Emir komuta içinde olan adalete karşı ADALET İçin yürünür

 

 

 

Hayatımızda ne kadar adaletli ve adil davranıyorsak, devlet yöneticileri, iktidar sahipleri ve adalet uygulayanlar da o kadar adaletli ve adiller. 

Yasalar kâğıt üzerinde kalıyor ve güçlü olanın istediği gibi işliyorsa, adalet, adil olmayı beklemek olmayacak duaya âmin demek oluyor.

Yaşananları anlamak için hukukçu olmak gerekmiyor.

Girin Ceza Tevfik Evleri envanterine haklı ve suçsuz olduğu halde yıllarca ve yıllarca yatan yüzlerce kişinin dramı karşısında kafanızı sağa sola sallarsınız, gözünüz dolar, “şeriatın kestiği parmak acımaz” veya “adalet er geç tecelli eder” der,   durumu kadere havale edersiniz. 

Bugün  “kesilen parmak acıyor, adalet er geç tecelli etmiyor…”

Kavram olarak adalet: “Yasalarla sahip olunan hakların herkes tarafından kullanılmasının sağlanması,  Hak ve hukuka uygunluk, hakkı gözetme”  Adil, olma: “Adaletle iş gören, adaletten, doğruluktan ayrılmayan, hakkı yerine getiren” olarak tanımlanıyor.

Tanım çok güzel. İş uygulamaya geldi mi yazılanlar yazılı olarak kalıyor.

“Karakolda doğru söyler mahkemede şaşar”  deyişi bu memlekette adaletin ne kadar adil olduğunu göstermiyor mu?

Bu ülkenin muhafazakârları,  tek parti döneminin adalet uygulamalarına karşı Adalet Partisini kurdular, kırk yıl sonra İslamcı gelenekten gelenler partilerinin ön adına Adalet koydular.

Ön adı adalet olan parti iktidarının adaletli ve adil olmayan uygulamalarına karşı “Adalet Yürüyüşü” başlatıldı.

Sonuç ne olacak merakla bekliyoruz.

Devlete Karşı Siyasi Suç

Tarihte siyasi suç kavramı ve kapsamı egemen ve iktidar olanların ideolojik- politikalarına karşı çıkanlar için  kullanıldı.

Kılıçdaroğlu’nun  “Adalet Yürüyüşü”,  mahkemelerin siyasi davalarda iktidarın arzusu ve yönlendirmesiyle verilen karar ve bunun yarattığı geniş kesimleri etkileyen mağduriyeti gündeme taşıdı.

Araştırmalara göre “Yargıya güven” yüzde 70’lerden yüzde 30’lara düşmüş durumda.

 Yakın tarihte Ergenekon-Balyoz davalarıyla başlayan sulandırılmış, şaibeli siyasi yargılamalara son zamanlarda taciz-tecavüz, yaşam tarzına müdahale gibi davalarda verilen kararların sık sık değiştirilmeye başlanınca “adalet” meselesi herkesin vicdanını yaralar oldu.

Öte yandan Fettullah Gülen ve Cemaati,  FETÖ ilan edildikten sonra iktidarı eleştiren bütün siyasi davalar ve mahkeme kararları FETÖ’cülere yüklenerek siyasal sorumluluğun gözden ve hukuktan kaçırılması insanların gözünden kaçmadı. Aynı “mahallenin” insanları iyi tanıdıkları komşularının FETÖ’cü, teröre destek vs. gibi suçlanıp tutuklanmaları, işten atılmaları karşısında şaşkına döndüler. Bu kadarı da olmaz dedirten olaylara şahit olundu.

Hele de solcu, sosyalist, laik modern-cumhuriyetçi olup da FETÖ’cü diye yapılan tutuklamalar “Yavuz hırsız ev sahibinin bastırır” misali, Gülenle al takke ver külah olanların cevval FETÖ düşmanı olması akıl  ve vicdan sahibi olanlara inandırıcı gelmiyor.

Tarih sayfaları durduğu yerde duruyor. Siyaseten üstü kapatılan dava dosyaları da ciltler halinde kilitli soğuk, karanlık odalarda zamanlarını bekliyorlar.

Siyaseten hasım, düşman ilan edilenlerin yaşadığı adaletsizlikler hukuk garabetine dönüşmüş durumda.  Devlete karşı işlenen/siyasi dava iddianamelerini okuyunca Hukuk Fakültelerinde ne öğretiliyor diye sormak gerekiyor.

