Evet, değiştik; değişmeye de devam ediyoruz...


Evet, değiştik; değişmeye de devam ediyoruz...

Günün hara güresi içinde, arada bir durup soğukkanlı düşünmek gerekiyor. Olup bitenin ne olduğunu, gideni, yaşananı ve gelecek olanın ne olacağını sormak gerekiyor. Anlamak için, zaman zaman geriye yaslanıp düşünmek insana huzur veriyor. Umutlu veya umutsuz olanı anlamak, zihin dünyamızın statikleşmemesi için, değişeni yolcu etmek, yeni gelene hoş geldin demek için “şeylerin üstüne” bir kere, bir kere daha düşünmek ve sorular sormak gerekiyor.

 


En iyi, güzel hayat mutlu yaşanandır

Şu aralar, İdris Küçükömer ve Şerif Mardin’in “Merkez- Çevre” paradigmasının sosyolojik-sınıfsal ve siyasal analizini bir kere daha hatırlayıp üstüne düşünmeye başladım.Kemal Kılıçdaroğlu Sosyalist Enternasyonal toplantısında kameralar karşısına çıkıp, grup toplantısında konuştuğu/ kavga ettiği dille konuşunca, Sosyal Demokrasi’nin demokrasi zihniyeti barajına takıldı. Gerçi Kılıçdaroğlu, “Bu, özgürlüğe müdahale” dedi amaözgürlüğün sorumsuzluk, ağzına geleni söylemek demek olmadığını bilmiyormuş demenin ötesinde, söylenecek pek bir şey yok. İdris Hoca’nın “Türkiye’de sınıfsal olarak sağ solda, sol sağda” tezi, 2013 yılında da haklı olmaya devam ediyor. Değişim, yenilenme denen şey; sınıfsal-ideolojik tanımla kapitalistleşme, küresel kapitalizmin parçası hâline gelmek ise; evet bu süreç, Menderes’le başladı, Demirel’le devam etti. Ve 12 Eylül darbesiyle başka bir biçimde devam etti. Özallı ANAP’la, devlet merkezli ve devlet eliyle kapitalizm ve sermaye aktarımı makas değiştirdi. Bunun adı; “İktisadi, siyasi ve inanç özgürlüğü” olarak tanımlandı. Arada sırada dünyaya hoş görünmek için mi, inandıkları için mi pek anlaşılamadı ama düşünce ve örgütlenme özgürlüğü lafı da söyleniyordu. 141- 142- 163. maddeler yerli yerinde dururken bunlar söyleniyordu. Takke düşüp, kel görünmeyecek sanılıyordu.


Mademki özgürlük var: “Komünistler, yasal komünist partisi kurmak için, politik göçmenlikten” dönüş yaptılar. Savcılıklara “Ben komünistim” diye kendilerini ihbar ettiler. 141-142’nin kadükleşmesini sağladılar. Fiili durum bir süre sonra hukuki durum hâline geldi. Türkiye’de işler hep böyle gidiyordu, bugün de böyle gitmeye devam ediyor.

 


Hayatı iyileştiren devrimcidir


Olup bitenlere “Tarih şöyle yaptı, böyle yaptı” denir. Tarih denen şey, her türlü yaşanmış ve geçmiş ise, “tarih” diye soyut bir günah keçisi yaratmak yerine, o tarihin öznesi olanlar kendileriyle yüzleşseler, bugünde ve gelecekte daha doğru yerde durabilirler. Tarih mi solu oyun dışı bıraktı? Böyle düşünüldüğünde, tertemiz bir ruhla, bütün günahlardan arınmış olarak, “sorumlu, sorumsuzca” gönül rahatlığıyla, yüzün kızarmadan dolaşabilirsin!


İdris Hoca’yı ve Şerif Mardin’i hain ve suçlu sandalyesine oturtarak, ilkeler denizinde yunulabilinir.


