İki muhafazakâr(lık)


Aydınlanmacılara, devrimcilere, laiklere göre muhafazakârlık: Bilim yerine dine inananlar, inançlarının emrettiği gibi yaşamak isteyen mütedeyyinler, demokrasi ile bağdaşmayan siyasal İslamcılık, merkez sağ siyasi partiler ve onlara oy veren, çağdışı kalmış gericilerdi.

 

“Ultra modernist” “aydınlanmacı”lara göre, muhafazakârlar “göbeğini kaşıyan”,kentlere hücum etmiş çarıklı, “yeni kentli”lerdi. Muhafazakârlık, gericilikti, “öteki mahalle”ye aitti. Onları çağdaşlaştırarak, modernleştirmek gerekiyordu, 1923 cumhuriyet projesinin amacının özeti böyleydi. En kaba saba ideolojik, siyasal laik toplumsal muhafazakârlığı yaratmış oldular.
 

Toplumsal muhafazakârlığı iki ana ideolojik, siyasi akım temsil edegelmiştir. Birincisi, siyasal İslamcılık, ikincisi, kurucu ideolojiyi evrimleşmeler geçirerek savunan laikçiler, Diyanetçi Müslümancılar, cumhuriyetçiler ve Kemalistler. Sol ve sosyalist devrimciler de teorik ve pratik- politik tutum alışlarıyla ikinci kategori muhafazakârlar içinde yer almışlardır.

 

İki muhafazakârlık içinde, otoriterlik ve demokratlık cumhuriyet tarihi boyunca bütün siyasal hareketler/partiler de olagelmiştir. Çok partili dönemde “parti içi kavga-mücadele”lere demokratlık ve otoriterlik kavgası olarak bakılabilir.
 

Demokratlık anlayışının amacı ve içeriği tarihsel süreçte değişik boyutlarda ortaya çıkmıştır.

 

Tek parti döneminde CHP içinde demokratlar, çok partili sistemi savunarak Demokrat Partiyi ortaya çıkarttılar. Türkiye İşçi Partisi’nde,Mehmet Ali Aybar’ın “Güler yüzlü sosyalizm”ini savunarak, Leninci parti modeline karşı çıktılar. Ecevitİsmet İnönü’nün devletçi- milliyetçi, sınıfı reddeden “ortanın solu”na karşı, “demokratik sol” muhalefetiyle karşı çıktı.

 

12 Eylül sonrası SHP’de “partinin kimliği” tartışması da, demokratlık, otoriterlik zihniyetiydi.

 

ANAP’ın, DYP’nin çözülmesi ve tarih sahnesinden silinmeleri de, otoriterlik ve demokratlık kavgasında, askerî vesayetin siyasi partisi rolünü oynamaları nedeniyle olmuştur.

 

1980 sonrası sosyalist solda “değişim ve yenilenme” arayışları 1990’da Sosyalistlerin Birlik Partisi (SBP) olarak noktalandı. Sol’da birlik, ÖDP ile zirveye ulaştı. ÖDP içinde muhafazakârlık ve demokratlık tartışması (devrimci solcular ile özgürlükçü solcular arasında) yaşandı.

 

Kürt sosyolojisinde, PKK-BDP Kürt siyasal hareketi ile toplumsal ve siyasal muhafazakârlık, özgürlük talepleri bütünlüğü içinde kaynaşıyor. Kürt toplumsal muhafazakârlığı, Kürtlerin özgürlük mücadelesinde, Kürt kimliğini ve toplumsal, kültürel değerlerin toplamını ifade ediyor. Kürtlerin bireysel ve ulusal eşitlik, demokratik özgürlük talepleri aynı zamanda muhafazakâr talepler. Bu talepler ideolojileştirildiğinde, Kürtlerin önüne ideolojik siyasal tercih konulduğunda; muhafazakârlık, otoriterlik ve demokratlık ayrışması ile yüzü yüze kalacaklar. PKK-BDP Kürt siyasi hareketinin 32 Türk sol-sosyalist parti, sendika, dergi çevresiyle HDP altında birleşmesi, Kürdistan coğrafyasında, ideolojik siyasal hareketlerin çizgilerini kalınlaştıracak.

 

HÜDA-PAR’ın Diyarbakır, Batman’da aldığı oy, ideolojik ayrışmanın göstergesi. HDP’liler böyle eleştiriler yapınca alınıyorlar. Dost acı söyler...

 

 

KÜRESELCİ VE YERELCİ İLKESELLİK

 

Siyasal muhafazakârlık ile toplumsal muhafazakârlık birbirini olumlu veya olumsuz etkiliyor.

 

AKP’nin otoriterleşmesi, toplumsal muhafazakârlığı, otoriterlik ve demokratlık olarak ayrıştırıyor. Kutuplaştırma dili ve politikası, Erdoğan kimliğinde otoriter muhafazakârlığı sertleştiriyor, küresel demokratik değerlerden uzaklaştırıyor; bu söylediğimle “Taziye” açıklaması, iki ayrı şey. “Taziye” açıklaması, Süleyman Demirel’in, “Kürt realitesini tanıyoruz” doğrultusunda bir açıklama. Devamının nasıl geleceği önemli

 

İki muhafazakâr(lık)anlayışı cumhurbaşkanlığı seçimi dolayısıyla AKP içinde nasıl bir seyir izleyecek: Abdullah Gül’ün küreselci ilkesel duruşu ile Tayyip Erdoğan’ın otoriter, devletçi/ ulusalcı duruşu çelişkisi (!) AKP içinde veya dışında iki muhafazakârlık ilişkisinin geleceğini de belirleyecektir.