İdeolojisiz bir ordu mümkün mü?

Hüseyin Çakır - 02/07/2009 20:54:02 (587 okunma)


İdeolojisiz bir ordu mümkün mü?

Bir ülkenin Genelkurmay Başkanı, basın toplantıları düzenleyerek “demokrasi ve hukuka bağlılık” dan sürekli söz ediyorsa, demek ki, demokrasi ve hukukla sorunu var demektir. 

Başbuğ'un kurmay heyetini de arkasına alarak düzenlediği basın toplantıları ve bu toplantıların gündemi, değişim yolundaki Türkiye’nin, sancılı demokratikleşme ilerleyişini gösteriyor. Emekli generallerin ve muvazzafların içinde yer aldığı, darbe girişimi, andıçlar, dosyalar, belgeler, darbe günlükler, mafya ile ilişkilerin ortaya saçılması ve Ergenekon yapılanmasının TSK içinde ortaya çıkan uzantıları, genel kurmayı zor duruma sokuyor. Bu basın toplantıları bir yanıyla savunma, öte yanıyla saldırı ve gerçeklerin üstünü örtmek ve değişik yerlere mesaj niteliği taşıyor.

Dün normal kabul edilen, TSK kurumunun normal işleyişinin parçası görülen faaliyetler , mesela Batı Çalışma Grubu gibi, bugün suç eylemi olarak yargının karşısına çıkarılıyor. Bu çelişkili durum aynı zamanda TSK’nın kurumsal işleyişinin kargaşasına yol açıyor. Görev ve suç kavramları iç içe geçmiş durumda. Geçmişte görev olarak yapılanların bugün suç haline gelme çelişkisi TSK’yı zor durumda bırakıyor. Başbuğ düzenlediği basın toplantılarıyla durumu yumuşatmak, durama açıklık getirmek isterken, toplum zihniyetindeki ordu imajını da kırıyor. En güvenilir kurum olarak görülen ordunun komuta kademesinde yer alanların bir dizi karanlık pis işlere bulaştığı ortaya çıkıyor.

Başbuğ bu çelişkili durumların ortaya çıkmasını “TSK’yı yıpratma” faaliyeti olarak savunma yapmaya çalışıyor. Ahmet Altan, “Ordu olarak işinizi yapınsın, darbe hazırlıkları, fişlemeler yapmak yerine, döşediğiniz mayınları çıkartacak personel yetiştirin” diyor. Bütün mesele , TSK’nın görevinin rolünün ne olduğu sorusunda düğümleniyor. Normal demokratik bir düzende, ordu devletin güvenlik kurumlarından birisidir. Önemli bir kurumdur. Sık söylendiği gibi İtfaiye kurumu da çok önemlidir. Yangın çıktığında can güvenliğimizi sağlar. Ama İtfaiye müdürü, darbe planı hazırlamaz, basın toplantıları düzenleyip TBMM’nin, yargının görevleri hakkında, yüksek sesle personeline emir verir gibi konuşmaz. Neden konuşmaz, çünkü itfaiye müdürünün elinin altında silah, mühimmat yoktur. Neden konuşmaz, çünkü itfaiyenin görev yetkileri anayasa tarafından “koruma ve kollama” yetkisiyle donatılmamıştır. İtfaiye örneği uç bulunabilir. Emniyet Genel Müdürlüğü iç güvenlik ve vatandaşın can güvenliğinden sorumludur. Emniyet Genel Müdürü de böyle basın toplantıları düzenlemez.

TSK’nın siyasetin göbeğinde yer almasını sağlayan 82 Anayasasıdır. Ve TSK İç Hizmet Kanunu, orduya bu türden faaliyet yapma yetkisini veriyor. Başka bir ifade ile, 12 Eylül darbesini yapan ordu, kendisini böyle yetkilerle donattı.

Başbuğ'un “hukuka bağlıyız” vurgusu, aynı zamanda andıçlar, darbe planları, kişiler, kurumlar hakkında raporların hazırlanması, generallerin“DTP’liler mecliste o halde biz TBMM gitmiyoruz” diyebilmeleri, ” AKP’yi düşürme planları, “ siyaseti yeniden dizayn etme gibi faaliyetlerin”hukuki dayanağı Anayasa ve İç Hizmet Kanunun 35. Maddesidir. Başbuğ'un hukuk anlayışı, kaynağını hukuktan alın basın toplantısı düzenleme, sağa, sola emir verme yetkisi ve gücü buradan geliyor.

Bugün Başbuğ, yarın başka bir genelkurmay başkanı “ demokrasi ve hukuka saygılıyız” diyecektir. “Hukuka saygı” dan anladıkları, evrensel hukuk kuralları değildir. 1982 Anayasasıdır. Darbe Anayasasıdır. 82 Anayasası, temel felsefesi ve ideolojisi TSK’ya bütün kurumların üstünde, devleti koruma ve kollama yetkisi veriyor. Başbuğun sözünü ettiği “hukuka saygı, hukuk kurallarına uyma”, sözü bu anlamda kendi içinde tutarlıdır. Ve Ergenekon örgütlenmesinin TSK içindeki uzantısı da dahil bütün eylemlerin meşruluğu anayasa ve İç Hizmet Kanununu 35. Maddesinden alınıyor. Çevik Bir “ o andıç görevimin bir parçasıydı” diyor. Dursun Çiçek daha öncede benzer bir rapor hazırlamış sorusunu Başbuğ geçiştirdi.

