Her zaman demokrat duruş zamanı

 Hüseyin Çakır - 20/03/2008 9:30:30 (776 okunma)

Her zaman demokrat duruş zamanı

Önce DTP'nin kapatılması, ardından AKP'nin kapatılma istemiyle dava açılması talebi, hukuk adına bir talep değil, "siyasal" bir talep. “Siyasal” olanı daha da darlaştırmak gerekirse, bir süredir devam eden ulusalcı/milliyetci refleksin en ağır topuyla ateş etmesi. Hükümeti yıkma girişimi.

Bu siyasal tutum alış, otoriter, anti demokratik ve faşizanlığa uzanacak tehlikeleri içinde taşıyan "ötekileştirme" ideolojisinin sonucu olarak, "ötekilere" yaşama hakkı tanımayan siyasal zihniyetten başka bir şey değil. Bu zihniyet için DTP, AKP fark etmiyor. Statüko ve resmi ideolojinin sınırları dışında olan her kurum ve birey rejim düşmanı olarak görülüyor.

Parti kapatma talebi, partileri kapatma zihniyeti 12 Eylül'ün devam ettiğinin bir başka göstergesi. Bu zihniyet; kutuplaştır, çatıştır, gerginliği yükselt ve sonunda bütün iktidara egemen olmak için hazırlanan psikolojik ortamı kullanarak kurtarıcı olarak sahneye çık. 28 Şubat süreci, darbelere yeni nitelik kazandırmıştı. E-muhtıra bu sürecin son halkası oldu herhalde. Öyle görünüyor ki, devletin en ideolojik kurumları Türkiye’nin değişim sürecinin önünü kesmek için sahneye çıktılar.

İşin bu noktaya gelmesinde AKP'nin günahı başta geliyor. AKP, demokratikleşme vaatlerinde kararlı ilerleme yerine, militarizmle politik dengeler kurma arayışlarını öne aldı. Bu yola girdiği andan itibaren bugünkü noktaya gelişin yolunu açmış oldu. “Yeni, Sivil” anayasa değişikliğini gündeme getirdiğinde demokratikleşme adına heyecan verici bir atmosfer oluşmaya başlamıştı. “Yeni ve Sivil” anayasa söyleminin kendisi bile, militarist, otoriter kesimlerin tepelerinin atmasına yetti de arttı bile.

Zafer Üskül’ün "sivil ve renksiz anayasa”, önerisi, anayasanın başlangıç kısmında ve maddelerinde Kemalizm ideolojisinin yansımaları olan "Atatürk milliyetçiliği" ve "Atatürk ilke ve inkılapları" gibi kavramların yer almasının gereksiz olduğunu ileri sürdüğünde , ulusalcı/milliyetçiler saldırıya geçtiğinde . AKP sessiz kaldı, Zafer Üskül adeta yalnız bırakıldı. “Sivil, Yeni” anayasanın laikliği/cumhuriyeti, cumhuriyet değerlerini ortadan kaldırma planının bir parçası olduğu ileri sürüldüğünde, türban merkezli tartışmada ısrar eden AKP,yeni anayasa tartışmalarını laiklik/türban arasına sıkıştırdı. Yeni anayasayı militarist çevrelere karşı şantaj olarak kullandığı, tartışmaları gündemden düşürmesi ve kararlı biçimde gündeminin arkasında durmayışından dolayı kuşku duyulmasına yol açtı.

Herkesin söylediği beylik laf ama, “demokratik rejimlerde parti kapatılamaz, parti kapatılmasına karşıyız”. Bu lafı en son söylemesi gereken AKP ve AKP’liler olmalı. Sistemin demokratikleştirilmesi için yapılması gerekenleri rölantiye alıp, toplumu, başörtüsü merkezli bir ikileme sıkıştırıp, bu ikilemden demokrasiden yana/özgürlükçü olduklarını kanıtlamaya giriştiler. Oysa “Sivil, Yeni” anayasa tartışmasına hız verilseydi, bu süreci demokratik bir biçimde yönetme doğrultusunda adım atılsaydı, birileri parti kapatma girişimi cesaretini bulamazlardı. Sistemin siyasal, toplumun temel sosyal sorunlarının çözümünde de kararlı durmayan AKP, bu sorunları siyasal rant için pazarlık olarak kullanma yolunu seçti. Demokrasi dilinin yerini hızla, milliyetçi, şoven dil aldı. Demokratikleşmeyi ve normalleşmeyi ertelediler, kutuplaşmaya yol açan tercihte bulundular. Önceliği, K.Irak’a müdahale aldı. Militarist, şoven çevrelerden gelen bu isteğin karışlığı olarak türban meselesini gündeme getirdiler. En azından dışa böyle yansıdı, böyle algılandı. "Yeni, Sivil” bir anayasa tartışılırken türban meselesini gündeme getirip, MHP ile uzlaşma sağlayarak anayasa değişikliğine gidilmesi pazarlığının bir sonraki adımının reform sürecini MHP'nin iradesine/çizgisine teslim etme yolunu tercih etmek oldu. AKP’nin kapatılması girişimine karşı MHP ile birlikte anayasa da parti kapatılması değişikliğine gidişin işaret edilmesi ve DTP'nin dışta bırakalması önerisi, AKP’nin demokratikleşme konusundaki köklü değişimden yana adımlar atmayı rafa mı kaldırdı sorusunu gündeme getiriyor.

