EN İDEOLOJİK SEÇİM

Hüseyin Çakır - 20/07/2007 11:02:14 (467 okunma)

EN İDEOLOJİK SEÇİM

Seçimler dolayısıyla içine girilen “politik” atmosferin arka okumasını yapanların ortak kanısı: “partiler ideolojilerden uzaklaştığı için politik heyecanı olmayan, a politik bir seçim havası yaşanıyor”. Soğuk savaş dönemi ideolojik konumlanışlarına göre bu tespit doğru kabul edilebilir. Bugünkü siyasal partilerin ideolojik olmadıkları sonucuna varılabilir. Ancak bu bir yanılsamadır. Partilerin ideolojik olmadıkları savı; İdeolojilere darlaştırılmış bir alandan, bir tarihsel süreçle sınırlandırılmış verileri temel alarak yaklaşılmasıdır. O tarihsel veriler, koşullar değiştiği için ideolojilerin ortadan kalktığı söylenemez. Demokrasi, özgürlük, piyasa ekonomisi gibi küresel kavramlar ve uygulanışları , ideolojik bir toplum modelini ifade ediyor. Türkiye son yıllarda küresel/yerel eksenli politik kutup(laştır)ma ve ideolojik tartışmalara sahne oluyor.

22 Temmuz seçimleri, rejimin niteliği konusunun merkezde olduğu sert çatışma alanı olan bir seçim oldu. 
Bu seçimlerin a politik veya ruhsuz/heyecansız oluşu kanaatini oluşturan; geçmiş seçim kampanyalarının, söylemlerinin toplumda yarattığı heyecan ve kutuplaşma kıyaslamalardır.. Heyecanlı,"politik" seçimlere, Demirel-Ecevit, Özal-Calp, Mesut Yılmaz-Tansu Çiller örnekleri veriliyor.Türkiye siyasal tarihinde seçim kampanyaları genel olarak iki ana tema ve bu tema etrafından kutuplaşma biçiminde olmuştur. Bu kutuplaşma etrafında yaşanan sert tartışmalar, atışmalar toplumda da kutuplaşma ve heyecan yaratmıştır. 

Bu seçimin ana teması ise, “cumhuriyet değerlerini savunanlar ve bunun karşısında olanlar”olarak ortaya konuldu. Bu ana tema ve bu ana tema etrafındaki kutuplaş(tır)ma ideolojiktir. Ve bu seçim bu boyutuyla, rejimin niteliği konusunda önemli bir dönemeç olabilecek bir seçimdir.Terör/bölücülük/ merkezli söylemle, bölünmeyi yakın tehlike olarak propoganda ederek, Irak'a müdahale acil olarak gündeme getirmeye çalışıldı. Bir kere daha, akser, sivil merkezli, militarizm, politikanın merkezine egemen olmak, gücünü korumak ve siyasete egemen olmak arzusunu ortaya koydu. .Laiklik, iç ve dış güvenlik, demokrasi, Kıbrıs, AB ve ABD ilişkileri bu [b]iki ana temadan bakılarak politikleştiriliyor[/b]. Partilerin dışında devlet denilen, askeri, sivil, bürokratik kurumlar ve iş dünyasının örgütleri de bu ideolojik kutuplaşmada tutum alıyorlar. Bu boyutuyla, 22 Temmuz seçimleri, önceki seçimlerin temalarından farklı temaları içerdiği için a politik miş gibi tanımlanıyor. Oysa 22 Temmuz seçimi, rejimin niteliğini merkezine alan yoğun politi-ideolojik tartışmalıi bir seçim. Seçim sonrası bu yoğunluk daha açık seçik biçimde görülecek ve hissedilecek.

“Sağın, sola, solun da sağa karıştığı” bir seçim tanımlaması da doğrudur. Yukarıda belirttiğim gibi. Bu seçimin ana teması ve bu seçimin kutuplaş(tırıl)ması, “Cumhuriyet/cumhuriyetçiler ve karşıtları” olmuştur. Bunun politik/politikacı dili, AKP ve AKP karşıtı olmak, cumhuriyeti savunmak, başka bir ifade ile, ulusalcılığı savunmak-ulusalcı güçleri bir araya toplamak olarak çağrılar yapıldı. . Sağ ve sol kavramları yerine demokrasi, demokratlık, karşında da cumhuruyet/cumhuriyetçilik, otoriter, militer kutup(laştır)ma seçimlerin ana doğrultusu oldu. Ve cumhuriyetçiler olarak; CHP-MHP... temel amaçlarının cumhuriyetçilerin AKP karşısında tek yumruk olması gerektiğini söylediler. 