TSK'nın Kemalizm çıkmazı

Başbuğ, TSK’ya karşı asimetrik psikolojik harekât yapılıyor diyor. TSK yıpratılıyor, TSK’dan elinizi çekin diyor. Bu zihniyetin arkasında, ordu- devlet, ordu -millet ideoloji yatıyor. Anayasa ve iç hizmet kanununca “görev” haline getirilmiş olan ideolojinin kendisi TSK’yı yıpratıyor. Her ne kadar Başbuğ, “demokrasi ve hukuka saygılıyız” diyorsa da, “bağlıyız” kelimesini bilinçli olarak mı yoksa zihin arkasındaki ideolojik kalıp nedeniylemi söylemiyor. Çünkü TSK, kendisini Kemalizm ideolojiyle bağlı hissediyor. Bu ideolojiyi, Bir önceki genel kurmay başkanı, Yaşar Büyükanıt “Atatürkçü Düşünce Sistemi “ olarak tanımladı. Başbuğ’un sözünü ettiği, “hukuka saygı” , sözündeki “hukuk” , 82 Anayasasının felsefi ruhu olan, Atatürkçü Düşünce Sistemi olarak ifade edilen, askeri vesayet rejimi ideolojisinden başkası değildir. TSK kurum olarak, siyasal, sosyal, ekonomik alanlara müdahale etme, yönlendirme, biçimlendirme meşruiyetini Atatürkçü Düşünce Sistemi ideolojisinden alıyor. 

Anayasa’nın başlangıcında yer alan (Değişik: 3.10.2001-4709/1 md.) "Hiçbir faaliyetin Türk millî menfaatlerinin, Türk varlığının, Devleti ve ülkesiyle bölünmezliği esasının, Türklüğün tarihî ve manevî değerlerinin, Atatürk milliyetçiliği, ilke ve inkılâpları ve medeniyetçiliğinin karşısında korunma göremeyeceği ve lâiklik ilkesinin gereği olarak kutsal din duygularının, Devlet işlerine ve politikaya kesinlikle karıştırılamayacağı” Ve Anayasanın Madde 2. "Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk devletidir.” Bu değiştirilemez ve değiştirilmesi dahi teklif edilemez maddelerin içine yerleştirilen “Atatürk milliyetçiliği, ilke ve inkılâpları… Atatürk milliyetçiliğine bağlı,” tan TSK bütün toplumu tek tip görüyor. Bu ideolojik tanımlama, siyasal sistemi çoğulculuğa kapatıyor. Yasama yürütme ve yargı güçlerinin bağımsızlığını ortadan kaldırıyor. Güçler ayrılığını, Atatürk milliyetçiliğine bağlılık ortadan kaldırıyor. Bu nedenle, Yargı siyasete ve TBMM’ne müdahale ediyor. Demokratik parlamenter sistem Atatürk milliyetçiliğine bağlı olmak zorunluluğu içinde görülüyor. Ve TSK devletin bütün kurumlarına, bireylere hatta şirketlere bile bu ideolojik gözle bakıyor. Fişlemelerin arkasında bu ideolojik görev anlayışı yatıyor.

Askeri yargı, askeri hizmetle sınırlanmalı

O halde öncelikle Anayasanın evrensel hukuk kurallarına göre değiştirilmesi gerekiyor.Askeri yağrının askeri hizmetle sınırlı, batıdaki gibi düzenlenmesi, ve İç Hizmet Kanunu 35. Maddesindeki, "Silahlı Kuvvetlerin vazifesi; Türk yurdunu ve Anayasa ile tayin edilmiş olan Türkiye Cumhuriyetini kollamak ve korumaktır” ideolojik, siyasi görevi kaldırılıp, TSK’nın dış güvenlik ve askeri meslekle sınırlandırılması gerekiyor. Demokratikleşme sürecinin en önemli kırılma noktası, Anayasanın felsefesinin değişmesi ve TSK’nın görev ve yetkilerinin yeniden tanımlanmasıdır. AKP’nin Anayasayı değiştirme için geri adım atmasının arkasındaki neden, askeri vesayet rejiminin savunan, asker- sivil güçlerle çatışmayı göze alamamasıdır. Zafer Üskül’ün Anayasanın giriş ve ilk üç maddesinde, Devletin adı, tevletin tanımı dışında değişiklik önermesine “rejimi değiştirecekler” diye gürültü yapılması AKP’nin geri adım atmasına yol açtı. Anayasanın üçte ikisi zaten değişmiş durumda. Asıl mesele, rejimin vesayetçi, otoriter niteliğini ortadan kaldıracak anayasa değişikliğinin yapılması. Bakalım o zaman genel kurmay başkanları böyle basın toplantıları düzenleyebilecek mi? Andıçlar, siyaseti dizayn etme raporları, darbe hazırlıkları yapılabilecek mi? Anayasa değişikliği, TSK’nın görev yetkilerinin demokratik ülkelerdeki gibi düzenlenmesi, demokratik değişimin kırılma noktasını oluşturuyor. Bu aynı zamanda devletin demokratik yeniden yapılanması için dönüm noktasını oluşturuyor. Süreç, sağduyunun egemen olacağını, çatışma yerine uzlaşmalarla bu dönüşümün zamana yayılarak gerçekleşeceğini gösteriyor.


2 Temmuz 09 Taraf