“Fıtratımız” şiddet öfke üretiyor

 

 

 

Aynı dili konuşan, aynı alfabeyi kullanan “yüce Türk milletinin” “yerli ve milli” evlatları, bir paragraflık KHK da ne denmek isteniyor hakkında “ dil bilgisi” bilgisinde anlaşamadılar.

Bir kararnameyi okuyanlar ondan farklı farklı sonuçlar çıkartıyorsa, adalet uygulayıcıları ve adalet dağıtanlarının vay haline.

Bir KHK yazılıyor, yazım subnuminal mesajlar vermeye açık kapı bırakıyorsa bu metin anlam, yorum ve hukuki bakımında sorunlu demektir.

Oysa  “Ali Kapıyı aç” ile  “Ali kapıyı kapat ”tan ne anlıyorsak yazılan kararnamenin de bu kadar sarih olması gerekiyor; anlaşılmıyorsa ya Türkçe zaman çekimini bilmeyen birleri bunu kaleme aldı ya da ve daha kötüsü arada kaynar düşüncesiyle örtük, gizli başka niyetler için yapıldı.

Taha Akyol (KHK rejimi, Hürriyet, 26,12,2017)Meclis komisyonlarında incelenmeden, genel kurulda müzakere edilmeden ‘yazdım oldu’ usulüyle KHK’lar çıkarılıyor.

Son 696 sayılı KHK ile darbe ve terör eylemlerinin “bastırılmasına” katılan siviller hakkında cezasızlık düzenlemesi tipik bir örnektir. Madde o kadar kötü yazılmıştır ki, büyük tepki çekti, Adalet Bakanı Abdulhamit Gül ve parti sözcüsü Mahir Ünal “Sadece o gece ve devamı niteliğindeki 16 Temmuz sabahıyla ilgilidir diye açıklama yapmak zorunda kaldı.

Hukuken bağlayıcı KHK metnine, hukuken bağlayıcı olmayan sözlü sınırlama! Hayret doğrusu...

KHK ‘yazdım oldu’ refleksiyle hazırlandığı için “15/7/2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsü ve terör eylemleri ile bunların devamı niteliğindeki eylemlerin bastırılması kapsamında hareket eden” siviller hakkında soruşturma yapılmayacağı yazılmıştı. Şu belirsizliklere bakın:

Dört yanlış

 - Bir: Kanunlarımızda “terör eylemi” diye bir tanım yoktur; bunun yerine darbeyle ilgili Ceza Kanunu maddeleri yazılmalıydı!

- İki: Madde darbe girişiminden başka ayrı kategori gibi “terör eylemleri”nden bahsediyor. Mahir Ünal ise buradaki “terör eylemi”nden kastın da darbe eylemleri olduğunu şifahen söylüyor!

- Üç: Maddede “bunların devamı niteliğindeki eylemler” deniyordu; günümüze kadar sündürülebilirdi! Mahir Ünal’a göre bundan da maksat “sadece 15 ve 16 Temmuz günleri” imiş!

- Dört: KHK’daki “bastırma eylemi” kavramının da hukuki tanımı yoktur, keyfiliğe açıktır...” Taha Akyol iyi niyetle uyarıyor: “Hukuk devleti “acele işe şeytan karışır” diye dikkatlidir. ‘Yazdım oldu’ deyince böyle  “teknik” yanlışlar yaşanıyor.” diyor.

 

Aynı dilde yazanlar yazılanı farklı anlıyorsa

Öte yandan en açık ve anlaşılır eleştiriyi AKP bağlamında “içeriden” sayılan Abdullah Gül yaptı. KHK’nın yazımındaki hukuk diliyle bağdaşmayan muğlaklık, hukuk devleti anlayışı açısından kaygı vericidir. İlerde hepimizi üzecek olaylara ve gelişmelere fırsat vermemek için gözden geçirileceğini ümit ediyorum." dedi.  

İktidardan gelen yanıtlardan gördük ki, ne teknik yanlış, ne ileride hepimizi üzecek olaylar uyarılarına aldırmadılar, aksine Cumhurbaşkanı “bu sadece 15 Temmuz'u kapsayan bir olaydır. Bunun dışında hiçbir şey söz konusu değil. Geçmiş cumhurbaşkanımızın da, burada kalkıp maalesef bir muğlaklıktan bahsetmiş olması üzücüdür. Neye dayanarak siz böyle bir muğlaklıktan bahsediyorsunuz? Hangi madde sizi bu muğlaklığa itebiliyor? Bu üzücü olmuştur. Kendileri tarafından yapılan o açıklama, aldığı retweet'lerle süreci çok farklı bir yere doğru işletmiştir.” Açıklamasını yaptı. Başbakan,” "KHK'nin dilinde bir şey yok, Hiçbir düzeltme yapılmayacak. Bir sorun yok dilinde, mesele bu kadar açık ve nettir. Kimse başka bir tarafa çekmesin." diye yanıt verdi.

Bu açıklamaları okuyunca iş inada mı bindi diye düşünülebilir. Fakat başbakanının  “ Kimse başka bir tarafa çekmesin” sözü bir tarafa çekilecek kadar anlam farklılığı olduğunun da itirafı niteliğinde.
AKP Genel Başkanı, yapılanın eksik, yanlış diyenlerin arasında yer alan Abdullah Gül’e
 "Bu husumet kervanına dava arkadaşlarımızdan bazılar katıldı, katılıyor. Yazıklar olsun" diyen Erdoğan, Gül’ü fırsatçılıkla suçladı ve Abdullah Gül,Bazı milletvekilleri ve troller şahsıma saldırıyı arttırdı. Partimizin kuruluş ilkesi olan ifade özgürlüğüne inanıyorum. Gerekli gördüğümde açıklama yapmaya devam edeceğim.” yanıtını verdi.

