşan bu küresel faaliyetlerin ulus üstü, hukuk oluşumu sürüyor. 

Bu süreç erken kapitalist ülkelerle geç kapitalist ülkeler arasında sistem farklılıklarını ortaya çıkarttı.  Geç kapitalistleşen Doğu Asya, Avrasya, Latin Amerika, Kuzey ve Güney, eski Sovyet coğrafyasında, Çin ve Rusya’da olduğu gibi kontrollü demokrasi, kontrollü kapitalizm olarak tanımladıkları, otoriter, anti demokratik sistemle 4. Sanayi devrimini yakalayacaklarını düşünüyorlar.

 16 Nisan referandumuyla Türkiye’de bu kategoriye direksiyonu kırdı.

Batı kapitalizmi bugün demokrasi, insan hakları, temel hak ve özgürlükler, hukukun üstünlüğü değerlerini“insanlığın değerleri”  olarak savunuyor, bütün dünyanın bu değerleri savunmasını istiyor. Avrupa Birliği (AB) böyle bir düşüncenin gelişimi sürecinde ortaya çıktı. AB kriterleri, batı kapitalizminin geldiği en yüksek demokrasi ve demokratikleşme noktası olarak kabul ediliyor.  Bu model sosyal ve demokrasinin kurum ve kurallarının kurulduğu ve işlediği bir model; bu modelin birçok unsuru biçimsel kaldı,  dijital dünyanın gelişimine yanıt veremiyor. Bu nedenle Batı demokrasisi siyasal alan olmak üzere birçok alanda tıkanmış ve krize girmiş durumda.  .

 

KAPİTALİZM GELİŞİYOR, SİYASET DARALIYOR

Sosyal demokrat, sol, sosyalist iktidarlar 50 yılda kapitalizmi, reformlar yoluyla demokrasinin geliştiği,  sosyal devlet modeli haline getirdiler.  Demokrasi, demokratik değerler, insan hakları, hukukun üstünlüğü, çoğulcu ve katılımcı demokrasi bu 50 yılda oluştu. Bu kapitalizm bu demokratikleşme dönemde çok gelişti, bu değerlerin savunucusu oldu. Kuşkusuz sosyalist ve kapitalist sistem rekabet ve çelişkisi bu gelişmede itici rol oynadı.

Bugün başta sosyal haklar, bireysel hak ve özgürlükler,  temel eğitim hakkı, seçimli demokrasi, kimi zaman biçimsel de olsa hukuk devleti gibi kurumlar ve haklar öyle veya böyle bütün devletler tarafından kabul edilmiş durumda.

Siyasal olarak, sosyal demokrat ve sosyalist partilerin ideolojileri, reformcu politikaları başta AB olmak üzere batı demokrasisinin bugünkü noktaya gelmesinde belirleyici olmuştur.

Kapitalizmin sosyalleşmesinde önemli rolü olan Almanya Sosyal Demokrat Partisi (SPD)  Programları enternasyonal nitelikli olmuştur.  Sosyal demokrasi, sol ve sosyalist hareketin en gelişmiş programı kabul ediliyor.  Uzun tartışmalardan sonra 2006’da Hamburg Programı kabul edildi. Program 21. Yy. şöyle tanımlıyor: 

“21. yüzyıl tam anlamıyla küresel olan ilk yüzyıldır, insanlar dünya çapında birbirine daha önce hiç olmadıkları kadar muhtaçtır.

Dünya bütünleşiyor. Dijital iletişim araçları ve diğer teknik yenilikler mekânın ve zamanın anlamını kökten değiştirmiştir.

Tarihte ilk kez dünya çapında, insanoğlunun büyük bir kısmının dâhil olduğu bir iş bölümü yaşıyoruz.  Küreselleşme, sınırların ve pazarların açılması yalnızca teknik yeniliklerin değil, siyasal kararların da sonucudur.

Küreselleşme açlığın, yoksulluğun ve salgınların üstesinden gelme olanağını getirir.  Dünya ticareti çok sayıda insana yeni iş ve refah getirir.  Fakat küresel kapitalizmin belirleyici özelliklerinden biri de demokrasi ve adalet eksikliğidir aynı zamanda.

