HDP toplumun vicdanına ve aklına dokunuyor


Türkiye son otuz yılda sarsıcı sosyolojik ve zihinsel değişim içinden geçiyor: Küresel ve yerel dip dalga diyalektiği toplumun tümünde köpürerek dışa vuruyor. Kıyıya vuran dalgalar geriye çekilip tekrar geldiklerinde bambaşka oluyorlar. Mutlak doğru bilinenler yanılsanıyor, ezberlenmiş doğruların hakikat karşısında yüzü kızarıyor. Günlük çıkarlar için her türlü hakikati eğme bükme ve araçsallaştırıp amaca uydurma cambazlığını toplum ve bireyler artık yutmuyor. Bu cambazlığı ister sol-sosyalizm, ister dindarlık-din, toplumsal gelenek görenek, ahlak vs. için yapanların ikiyüzlülüğünü yutanlar hızla azalıyor.

Bu seçim, bütün kartların defalarca karılıp yeniden dağıtılacağı bir seçim havasında gidiyor. İdeolojik duruşta olanların dışında oy kullanacak seçmenler, özellikle genç seçmenler, bugünlerine, yarınlarına ve geleceklerine oy verme tercihleriyle yüz yüzeler. Genç seçmenler aynı zamanda, anneleri ve babalarının zihniyet dünyalarıyla, gelenekleriyle değerler dünyalarıyla, bugün ve gelecek hayalleriyle kırılma ve kopuş çelişkisi ve çatışması içindeler diye düşünüyorum.

 

HDP, UMUT ARAYIŞINDAKİLERİN UMUDU OLMA YOLUNDA

HDP hakkında Türkiye’nin her yerinde, hemen herkes —Erdoğan ve Davutoğlu dışında– çoğunlukla iyi konuşuluyor. Selahattin Demirtaş’ın siyaset yapma tarzı, siyaset dili herkesin yüreğine dokunuyor, içini ısıtıyor. Uzunca bir zamandır kaybettiğimiz, üstünü kapattığımız, erdem, sevgi, vicdan, adalet duygumuz derin uykusundan uyanıyor.

Demirtaş’ın uzlaşmacı, demokrat, herkes gibi sıradan olma hâli ve siyaset dili, Kasımpaşalı- külhanbeyi, astığı astık, kestiği kestik, şan, şöhret, mal- mülk, takım- taklavat üstüne oturmuş hindi gibi kabarma- babalanarak siyaset yapma raconunu- fiyakasını fena hâlde bozdu.

Herkesin gözünün içine baka baka yapılan demagoji, yalan, iftira, çamur siyaseti iletişim çağında söz ağızdan çıktığında gerçek ne ise sosyal medyada dalga dalga yayılıyor.

HDP ve Demirtaş’ın seçim kampanyası stratejisi Cumhurbaşkanı ve Davutoğlu’nun çatışma üstüne kurdukları siyaset stratejisini çökertti. Bu yazının ana konusu değil ama, Kılıçdaroğlu’nun AKP ile polemik yapmayan ve çatışmadan uzak kendi politikasını anlatan stratejisini de bir kenara not etmek lazım.

HDP, toplumsal ortak dili, duyguyu, vicdanı yakaladı. HDP’ye sempati duyan, oy vermeye karar verenler, HDP’de en özgür biçimde kendilerini ifade edebileceğini görmüş olmalılar: Kürt siyasal hareketi içinden gelen, sert çatışmalar içinden geçmiş bir hareketin Türkiye partisi olma amacına yönelmesi ve Türkiye’nin her yerinde olması. Bu çok önemli bir potansiyel, HDP bu potansiyeli kucaklayıp, hem kendi değişiminin hem de Türkiye’nin siyasal değişiminin öznesi olabilir mi olamaz mı? 2015 seçimlerinin toplumun tümünü kucaklayan, toplumun tümünün sempati ile baktığı Selahattin Demirtaş öznelliği, HDP’yi aşan öne çıkışı hem avantaj hem dezavantaj.