Partilerin siyasal pozisyon alışını da bu kutuplaş(tır)ma süreci belirlemiştir. Ertuğrul Günay-Zafer Üskül’ ün AKP’de, İlhan Kesici- Yaşar Okuyan-Lütfullah Kayalar’ın CHP’nin yanında yer alması simgeselliği, bu kutuplaşmanın ideolojik zemininin yönü, radikalleşmeye başladığında faşizme uzanır. 
Cumhuriyetçilik merkezli, otoriter, militarist, darbeci, monolitik (tek dil/ tek bayrak/tek millet) bir yönetim sistemi, demokrasinin karşısına konuluyor.Demokrasi, Cumhuriyet, laiklik düzen ve uniter devlet için tehlikeli görülüyor. Cumhuriyet değerleri ideolojisi etrafında milliyetçi/ulusalcı kutuplaş(tırıl)ma, doğrultusunda yönlendirilen, yönetilen “sivil” çıkışlarla “millici güçler” olarak bir yanda toplan(dırıl)maya çalışılıyor. Cumhuriyetçilerin karşıtları olarak: Demokratik parlamenter sistem içinde çoğulculuğu, çok kültürlülüğü savunanlar, insan haklarını, evrensel demokrasi değerlerini savunanlar, AB sürecinin devamından yana olanlar, cumhuriyet karşıtı olarak ve daha da ileri gidenler düşman olarak görüyorlar. .

Cumhuriyet mitingleri bu kutuplaş(tırıl)manın bir yanında yer alan cumhuriyetçi/milliyetçi/ulusalcı” politikacıları/politikaları güçlendirmeye yönelik ideolojik çıkış olmuştur. Genel Kurmay Başkanı, “sivil” inisiyatif olarak bu tür çıkış çağrıları yaparak, bu ideolojik ayrış(tırıl)manın bir tarafında aktif yer almaktadır. 
Cumhuriyetçiler/cumhuriyetçilik” ve karşıtları kutuplaşması, sağ, sol, merkez siyasal duruşlarının, söylemleri de değiştirmiştir. Bunu en açık biçimde İlhan Selçuk ifade ediyor. “bana işkence yapanlarla birlikte yürüyorum” diyor. Bu ideolojik kutuplaş(tırıl)ma kendisini “küresel-yerel”ilişkisi ve çelişkilerine dayandırıyor. Milliyetçilik/ulusalcılık ekseninde bir araya gelen, dünün radikal sağı ile, Perinçek gibi “ sol” cuları , İlhan Selçukgibi darbeci-‘devrimci’ leri bir araya getiren arka zemini ise, küresel olanının dışında durarak, içe kapanmayı seçmeleridir. 

CHP’nin neden sol/sosyal demokrat olmadığı/olamadığının arkasında yatan nesnel gerçeklik: Solculuğunu küresel süreçlerin dışında tutarak, ulusal sol tanımı ile kendini “milliyetçi sol ya da Kemalist sol” olarak tanımlıyor olmasıdır. Yakın tarihte bu tarz ulusalcı/solcu örnekler olarak,Baascılık, Peronizm, Nasırcılık yaşandı ve sonuçları tarihe kaydedildi. 

Bu seçimi, ulusalcı/milliyetçi- militarist otoriter rejimden yana kutup(laştırıl)ma ideolojisi ile, demokrasiyi, hayatın her alanında egemen kılmaya çalışanların ideolojisi arasında bir seçim. “Bin umut Adayları” , “bağımsız-bağımsız sol” Baskın Oran ‘da başka bir ideolojik duruş içindeler. Türkiye’de sol ve sol dışında yeni bir umut, güvenilecek siyaset ve siyasetçi arayanlar “Bin Umut Adayları” ndan ve Baskın Oran ’dan , Ufuk Uras’tan çok şey bekliyorlar. Özellikle Baskın Oran seçim kampanyası, siyaseti sokağa taşıdı. “Gönüllü” lerden oluşan seçim büroları ve yürütülen çalışma, yeni bir heyecan yarattı. Bu yeni bir süreç, yeni bir başlangıç…