Bu tartışma önümüzdeki günlerde de devam edecek gibi görünüyor.

Kamuoyuna yansıyan çok değişik kesimden eleştirilere karşı çubuğu hainliğe doğu  kırma eğilimine doğru gidiyor.  

İsmi belirsiz bir kişinin mektubunu “millet iradesi” sayanların bu kadar itiraza karşı direnmek yanlış diyenlere karşı çıkıp “hayır doğru" diye savunma yapmaları bu KHK’nin pek de iyi niyetli olmadığı kuşkusunu güçlendiriyor.

Hukuk devletinde devlet  “rutin” dışına çıktığında 1990’larda neler yaşandığı hafızalarda taze, yazılı belgeler,  dava dosyaları tozlanmış değil.

Devlet bazı tırnak içinde güvenlik sağlamak adına yasal olarak kurulmuş kurumların hukuk ve rutin dışına çıkması güvencesi olabilecek muğlak KHK ile hukuk devleti olmaktan uzaklaşır. Keyfiyet adaletin yerine geçer.  Kafası esen adaleti kendisi sağlamaya kalkarsa,  kılıf olarak da bu KHK kullanılır.

Hayır bizim milletimiz böyle şey yapmaz yüksek erdeme sahip, yüksek ahlaklı, hak yemez, zinhar yalan söylemez, hümanist,  kendi gibi düşünmeyen, farkı dil, dini inanca sahip olanların bütün farklılıklarını kabul eden demokrasiyi içselleştirmiş kültürünün ayrılmaz parçası haline getirmiş, şiddetin her türünden kendini arındırmış diyen varsa, o zaman İngiltere gibi anayasanız olmasa da olur.

Ama burası Türkiye: Her şeyden tahrik olup öfkelenen, öfkesine sahip olamayıp gözü kararan, gözü kararınca kendini kaybeden milletiz.

Öyle mülayim insanların bir anda içinden canavar çıkıp alevler saçtığına (Mesela TBMM oturumlarında) şahit oluyoruz.

Bir önceki yazıda Bu memleketin çokça yumuşak ve kırılgan alanları var  demiştim.

“Bizim fıtratımız” yukarıda belirttiğim gibi.  Bu bizim sosyolojik gerçekliğimiz, toplumsal kültürümüz.

Bu hassasiyetlere ilk önce siyasiler, sonra kanaat önderleri, STK’lar ve eğitim kurumları, eğitimciler esas olarak anne babalar ve aileler özen göstermeli diyeceğim; ama bunun ancak havaya doğru konuşulmuş temenni olacağını da biliyorum.

Belirsizliğe kapı açıldığında kimin girip çıkacağı belli olmaz

Bu kültürel, toplumsal hassasiyetimize! Rağmen, nedeni ne olursa olsun, özellikle asayişi sağlama işi belirli kişilere, gruplara, örgütlere veya partililere devredilerek; devletin sağlamsı gereken güvenlik bu yapılarla paylaşılmaya başlandığı zaman nerede duracağı belli olmayan eylemlilikler kaçınılmaz olur.

Bu KHK’nın Türkçesi, devlete ait olan güç kullanma hakkının böylesi

kurumlara da devredilmesi demektir. Bugün böyle yapıların yasal varlıklarını onaylamak yarı legal, illegal yapılanmalara da yol açabilir.

Bir zamanlar Komando Kampları ile başlayan ve 1970’li yıllarda ne olduğu belirsiz! Kont gerilla olarak da tanımlanan, Türk İntikam Tugayı (TİT) Esir Türkleri Kurtarma Ordusu (ETKO) Türkiye Ülkücü Şeriatçı Komando Ordusu (TÜŞKO)  gibi karanlık silahlı illegal örgütler ortaya çıktı. İster vesayet ister başka biçimde siyasal iktidar tarafından bu tür yapılara cesaret verildiğinde, ok yaydan çıkar ve kimin eli kimin cebinde, kim kimi kullanıyor bilinmez karanlık sulara yelken açılır. 

Türkçe yazılıp, Türkçe okuma yazma bilenlerin dil birliği sağlayamadığı maddeye bir kere daha bakalım;

"Resmi bir sıfat taşıyıp taşımadıklarına veya resmi bir görevi yerine getirip getirmediklerine bakılmaksızın 15/7/2016  tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsü ve terör eylemleri ile bunların devamı niteliğindeki eylemlerin bastırılması kapsamında hareket eden kişiler hakkında da birinci fıkra hükümleri uygulanır."

Peki, birinci fıkrada ne yazıyor: “15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsü ve terör eylemleri ile bunların devamı niteliğindeki eylemlerin bastırılması kapsamında karar alan, karar veya tedbirleri icra eden, her türlü adli ve idari önlemler kapsamında görev alan kişiler ile olağanüstü hal süresince yayımlanan kanun hükmünde kararnameler kapsamında karar alan ve görevleri yerine getiren kişilerin bu karar, görev ve fiilleri nedeniyle hukuki, idari, mali ve cezai sorumluluğu doğmaz.”  Kime doğmaz “darbe teşebbüsü ve terör eylemleri ile bunların devamı niteliğindeki eylemlerin bastırılması kapsamında hareket eden kişiler hakkında da birinci fıkra hükümleri uygulanır."

Bu cümlenin başka bir meali de Süleyman Demirel’in bir zamanlar “Bana sağcılar ve milliyetçiler cinayet işliyor dedirtemezsiniz”  zihniyetinin hukuk dilinde yazılmış halidir.

 

Geride bıraktığımız yıl geride kalsın, yaşadıklarımızı bir daha yaşamayacağımız yeni bir yıl dileklerimle.