İmzalanan uluslararası sözleşmeler, evrensel hukuk kuralları ve değerleri OHAL dolayısıyla askıya alınmış durumda. OHAL’in yarattığı özgürlük alanının daraltılması, siyasi suç üretme alanını genişletiyor ve keyfiyet yaratıyor.

Hukuk devletinde adalet,  anayasa ve yasalar yoluyla düzenlenerek, hukukçular eliyle sağlanıyor, sağlanması gerekiyor.

Bu halde iki durum ortaya çıkıyor: Birincisi yasa yapan siyasi idare, ikincisi siyasi iradenin yaptığı yasayı uygulayan mahkemeler ve bu mahkemelerin savcıları, yargıçları.

Ortada siyasi iradenin yasa yapıcı, yasa uygulayıcıları üstündeki egemen gücü ve açık ve örtük organik ilişki içinde olmaları siyasi davaları ve kararları nesnel olmaktan çıkartarak öznelleştiriyor.  

Otoriter ve anti demokratik rejimler muhalifleri susturma k için ulusal güvenlik, milli çıkarlar, devletin birliği, bütünlüğü korumak” adına ve son 30-40 yılda adı  O ya da Bu olan terör de eklenerek siyasal suç üretiliyor. 

Geçmişte Mandela gibi kırk yıl veya Uruguay’da 14 yıl hücrede yatan gerilla  lideri Jose Mujica,  dünyanın en büyük teröristi  ilan edilen FKÖ lideri Yaser Arafat ve daha bir çok siyasal suçla  suçlananlar  devran dönünce ülkelerinde Devlet Başkanı, Başbakan, bakan oldular.

Siyasi davalarda bugün suç olan yarın suç olmaktan çıkıyor. Bugün neredeyse devlet ve iktidar politikalarına karşı yapılan her eleştiri suç kapsamına alındı. FETÖ ile mücadele için ilan edilen OHAL ve  çıkarılan KHK amacın ötesine  geçerek, sistemi, rejimi ve iktidarı eleştiren herkese yöneldi, iş çığırından çıktı.

Siyasi davaların Fettullahçıların ötesine doğru genişlemesi HDP’ye yönelik siyasal suç üretilmesiyle başladı. CHP bu süreçte kısmen destek verdi ve sessiz kaldı.

İktidarın  CHP, “ HDP-PKK ile işbirliği yapıyor” suçlamasına, Kürt illerinde Belediye Başkanlarının görevden alınmasına da sessiz kaldılar ve HDP’lileri meclisten atmak ve kriminalize  etmeyi amaçladığı açık seçik belli olmasına karşın Milletvekillerin yargılanmasına destek verdiler.

Sonuçta aradan bir yıl geçti ve  bir CHP  milletvekili de FETÖ’cü, casus vs gibi siyasal suçtan tutuklandı. Adalet yürüyüşü için iktidar/siyasi  irade olarak “bu teröre destek” diyor ve  siyasi suç üreterek ana muhalefeti krıminalize ediyorlar.

Bu ortamda,  Kılıçdaroğlu’nun “Adalet için Yürüyüş” ü geç oldu ama doğru bir çıkış oldu.

Sürece müdahale etmek, gündem oluşturmak adına güzel bir çıkış.

Her şeyin emir komuta altına alınmaya çalışıldığı bu zamanda adalet için yürünür.

 “Adalet  yürüyüşü” sessizlere ses olmak gibi nefes aldırdı.

Kılıçdaroğlu, “Bu yürüyüşün amacı mutlu bir Türkiye yaratmak. Bunun temelini de adalet oluşturuyor. Hükümet adaletle ilgili toplumun beklentilerine yanıt verirse, OHAL’i, medya üzerindeki baskıları, üniversiteler üzerindeki baskıyı kaldırırsa yani yargıyı gerçek anlamda bağımsız ve tarafsız kılarsa adaletin gerçekleşeceğine inanıyorum. Aksi halde toplumdaki tepkilerin giderek sertleşeceğini de belirtmek isteriz. Toplum tahammül edemez, bir noktaya gelir toplum patlayabilir. Adalet beklentimiz gerçekleşinceye kadar tepkilerimizi değişik şekillerde ortaya koyacağız. Bu yürüyüş bitecek ama adalet arayışı bitmeyecek.”