Böylelikle özgür ve dayanışmacı bir dünyaya giden yolda bir engel oluşturur. Eski adaletsizlikler körükler, yenilerini yaratır.  Bu yüzden ülkemizde, Avrupa'da ve dünyada küresel kapitalizme sosyal bir yanıt verecek olan bir siyaset için mücadele etmekteyiz.

Küresel kapitalizm büyük ölçüde sermaye biriktirmesine karşın bu sermaye yoluyla mutlak bir refah artışına neden olmaz.

Zincirden boşanmış finans piyasaları, uzun vadeli sürdürülebilir bir ekonomiye ters beklentiler ve spekülasyonlar yaratır.

Hızlı ve yüksek bir rant tek hedef haline geldiğinde sıkça istihdam olanakları yok edilir ve yenilikler engellenir. Sermaye esasen katma değere ve refaha hizmet etmelidir.”

SDP, Hamburg Programı’nda “Fransız Devriminin temel talepleri özgürlük, eşitlik, kardeşlik, Avrupa demokrasisinin temelleridir.

Eşit özgürlük hedefi modern çağda adalet ile özdeş tutulduğundan beri, özgürlük, adalet ve dayanışma, özgürlükçü demokratik sosyalizmin temel değerleridir.

En büyük ulus devletler dahi küresel sermayenin yatırımları için yarışan basit birer şirket yerleşim yeri haline dönüşme tehlikesiyle karşı karşıyadırlar. Ulus devletler bu yüzden birleşmeli ve etkilerini birlikte artırmalıdır.

Avrupa bu yolu seçmiştir. Sosyal bir Avrupa dünyanın diğer kıtalarına da örnek olabilir.

Dünyada hiç bir zaman bu kadar bilgi bulunmamıştır. Teknik ilerleme inanılmaz bir hız kazandı. Biz sosyal demokratlar insanların geleceklerini barışçı, adil ve dayanışmacı bir biçimde düzenleyebileceklerine inanıyoruz.

İçinde yaşadığımız zamanın net ve gerçekçi bir analizinden yola çıkarak yaşamaya değer bir geleceğe ilişkin tasarımlarımıza varıyoruz. 20. yüzyılın ulus devletlerine ve eski sanayi toplumuna dönmenin bir yolu yoktur.

21. yüzyılın büyük görevi küreselleşmenin demokratik siyaset yoluyla şekillendirilmesi ve düzenlenmesidir.

Demokrasimiz bir güven bunalımı geçirmektedir. Geleneksel parti bağları zayıflamaktadır.”

Program tartışmaları başladığında dünya çok değişmişti, kabul edilişinden 10 yıl sonra değişim öyle hızlandı ki, programdaki ilkeler ve tanımlamalar eskimiş oldu.

İngiltere İşçi Partisi’nin 3.Yol programıyla girdiği dünyayı anlama arayışı da hüsranla sonuçlandı.

Özetle sosyal demokrat, sol, sosyalist partiler başta işçi sınıfı hareketine dayanan Batı’da ve bütün dünyada, ideolojik, politik olarak evrimci-reformcu rollerini yitirdiler. Bu nedenle muhafazakâr ırkçı partiler yükselişe geçtiler. 4. Sanayi devriminin yaratacağı, sosyal, ekonomik çelişkiler yeni siyaseti ortaya çıkartacak. Sosyalizmin ve sosyal demokrasinin deneyiminden, yeni siyasetin yararlanacağı çok şey var.

Sonuç olarak dijitalleşme ve 4. Sanayi devrimini aynı hızda gerçekleştiremeyen ülkeler arasında eşitsizlik artacak, geride kalan ülke rejimleri ve sistemleri otoriter yönetimleri üretmeye devam edecek.

Türkiye 24 Ocak 1980 kararlarından bu yana Batı kapitalizmi dünyasına entegre olma- olmama kavgasında gidip geliyor, bu aynı zamanda demokratikleşme ve otoriterleşme gidiş geliş kavgası.  AB ve Batı dünyası kurumları ve değerlerinden koptukça, “öteki kapitalist” dünyaya doğru gidiyor.

 Muhalefetin bir de bu gözle dünyada ve Türkiye’de olup bitene bakması, iktidara alternatif olabilmek için önce kendini yenilemesi ile işe başlaması gerekiyor diye düşünüyorum.
Yoksa “benim oğlum bina okur, döner döner yine okur”  döngüsünde dönüp durulur.