Hakikisini anlat!


12 Eylül darbe sonrası yarı legal vaziyetteyim, kaldığım evin anne-babası işe gidiyor. Üç yaşında bir delikanlı! ile gündüz evde baş başa kalıyoruz. En çok sevdiği ve mızmızlanmadığı tek şey masal dinlemekmiş.

Aslında bütün masalları ezbere biliyormuş.

Her anlatışta ilk kez dinliyormuş gibi pür dikkat kesiliyordu.

Her masal bittiğinde: “Hakikisini anlat” diye tutturuyordu.

Bir daha anlatıyordum.

Kaşlarını çatıyor, sinirleniyor.

“Hakikisini anlat”, “Hakikisini anlat…”

Anlattım diyorum.

 El mahkûm aynı masalı yeniden anlatıyorum. İlk kez dinliyormuş gibi pür dikkat dinlemeye devam ediyordu.

Bütün gün aynı masalı ben sinir harbi içinde anlattım, bizim delikanlı da sinir katsayısını arttırarak,“Hakikisini anlat” diye diye beni dinledi.

Akşam oldu anne-baba geldi, ben derin bir ohhh çektim.

Günün anlam! ve önemini! anlattım.

“Hakikisini anlat”

Başladılar kahkahalarla gülmeye.

"Sana söylemeyi unuttuk kusura bakma, bizim velet  yeni masal anlat demeyi  Hakikisini anlat  diye zihnine yerleştirmiş." dediler...

15 Temmuz darbe girişimi sonrası anlatan anlatana. “Hakikisini anlatan” kim, ne hakiki, ne perdeleniyor, kim neyi gizliyor, bir dizi sorular var, fakat bu sorulara açık, inandırıcı, ikna edici yanıt veren yok.

Tarihe veya an’a “kahramanlık” imgeleri yükleyerek algı oluşturma ve kuşa bak, kuşa derken, başka şeyleri kaçırma her zaman olmuş şeyler.

Genel Kurmay başkanı, kuvvet komutanları, yaver ve itirafçı ifadelerini okuyorum…

Hemen gözümün önüne, “Hakikisini anlat” , “Hakikisini anlat” tekrarı geliyor.

Ömer Laçiner’de “Hakikisini anlat” a yanıtlar arayan http://kuyerel.org/yazarlarimizYaziGosterb.aspx?id=846&yazarId=129    yazısında sorular sorup yanıtlar arıyor. 


İtirafçılık erdemlilik olmuş karaborsaya düşmüş

 

Düne kadar devletin ve iktidar olanların ve de  merkez medyanın hiç ilgi odağında olmayan, ciddiye alınmayan, Gülen Cemaatinde otuz, kırk yıl yer almış, “kurucu babalar” itirafçı olarak TV, TV dolaşıyorlar. 

İtirafçılığın “erdem” sayıldığı, kapışılıp, karaborsaya düştüğü zamanları yaşıyoruz. Eski ve yeni itirafçılardan hangisi hakikati anlatıyor, hangisi, “kuşa bakın, kuşa bakın” diyor belli değil.

Mesela neden Gülen Cemaati, MGK’da   FETÖ  kararı alınıncaya kadar  Türkiye Gladiosu bağlamında  sivil,  askeri ve bürokratik… yapı olarak ele alınıp soruşturulmadı da, FETÖ kararından sonra  bütün kapılar her yerde ardına kadar açıldı? 

 

Kol kırıldı yen içinde mi kaldı?

 

Sivil, asker, iktidar ve devleti yönetenler vs. vs… Aldatıldık, yanıldık, rabbim affetsin… bunlar samimi, inandırıcı olmadığı gibi komik: Çünkü bu söylem ve itiraflar  hukuktan kaçmanın yolu. Ortada görevden kaynaklı, kamu zararına, yurttaşların özgürlüğünü ve can güvenliğini tehlikeye atan kararlar verilmişse, karar vericiler hukuki sorumludurlar. Vicdani af dileyerek kurtulmak mümkünse, hapishanelerde yatan kimse kalmaz. 

“Hakikisini anlatın”… “Hakikisini anlatın”, kuşa bakın, kuşa bakın demeyin.

Ne oldu…

Onlarca, yüzlerce kuş gösteriliyor.

En basiti,  Mart 2016 da “darbe olacak” söylentisine yanıt veren TSK’nın “asılsız söylenti” açıklaması ortada duruyor iken,  Başkomutan ve Başbakan Genel Kurmay Başkanına sorumlukları ve sorumsuzluklarını sormuşlar mı? Sormuşlarsa neden hala iş başında duruyor? Ve neden Yenikapı’da 4. Parti lideri gibi konuşturuluyor? 

Askeri bürokrasi tepesinde yer alan karar vericilerin darbe girişimi öncesinde yaptıkları normalmiş gibi davranılmasından kuşku duymamak, günün önemli sözlerinden birisi olan “aklını kiraya vermiş” olmak değil midir? 

Aklını kiraya vermeyen, analitik düşünen, soru sorabilen her insan:

Kimler, kimlerle ne pazarlık(lar) yaptı. Kimler, Kimlerle uzlaştı. Açıklanamayan saatler…de  ne olup bitti diye sorular sorar.

Askeri, siyasi emir komuta iletişiminin işlemediği zamanlarda ne oldu? “Hakikisini anlatın”  

Birisinin söylediği gibi:  “Japon ahlak ve kültürüne dâhil olsaydık”   ortada devleti, askeriyeyi, bürokrasiyi ve hukuku yönetecek insan kalmazdı. Herkes harakiri yaparak kendini imha ederdi.

Marx,  “katı olan her şey buharlaşır” diyor. Siz bunu, çözülür, açığa çıkar diye anlayın.

Benim ömrüm hakikati görmeye yeter mi bilmiyorum.