Olup-biten, gelip-geçen, duran-yürüyen, ilerleyen-gerileyen, “ilkelerde yazmadığı için”, yok hükmünde kabul edilir. Yok, kabul edilenler, ilkelerde yazılan “yüce” insanların yaşamının ta kendisidir. Menderes, Demirel, hatta 12 Eylül, ANAP ve Özal, AKP ve Erdoğan’ın değiştirdiği şeyler, solun teorik olarak “yüce-kutsal” varsaydığı insanların yaşam kalitesini iyileştirdi. Sokaktaki her insan hayatını değiştirene “Allah senden razı olsun” der. Bunu kimin yaptığına bakmazlar, bunu yurttaş olma hakkı olarak da görmediler, “hayır işi, sevap yapıyor” diye düşündüler. Bugün hâlâ böyle düşünüyorlar mı? Kamuoyu araştırmaları, “kul, cemaat kimliğinden, yurttaş olma ve evrensel hak bilincinin” hızla gelişmeye başladığını gösteriyor. Şimdiye kadar; “halkımız” siyasal olarak sağda olan ve kendilerinden gördükleri bu siyasal partilere oy verdi, vermeye de devam ediyor. Bu siyasal tercih, bu toplumun, çalışanlarının, yoksullarının, küçük ve orta ölçekli iş sahiplerinin yaşamlarını iyileştirdiği için yapılan tercih.. Bu nedenle, solun ideolojik simgeleri, imgeleri, ritüelleri onların çok fazla ilgisini çekmiyor. Sosyalist solun bütün fraksiyonları yüzde bir buçuk oy alıyor. CHP de sol kabul edilse!, yüzde yirmi yedi bile olmuyor. Sol, merkezden konuştuğu için, çevreye tepeden bakıyor. Onları eğitilmesi gereken vahşiler gibi görüyor.

 


Çevre, merkez oldu: Yeni çevrede de, kim merkez oldu?


Türkiye coğrafyasında, bu topraklar üstünde yaşayan insanlar; yöneteni, yönetileni bağlamında bakıldığında bile değiştiler ve değişmeye devam ediyorlar. Özetle; kendi çıkarına olan ne ise, siyasal tercihini o yönde yapıyor. İdeolojik tercih yapanlar ve  oy oranlarına  sosyal tabanlarına bakılırsa:  MHP yüzde 7- 13 aralığında. Tarihî Milli Görüş yüzde 2, Sosyalist sol yüzde 1,5- 2. Resmî ideoloji, Türk- suni İslam- modernist, Kemalist ulus-devletçiler; CHP, İP ve benzerlerinin maksimum oranı yüzde 27- 29. AKP’nin yüzde 45- 50. Nasıl oldu da, AKP 10 yıldır toplumun ana tercihi oldu? Bu sorunun yanıtını, İslami kesimin aydın entelektüellerinin önde gelenlerinden Ümit AktaşNeşe Düzel söyleşisinde şöyle söylüyor. “İslami kesim, demokrasiyi amaca ulaşmanın aracı olmaktan çıkartıp, amacın kendisi olarak düşünmeye başladığı andan itibaren, değişti ve kitlesel oldu.” Soğuk Savaş dönemi, Cumhuriyet modernleşmesi, ideolojik, siyasi kutuplaşmasında, Gelenekçi-İslamcı değişimini Ümit Aktaş, böyle özetliyor. Bu, Menderes- Demirel- Özal liberal çizgisi olarak tanımlanan Türkiye’yi kapitalistleştirme girişimlerinin, 2000’li yılların Türkiye’si ve dünyasında, Türkiye gerçekliğinde “pratikleşmesi”dir.


İdris Hoca ve Şerif Mardin’in, “Merkez- Çevre” teorisi ve analizindeki mağdurlar bugün iktidar oldu. Çevreden merkeze gelenler, şimdi merkez oldular. Merkeze oturanlar, devlet oldular ve devlet aklı ile düşünmeye başlayınca: Çevre, merkezin aklıyla düşünmeye başladı ve devlet oldu. Devlet olanlar, değiştirmeye devam etmek yerine statüko oluşturarak, iktidar ve otorite olmanın nimetlerini görmeye başladılar.


Bu da başka bir yazı konusu olsun.