HDP ve Demirtaş, siyasal yenilenmenin aktörü gibi davranıyor. Machiavelli’nin kurduğu siyaset felsefesinden bu yana kurumsallaşmış siyaset, toplumu oluşturan sosyal- sınıfsal parçalar çıkarına yapılmakta. Parti adı bu parçaları savunan siyasi organizasyon olarak siyasal literatüre girmiş bulunuyor. 21. yüzyılda hâlâ siyaset, “parti- toplumsal parça”nın çıkarı ve ötekileri yok etme, boyunduruğu altına alma olarak yapılıyor. Seçimler yoluyla çoğunluğu sağlayarak iktidara gelindiğinde, devlet, toplumsal hayat, düşünce, inanç veya inançsızlık, iktidar partisinin ideolojisi ve temsil ettiği sınıf adına dizayn ediliyor.

Siyaset, pragmatizm esas alınarak yapıldığı için, vicdan, erdem, değerler dünyası siyaset yapmanın aracı olarak özünden saptırılıp araçsallaştırılıyor.

Machiavelli’nin siyaset felsefesinde ifade edilen “iktidara giden yolda her şey mubahtır” zihniyetine sadık kalarak dünyada ve Türkiye’de siyaset yapanlar elbette var. Machiavelli’nin bu ilkesine geçmişte proletarya diktatörlüğünü savunan sosyalistler sadık! oldular. Bugün o sosyalistlerden “değiştim” diyen AKP-ML’li olanların zihniyetlerinin öznesi değişmiş durumda. Özne, Lenin, Stalin, Enver Hoca, Mao yerine Erdoğan olmuş, öncü parti AKP; sosyalist demokrasi AKP’nin demokrasi zihniyeti; anti-demokratik uygulamaları “demokrasi” olmuş durumda.

AKP’nin otoriter rejim kurma hayali, bu AKP-ML’ci “demokratları” maalesef hiç rahatsız etmiyor.

Değişim ve yenilenmenin ne ideolojik ne de toplum mühendisliği olarak planlanabilir bir şey olduğu yaşanıp görüldü. Görmeyenler, içinden geçtiğimiz bu dönemi “demokrasi ve kuruculuk” olarak tanımlıyorlar. Peki, sormak lazım: “Siz demokratik bir hayat yaşadınız mı, hayatınızda ne kadar demokratlık biriktirdiniz?
Ben yanıt vereyim: Teorik olarak sınırsız ahkâm kesecek kadar çok demokratlık, demokrasi lafı ederiz, iş pratiğe geldi mi her somut durumda yüzümüz hep kızarır.

Bizim kuşak hep demokrasi mücadelesi verdi, ama ne tadını ne tuzunu bildi, tattı. Demokrasi sanılan şey ise, “öğretilmiş çaresizlik”ten öte bir şey değildi.

68 solcularının torunları, 78’lilerin çocukları babalarının ve dedelerinin arkaik ideolojik, sınıfa karşı sınıf, ulusalcı, seçkinci solcu, laikçi-Kemalist duruşlarını, bugün ve gelecek hayallerini darmaduman eden küresel ve yerel zihniyetle, sosyal davranışla, politik bakışla hareket ediyorlar diye düşünüyorum, gördüklerim, tanıdıklarım da böyle.

Bütün partiler ve toplumsal kesimler HDP’ye sempati ile bakıyor. Bu, demokrat zihniyetin toplumsallaşması adına sevindiricidir. HDP, toplumun her kesiminin vicdanına dokunuyor.

Demirtaş, algı manipülasyonlarına karşı gerçekleri ortaya koyarak, toplumun akılcı ve mantıklı düşünmesine örnek teşkil edecek konuşmalar yapıyor. HDP’yi gerçekçi, güvenilir hâle getiriyor. Bu seçim kampanyasının en sempatik lideri olması bu özelliğinden geliyor.

7 Haziran’da Türkiye’nin normalleşmesi için HDP’ye oy vermek, akıl sağlığını korumak, insan olmanın erdemine yüreğimizde yer açmak gibi bir şey.

Bu kez HDP demek için çok neden var.