Durum tespiti yapmak güzel, ama durumu değiştirecek ve sonuca ulaşacak öneriler olmadığı zaman “adalet arayışı”  iyi temenni tepkisi olarak kalacaktır.

CHP’ye kan-can katar mı bilinmez. Ama muhalefette ve toplumda bir bilinç sıçraması yaratıp yaratmayacağını sonuç elde edilip edilemediğinde göreceğiz.

Terörle Mücadele Kanununda Terör tanımı ve…

Başta Adalet Bakanı, Cumhurbaşkanı olmak üzere laf olsun torba dolsun babında “ yargı bağımsız” diyorlar, aynı cümle içinde devam eden davalar için Aynı kişiler  ortada iddianamesi olmayan tutuklular için  “çürüyecekler, burunlarından fitil fitil gelecek” diyorlar.  Bu  sözler “yargısız infaz” dan başka ne ola ki.

AKP Sözcüsü Mahir Ünal, Adalet Yürüyüşü ile ilgili “Mesele Gezi’de nasıl ağaç, 17-25 Aralık’ta nasıl yolsuzluk değilse bugün de adalet değildir” dedi, CHP'yi teröre destekle suçladı.

Bir gün sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan, CHP'yi Adalet Yürüyüşü'nü “teröristlere destek vermek için” başlatmakla suçladı ve “Gittiğiniz yol Kandil ve Pensilvanya yoludur” dedi.

İnşallah işgüzar savcılar bu sözleri emir telaki etmezler.

İktidar yetkililerinin paniklemesi, yürüyüşü  “terör”e destekle suçlamaları, adalet arayışının  AKP’ye oy verenlere doğru yaygınlaşmasıdır.

Kılıçdaroğlu’nun başlattığı “Adalet Yürüyüşü” durumu değiştirebilirler mi?

Mümkündür.

İlk önce OHAL’in kaldırılması, KHK’lere son verilmesi başta olmak üzere, esas olarak Terörle Mücadele Kanunu’da (TMK)  değişiklik yapılması için CHP, HDP ve adalet arayışını destekleyen toplumsal desteği arkasına alarak teklifi meclise getirmeli.

TMK’ da değişiklik yapılmadan önüne gelenin tutuklanmasının önüne geçilmesi zor görünüyor. 

2013-2015’de  yapılan  TMK değişikliği ile  “Terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına..” ve “Terör örgütüne mensup olmasa dahi örgüt adına suç işleyenler de terör suçlusu sayılır” tanımları eklenerek,  siyasal özgürlük alanı neredeyse yok edildi.

Madde 1– (Değişik birinci fıkra: 15/7/2003-4928/20 md.) Terör; cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle, Anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasî, hukukî, sosyal, laik, ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak…

Terör suçlusu

Madde 2 – Birinci maddede belirlenen amaçlara ulaşmak için meydana getirilmiş örgütlerin mensubu olup da, bu amaçlar doğrultusunda diğerleri ile beraber veya tek başına suç işleyen veya amaçlanan suçu işlemese dahi örgütlerin mensubu olan kişi terör suçlusudur.

Terör örgütüne mensup olmasa dahi örgüt adına suç işleyenler de terör suçlusu sayılır…

 (Ek fıkra: 11/4/2013-6459/8 md.) Terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına…

Terörle mücadele kanunu böyleyken,  671 sayılı KHK ile infaz sisteminde yapılan bir değişiklikle dokunulmazlık zırhına büründürülen polisler, sivil ölümlere neden olsa bile ceza kapsamı dışına çıkartıldılar.

Karşı Hegemonya Oluşturmak

Raydan çıkmış demokrasiyi yeniden kazanmak elbette çok kolay değil.

Ana muhalefet CHP, HDP ile meclis içinde ve dışında işbirliği yapıp  “adalet ” isteyen meclis dışı toplumsal muhalefetle karşı hegemonya veya “millet iradesi” oluşturabilir.  Vicdan sahibi ve adalet duygusu olan insanlar adalet talebine destek verirler ve iktidar da bu talep karşısında çok fazla direnemez.

Geçmişte iktidarın geri adım attığı çok sayıda örnek gördük.

Karşı hegemonya, aynı zamanda siyasal iktidarın politikalarına göre karar veren adalet dağıtıcılarının vicdanlarının özgürleşmesine cesaret verebilir.