AKP’nin ne kadar demokrat olup olmadığı AKP’lilerin sorunu. Ama, AKP’nin demokrasiden yana nasıl tutum alıp almadığı bu ülkedeki her yurttaşı bağlayan sorun. AKP, DTP için kapatma davasına yüksek sesle karşı çıkmadı. Parti kapatılması için çözüm arayışını o zaman gündeme getirmedi. AKP'yi kapatma davası açıldığında, “millet iradesine karşı duruluyor” diye karşı çıktılar. Peki, DTP'nin aldığı oylar millet iradesi değil mi?AKP, Kürt sorununun demokratik çözümü konusunda yapabileceği çok şey varken adım atmadı. Demokratik çözüm söyleminin yerini milliyetçi söyler aldı. Erdoğan’ın DTP ile görüşme konusundaki açıklamaları ve AKP’nin Kürt Sorununa yaklaşımı demokrasi konusundaki duruşunu da ortaya koyuyor.Erdoğan’ın sık sık, %47 ve 16 milyon oy almış olmayı, işte demorasi, demokratik sonuç diye açıklıyor. Oy oranını demokrasinin kendisi olarak hatırlatmasının arka zihniyetinde çoğulculuğu, çok sesliliği kabul etmeyiş yatıyor. Her fırsatta %47'yi hatırlatması, otoriter zihniyete ne kadar yakın durduğunu işaret ediyor. Oy çoğunluğu ile herşeyin yapılacağını sanıyor bunu açık seçik te söylüyor. Bu anlayışından dolayı oy gücünü, demokrasilerde olmayan yapılanmaların “ derin güçlerle” pazarlık yapma olarak kullanıyor. Bu zihniyet .AKP’yi demokrasiden uzaklaştırıyor.

Demokrasiden yana tutum almak, kırılma anlarında ortaya çıkan tutum olmamalı. Her durumda her koşulda ve her zaman demokrasiden yana olmak gerekiyor. Demokratlar için demokrat olmanın en temel koşulu, demokratik rejimden yana olmaktır. Demokratlar, AKP’yi demokrat olmaya zorlayamayız. Ama, iktidar olan AKP’nin demokrasiyi korumasını ve geliştirmesini istemek herkesin hakkıdır. Erdoğan demokrat olma ile demokrasiden yana olma birlikteliğini ve ayrımını anlayamıyor, karıştırıyor. Demokrasinin kuralını oy çokluğu, bu oy çokluğunun da demokrat olmanın koşulu olduğunu sandığı için, demokrasi konusundaki zihin karışıkılığından dolayı, demokrasinin geliştirilmesi sürecinde kimlerle birlikte hareket edeceğini de belirleyemiyor. 

Demokratik sistem; bireyleri, farklı kimlikleri ve farklı siyasal görüşleri sistemin zenginliği olarak bir arada barış içinde yaşama iklimi sağlar. Böyle birdemokratik sistemi istemek için ilk önce 12 Eylül rejiminin uzantısı yasalardan kurtulmak gerekiyor. AKP bu iradeyi kararlı biçimde cesaret göstermemiştir, güven verici bir duruş sergilememiştir. Demokrasiyi güç oranı, oy çokluğu ile eş anlamlı görme zihniyeti, anti demokratik cenahta bulunanların gücüyle kendini kıyaslama yarışında, AKP anti demokratik karşıtına dönüşmeye başlamıştır. Başsavcılığın AKP’yi kapatma davası bu güç gösterisinden yarışından başka bir şey değildir. Cumhuriyet değerleri ile dini inanç değerleri çatışması, karşılıklı bloklaşma ve ulusalcı/milliyetçi gövde gösterileri maçının birinci raundunun son vuruşu AKP’yi kapatma davasımı olmuştur? Ya da, AKP ile ordu arasındaki yumuşama görüntüsünden rahatsız olanlar, bu havayı bozacaklarını mı düşünmüşlerdir? Haydi son bir şey daha, ulusalcı/milliyetçiler, AB sürecini sabote etmenin ve AB içindeki Türkiye karşıtlarını kışkırtmak böylece, "AB bizi istemiyor"teranesini güçlendirmeyi de mi düşünmüşlerdir acaba? Türkiye'nin demokratik değişiminin önüne en iyi çomak böyle sokulur mu demişlerdir dersiniz? Bizim pek göremediğimiz, değişimden yana ve değişim karşıtı farklı bir bloklaşma mı oluştu? AKP bu bloklaşmada nerede duruyor? Mağdur olmayı çok fazla dile getirirken, demokrasiden yana olduğu için mağduriyete uğradığının demogojisinimi yapılıyor?

Mağdur olmak, her koşulda haklı olmak değildir. AKP demokratikleşme meselesini, bütün toplumun meselesi ve rejim sorunu derinliğinde görmüyor. AKP’li olmayanlar için bu AKP’nin sorunu denilerek geçilebilir. AKP’li olmayanların AKP’yi demokrat yapma gibi sorunları da olmaz, olmamalıdır diye düşünüyorum. Fakat ”Sivil, Yeni” anayasa gibi rejimin niteliği ilgilendiren konularda alınan tutum atılan adım ileri sürülen görüşler izlenen politikalar konusunda her yurttaşın AKP’ye söz söyleme, hatta müdahil olma hakkı vardır. Bu söz demokrasiden yana tutum alınıp alınmamasıyla alakalıdır. AKP’nin kapatılması istemi, demokrasi dışıdır. AKP’nin kapatılmasına karşı çıkmak AKP’den yana olmak olmadığını sanırım ilk başta AKP’liler anlıyor olmalı. 
Demokratik /solcular içinde bu süreç sınav olacaktır.