İdeolojik anayasa ‘sivil’ de olamaz ‘yeni’ de

Hüseyin Çakır - 21/12/2007 0:52:55 (529 okunma)



İdeolojik anayasa ‘sivil’ de olamaz ‘yeni’ de

Sivil” veya “yeni” anayasanın olmazsa olmazları neler olmalı? AKP’ nin hazırlattığı sivil anayasa taslağında, “değiştirilmesi dahi teklif edilemez” ilk dört maddenin 2. maddesinde “Türkiye Cumhuriyeti, insan haklarına dayanan, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk devletidir.”deniyor. Bu madde yer alan “ Atatürk milliyetçiliğine bağlılık” ibaresi ile “yeni”, “sivil” anayasa olma iddiası çelişiyor. “Atatürk milliyetçiliğine bağlılık,” tanımı, demokrasi anlayışı ve demokratik değerlerle, evrensel hukuk değerleri ve hukukun üstünlüğü ilkesiyle de çelişiyor. Demokrasi ve evrensel hukuk değerlerinin üstünde, onları kendine tabi kılan/kılacak “üstün iradeyi” (resmi ideoloji) ifade ediyor.

 Atatürk milliyetçiliğine bağlılık” ilkesi, toplumsal, siyasal hayatın düzenlenmesi resmi ideoloji ile sınırlandırılıyor. Siyasal çoğulculuk ve bilimsel/akademik/düşünsel hayat, dini inanç(lar) başta olmak üzere, hemen her şeye “ Atatürk milliyetçiliğine bağlılık”a uygun mu değil mi kriteriyle bakılıyor. “Vatanseverlik, vatan hainliği”, kriterleri yıllarca bu ilkeye göre belirlendi. “ Atatürk milliyetçiliğine bağlılık” Atatürk’ün komutan kişiliği ve devlet kurucusu olma özelliği ile bağlı gibi gösterilmeye çalışılsa da, Mustafa Kemal’den öteye bir ideoloji olarak kullanılmıştır. Cumhuriyeti kuran asker, sivil bürokrat elit’in “bütün iktidara” sürekli sahip olunabilmesi için, ordu-devlet, ordu- millet militarist politikaları değişik dönemlerde, çıkarlar neyi gerektiriyorsa “ Atatürk milliyetçiliğine bağlılık”öyle dizayn edilmiştir

Bütün askerler “ Atatürk milliyetçiliğine bağlılık” ilkesine dayanarak, hayatın bütün alanlarına müdahale etme, düzenleme haklarının anayasal görev olduğunu kabul etmektedirler. İster muvazzaf, ister emekli askerler olsunlar, “Atatürkçü Düşünceye bağlılık” tezinden kalkarak, toplumsal, siyasal alana dair söz söylemeyi, görüş ifade etmeyi, gerektiğinde direktif vermeyi askeri görev olarak düşünüyorlar. Bütün askeri darbelerin gerekçesi, olan “koruma ve kollama” görevi, “Atatürk ilkeleri ve devletin bölünmez bütünlüğü” tehlikesi tezine dayandırılmıştır.

Devletin kuruluş felsefesinde ifadesini bulan, kurucu unsur olarak ordunun ayrıcalıklığı, anayasalasalarda bu ilke ile güvence altına alınmıştır. “Devlet”i “koruma kollama” görevi TSK’nın asli görevi kabul ediliyor. En demokratik yapıldığı ileri sürülen anayasada bu ilke olduğu sürece, TSK ve mensupları kendilerini bu kutsal görevle görevli görmeye devam edeceklerdir. Bu madde anayasada var olduğu sürece, “Vatan Sever Kuvvetler“, “Yeniden Kuvayi Milliyeciler” gibi militer, paramiliter sözde “sivil” güçler, karanlık işlerinin üstünü örtmek isteyenler, demokrasi karşıtları, AB sürecine karşı çıkanlar bu ilkeden kalkarak durumdan vazife çıkartmaya devam edeceklerdir.

Anlaşılması zor olan başka bir durum ise: TÜSİAD, TOBB, TBB... gibi demokrasiden yana görüşler açıklayan kurumlar ve bazı “demokrat” bilinen aydınlar, yazarlar hukukçular, anayasa hukukçuları da ilk dört maddenin değiştirilememesi gerektiğini savunuyor olmalarıdır. İlk 4 madde de, Cumhuriyet, bayrak, başkent, milli marş'ın değiştirilemezliği anlaşılabilir; "Atatürk milliyetçiliğine bağlılık", ın “yeni anayasada” var olması, hem siyasal bir tanımlama hem de ideolojik bir çerçeve çizilmesidir. Bu ilkenin var olmaya devam etmesi, rejimin otoriter, militarist anti demokratik karakterinin devam etmesi demektir.


Sivil veya yeni anayasa da 2.madde ki “Atatürk milliyetçiliğine bağlılık” kalırsa, anayasanın ve diğer bütün yasalar bununla uyumlu olmak zorundadır. Bütün yasaların ruhuna-felsefesine Kemalist ideolojinin hâkimiyeti (Atatürkçü Düşünce, Atatürk Milliyetçiliği) hâkim olacaktır. 12 Eylül ruhunun ve zihniyetinin devam etmesi demektir. 

“Atatürk milliyetçiliğine bağlılık” kaldığı sürece siyasal çoğulculuk, parlamenter demokrasi ve kuvvetler ayrılığına dayanan demokratik sistemin işlemesi zordur. Anayasadaki değiştirilemez, değiştirilmesi teklif edilemez maddelerde: Devlet-toplum ilişkisi, birey-devlet ilişkisi, devlet kurumlarıyla-bireyler arasındaki ilişki, siyaset-devlet, siyaset- toplum ilişkisinde, DEVLET ‘i merkeze alan zihniyet korunuyor. Asker, sivil bürokrasinin dışında toplum zihninde de, soyut bir devlet üst aklı kabul görüyor. Bu “devletçi akıl” nedeniyle, resmi ideolojinin sınırları dışındaki sorunlarımızı çözemiyoruz. 

Kendisini bir resmi ideoloji ile tanımlayarak sınırlayan anayasa, ne kadar “yeni”, ne kadar “sivil”, ne kadar demokratik, ne kadar çağdaş olabilir. Resmi ideolojiyle kendini sınırlayan anayasal düzende bütün siyasal partiler, üniversiteler, basın, aydınlar… Atatürk milliyetçiliğine bağlı olmak zorunda olmayacaklar mıdır? Yasama, Yürütme ve Yargı, Atatürk milliyetçiliği esasları na göre, öteki okumasıyla Atatürk milliyetçiliği ideolojisine göre karar almak, karar vermek durumunda olmayacaklar mıdır? TBMM’nin resmi ideolojik esasa göre, yasama, yürütme işlevini yerine getirmesi zorunlu olmayacak mıdır? Demokratikleşme sürecinin karşısına ondan daha ağırlıklı anti demokratik maddeleri ve zihniyeti yerinde tutarak, “yeni”, “sivil” anayasa yapılamaz. Bu zihniyet 12 Eylül zihniyetidir. Seçilerek TBMM gelmiş olan milletvekillerine “terör mecliste” dedirten de bu zihniyet. 

Demokratikleşme sürecinde kalıcılığı, sürekliliği sağlamak için, ideolojik devletten demokratik devlete geçiş için, resmi ideoloji zihniyetinden demokrat zihniyete geçiş için bir kırılma yaşanmak zorunda. “Sivil, yeni” anayasa sözcüğünün sık sık kullanılması “sivil” olmak ve düşünmek için yeterli olmuyor.

Taraf- 19 Aralık 2007 da yayınlanmıştır